GÖKHAN EREK / ÖZEL HABER
İran ile ABD, işgalci İsrail ve Körfez ülkelerindeki ABD üslerine gerçekleşen saldırılar devam ederken; ABD Başkanı Donald Trump, Truth Social hesabı üzerinden yaptığı açıklamada, ABD ve İran'ın, Ortadoğu'daki düşmanlıklarının tam ve kesin bir şekilde çözümü konusunda son iki günde çok iyi ve verimli görüşmeler gerçekleştirdiklerini bildirmekten memnuniyet duyduğunu ifade etti.
TRUMP’TAN SALDIRILARI ERTELEME TALİMATI
Trump, açıklamasının devamında ise derinlemesine, ayrıntılı ve yapıcı görüşmelerin tonuna ve havasına dayanarak, devam eden toplantı ve görüşmelerin başarısına bağlı olarak, Savaş Bakanlığı'na İran enerji santrallerine ve enerji altyapısına yönelik her türlü askeri saldırıyı beş günlük bir süre için erteleme talimatı verdiğini dile getirdi.
İRAN’DAN MİSİLLEME ÜLTİMATOMU ÇIKIŞI
İran ise Trump'ın açıklamasını yalanlayarak, ABD'nin İran'ın misilleme ültimatomu nedeniyle geri adım attığını aktardı.
İŞGALCİ İSRAİL’DEN İRAN’A SALDIRI
İşgalci İsrail ise Trump ve İran'dan gelen peş peşe açıklamaların ardından Tahran'a saldırı başlattı.
BASRA KÖRFEZİ’NE MAYIN DÖŞEME DURUMU
İran ordusu da ABD ve İsrail'in topraklarına yönelik bir operasyona girişmesi durumunda Basra Körfezi'ne mayın döşeneceğini dünya kamuoyu ile paylaştı.
“ABD İLE HİÇBİR MÜZAKERE YAPILMADI”
İran Dışişleri Bakanlığı yetkilisi ise 'ABD ile hiçbir müzakere yapılmadığını' söyledi. Trump'ın açıklamalarının enerji piyasalarının kötü durumunu düzeltmeye yönelik "psikolojik operasyon" olduğunu savundu.
İRAN-ABD ARASINDA YAŞANAN ENERJİ RESTLEŞMESİNİN YANSIMALARI
Peki Trump’ın İran’ın enerji santralleri ve enerji alt yapısına yönelik saldırıları durdurma kararı ne anlama geliyor, Trump'ın açıklamalarına bakılırsa savaşın sona ermesi yakın mı veya karar kara harekâtı için hazırlık planı mı, Trump İran ile girdikleri savaşta kaybeden taraf mı, İran, ABD ve İsrail'in planlarını boşa mı çıkardı, İran'ın Trump’ın açıklamalarına verdiği cevaba bakılırsa İran'ın nihai hedefi ne, İran'a yönelik olası enerji ve altyapı saldırılarına karşılık İran'ın körfez ülkelerindeki kritik yerleri hedef alması nasıl sonuç doğurur? Kırıkkale Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Merve Suna Özcan, Yeni Birlik Gazetesi’ne değerlendirdi.
“BU KARAR DOĞRUDAN SAVAŞI BİTİRME KARARI DEĞİLDİR”
ABD’nin, maliyetlerini ve sürecin sonunu tam anlamıyla hesaplamadan, İran’ın elinde ne olduğunu net biçimde bilmeden, daha çok varsayımlar ekseninde bölgesel bir savaşa girişin görülmekte olduğunu belirten Doç. Dr. Merve Suna Özcan, “Bu savaş, yalnızca iki aktör arasında sınırlı kalmamış; çok kısa sürede bölgesel dinamikleri aşarak küresel etkileri olan bir kriz alanına dönüşmüştür. Trump’ın açıklaması ise bu bağlamda okunmalıdır. Bu karar, doğrudan “savaşı bitirme kararı” değildir; daha çok hedeflerde bir yeniden ayarlama ve aynı zamanda bir “onurlu çıkış arayışı”dır.” ifadelerini kullandı.

