Yeni Birlik Gazetesi Röportaj Türkiye-Suriye arasında imzalanan Fosfat Alanında Mutabakat Zaptı'nın stratejik sonuçları ne olacak?

Türkiye-Suriye arasında imzalanan Fosfat Alanında Mutabakat Zaptı'nın stratejik sonuçları ne olacak?

Türkiye Cumhuriyeti, bölgesel ve küresel anlamda imzaladığı anlaşmalarlaadından söz ettirmeyedevam ederken;Türkiye ile Suriye arasında madencilikte stratejik ortaklık geliştirilmesine ilişkin "Fosfat Alanında Mutabakat Zaptı" imzalandı.

MUHABİR: Gökhan Erek

GÖKHAN EREK / ÖZEL HABER - Türkiye-Suriye arasında imzalanan “Fosfat Alanında Mutabakat Zaptı”nı yorumlayan Ekonomist Dr. Sinan Bayraktar, “Suriye fosfatına uzun vadeli erişim sağlanırsa; teorik olarak Türkiye için üç stratejik sonuç doğabilir: Birincisi, hammadde tedarik çeşitlendirmesi. Türkiye'nin Kuzey Afrika ve diğer uzak tedarikçilere bağımlılığının bir kısmı, kara ve yakın deniz lojistiğine sahip komşu bir kaynağa kaydırılabilir. İkincisi, fosfatın Türkiye'de işlenmesi. Asıl ekonomik değer ham cevheri satın almak değil, onu Türkiye veya ortak tesislerde fosforik asit, DAP, MAP ve NPK gübreye dönüştürmek olur. Üçüncüsü ise, bölgesel gübre üretim merkezi oluşturma ihtimali. Eğer Suriye fosfatı + Türkiye'nin sanayi altyapısı + limanları + gübre üretim kapasitesi bir araya getirilebilirse, ürün yalnız Türkiye tarımına değil Irak, Suriye, Balkanlar, Kafkasya ve bazı Akdeniz pazarlarına da satılabilir.” dedi.

STRATEJİK ORTAKLIĞIN TEMELİ OLACAK

İmzalanan Mutabakat Zaptı sonrası sosyal medya hesabı X üzerinden açıklamalarda bulunan Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, “Suriye temaslarımız marjında, MTA ve MTAIC ile Suriye Jeoloji ve Maden Kaynakları Genel Müdürlüğü arasında yer bilimleri, madencilik, enerji hammaddeleri ve jeotermal enerji alanlarındaki stratejik ortaklığımızın temeli olacak olan Mutabakat Zaptı imza altına alındı.” ifadelerini kullandı. 

İMZALANAN ANLAŞMANIN İÇERİĞİ

Bakan Bayraktar, imzalanan anlaşma ile başta fosfat, metalik madenler ile stratejik ve kritik mineraller olmak üzere arama, ruhsat edinimi, işletme ve uç ürün üretimine kadar uzanan kapsamlı bir iş birliği sürecini başlattıklarını aktarıp, şunları kaydetti, “Aynı zamanda jeolojik araştırmalar, veri paylaşımı ve kurumsal kapasitenin güçlendirilmesine yönelik ortak faaliyetler de yürüteceğiz.”

“HER İKİ ÜLKENİN EKONOMİK KALKINMASINA DOĞRUDAN KATKI SAĞLAYACAĞIZ”

Özellikle fosfat değer zincirinde; ilk aşamada fosfat kayası üretimi ve uzun dönemli ticaret mekanizmalarını kuracaklarını, sonraki aşamada ise fosforik asit ve gübre üretimine yönelik entegre sanayi tesislerini hayata geçireceklerini aktaran Bakan Bayraktar, “Daha önce belirlediğimiz kapsamlı enerji ve madencilik vizyonumuzun en somut yansımalarından biri olan bu adımla, yer altı kaynaklarımızın potansiyelini katma değerli ürünlere dönüştürerek her iki ülkenin ekonomik kalkınmasına doğrudan katkı sağlayacağız.” İfadelerine yer verdi.  

Ekonomist Dr. Sinan Bayraktar

KARŞILIKLI GÜVEN VE KAZAN-KAZAN İLKESİ

Bakan Bayraktar, karşılıklı güven ve kazan-kazan ilkesiyle inşa ettikleri bu güçlü iş birliği modelinin, Suriye'nin yeniden inşasına ivme kazandıracağına yürekten inandıklarını da paylaşımına ekledi.

TÜRKİYE-SURİYE ARASINDA İMZALANAN “FOSFAT ALANINDA MUTABAKAT ZAPTI”NIN YANSIMALARI

Peki Türkiye-Suriye arasında madencilikte stratejik ortaklık geliştirilmesine ilişkin imzalanan “Fosfat Alanında Mutabakat Zaptı” neden önemli, Tarafların kazanımları ve Türkiye için stratejik sonuçlar neler olacak, Zaptın ekonomiye ve iki ülkenin işbirliğine