“ASKERİ KAPASİTENİN DEĞİL SİYASİ MALİYET HESABININ KONUŞTUĞUNU ORTAYA KOYMAKTADIR”
Doç. Dr. Özcan, Trump’ın attığı adımın her ne kadar bir ateşkes zemini oluşturma girişimi gibi çerçevelense de sahadaki askeri hareketlilik, bölgeye sevk edilen ABD unsurları ve Körfez aktörleri ile yapılan savunma anlaşmalarının bu sürecin hâlâ askeri boyutunun güçlü şekilde devam ettiğini açıkça göstermekte olduğunu belirterek şunları kaydetti, “Nitekim Trump’ın bu adımı, askeri kapasitenin değil, siyasi maliyet hesabının konuştuğunu ortaya koymaktadır. Çünkü Hürmüz çevresinde yaşanan gelişmeler, küresel enerji piyasalarını doğrudan sarsmış ve kriz artık sadece jeopolitik değil, aynı zamanda ekonomik bir güvenlik meselesine dönüşmüştür.”
“İÇ POLİTİKADA DENGE KURMAYA ÇALIŞIYOR”
Trump’ın, an itibariyle Kasım seçimlerini de dikkate alarak iç politikada bir denge kurmaya çalışmakta olduğunu hatırlatan Doç. Dr. Özcan, “Beş günlük erteleme kararı sonrasında petrol fiyatlarında yaşanan düşüş, iç kamuoyuna “kontrol sağlanıyor” mesajı verme çabası olarak okunabilir. Ancak bu durum aynı zamanda şunu da göstermektedir: Trump hem iç hem de dış politikada belirli bir yanlış hesaplama ile karşı karşıyadır. Çünkü enerji şoku, yalnızca piyasalarda dalgalanma yaratmamış; aynı zamanda ABD’nin Hürmüz Boğazı’na yönelik çağrılarına uluslararası alanda beklenen ölçüde destek bulamamasıyla birlikte, Washington’un aradığı geniş koalisyon desteğinin sınırlı kaldığını da ortaya koymuştur. Bu da ABD’nin yalnızca askeri kapasite ile değil, aynı zamanda uluslararası meşruiyet ve destek üretme kapasitesi açısından da zorlandığını göstermektedir.” şeklinde konuştu.
“TRUMP-ABD CEPHESİ VURMA KAPASİTESİNE SAHİP ANCAK…”
Trump ile ABD cephesinin vurma kapasitesine sahip olduğunu anımsatan Doç. Dr. Özcan, şunları söyledi, “Ancak stratejik başarı, karşı tarafın iradesini kırmak, davranışını değiştirmek ve çatışma maliyetini yönetilebilir tutmakla ölçülür. Burada iki temel boyut öne çıkmaktadır. İlk olarak, İran’ın caydırıcılık gücü ve sistem üzerindeki etkisi son derece kritiktir. İran yalnızca enerji üreten bir aktör değildir; aynı zamanda enerjinin geçiş güzergâhlarını kontrol edebilen bir aktördür. Bu durum, özellikle Hürmüz Boğazı üzerinden kurduğu etkiyle, sadece Körfez ülkelerini değil, Körfez’den enerji temin eden Avrupa ve diğer Batılı aktörleri de doğrudan etkilemektedir. Dolayısıyla İran’ın gücü, yalnızca askeri kapasitesinden değil, küresel enerji sistemine dokunabilme kabiliyetinden kaynaklanmaktadır. Keza son açıklamalar ekseninde ABD ile İsrail arasında mutlak bir senkronizasyon bulunmadığını ortaya koyarken, aynı zamanda sürecin daha kırılgan ve öngörülemez hale geldiğini de göstermektedir. Trump, kendi iç politik dengeleri ve ABD’nin maliyet hesabı doğrultusunda bir “onurlu çıkış” arayışı içinde olabilir; ancak İsrail’in sahadaki agresif tutumu bu dengeyi bozmakta ve istikrarsızlığı derinleştirmektedir.”
“EN ÖNEMLİ HUSUS: SİVİL KAYIPLARIN YAŞANDIĞI BİR SAVAŞTA GERÇEK ANLAMDA KAZANAN YOKTUR”
Doç. Dr. Özcan, Trump’ın taktik düzeyde askeri üstünlük gösterebileceğini fakat mevcut aşamada stratejik ve siyasi üstünlüğü kesinleştirmiş olmadığını belirterek, “Süreç hâlâ çok katmanlı, çok aktörlü ve yüksek maliyetli bir kriz olarak devam etmektedir. Ancak en önemli husus şudur: Sivil kayıpların yaşandığı bir savaşta gerçek anlamda bir kazanan yoktur. Bu gerçeğin özellikle altını çizmek gerekir. Çünkü stratejik hesaplar, askeri başarılar ve jeopolitik kazanımlar ne olursa olsun, insan hayatının kaybı bu tür çatışmaları nihai olarak bir “başarı hikâyesi” olmaktan çıkarmaktadır.” diye konuştu.
İRAN’IN ELİNDE BULUNAN FÜZE SİSTEMLERİNİN MENZİLİNİN KAPASİTESİ
İran’ın özellikle elinde bulunan füze sistemlerinin gerçek etkisini son günlerde daha görünür biçimde ortaya koymaya başladığını anımsatan Doç. Dr. Özcan, şunları kaydetti, “Laricani suikastı sonrasında İran’ın askeri refleksinin niceliksel olarak arttığı görülmektedir. Özellikle menzili 4000 km’ye kadar ulaşabilen sistemlerin sahaya yansıması, İran’ın yalnızca bölgesel değil, daha geniş bir coğrafyada etki üretme kapasitesine sahip olduğunu göstermektedir.”
“EN TEMEL HEDEF: REJİMDEN ZİYADE SİSTEMİ KORUMAK”
Doç. Dr. Özcan, İran’ın en temel hedefinin rejimden ziyade sistemi korumak olduğuna dikkat çekip, “Çünkü 1979’dan bu yana sistemin devamlılığı esasına dayanan güvenlik ve dini boyut, bugün devlet yapısının omurgasını oluşturmuş durumdadır. Bu çerçevede İran, bir rejim değişikliğini, stratejik çöküşü ve özellikle bu odağın çökertilmesini engellemeye odaklanmaktadır. Bu yüzden de teslimiyet görüntüsünden özellikle kaçınmaktadır.” diye konuştu.
“ÇATIŞMALAR YALNIZCA ASKERİ DEĞİL SİSTEMSEL BİR BOYUT KAZANDI”
İran’ın, “Beni vurmanın maliyeti, sizin de aynı sonuçlarla karşılaşmanız olacaktır.” yaklaşımıyla hareket etmekte olduğunun altını çizen Doç. Dr. Özcan, sözlerini şu şekilde sürdürdü, “Karşılıklılık, bu savaşın en temel çerçevesini oluşturmaktadır. Nitekim bu durum sahada da net biçimde görülmektedir. Körfez’deki kritik tesisler, askeri üsler, deniz yolları ve elektrik altyapısına yönelik tehditler ve bu tehditlerin sahadaki yansımaları, artık çatışmanın yalnızca askeri değil, sistemsel bir boyut kazandığını göstermektedir.”
“MASAYA ZAYIF GÖRÜNEREK OTURMAK İSTEMEMEKTEDİR”
Doç. Dr. Özcan, Haziran 2025’te görülen tablo ile bugün karşı karşıya olunan durum arasında ciddi bir fark bulunduğunu vurgulayıp, sözlerini şu şekilde sonlandırdı, “Bugün sahada daha kendine güvenen, içeride yaşanan tüm baskılara rağmen konsolide olmuş bir İran profili dikkat çekmektedir. Bu İran, yalnızca savunma refleksi gösteren değil; aynı zamanda karşı tarafın maliyetlerini artırarak denge kurmaya çalışan bir aktör haline gelmiştir. Kısacası İran, bugün masaya zayıf görünerek oturmak istememektedir. Bu nedenle önce sahada dayanıklılık göstermeyi, ardından doğrudan ya da dolaylı müzakere süreçlerine daha avantajlı koşullarda girmeyi hedeflemektedir. Bu açıdan bence İran’ın nihai hedefi, saf bir askeri zaferden ziyade, baskı ve dayanıklılık üzerinden daha güçlü bir müzakere zemini üretmek olarak değerlendirilebilir.”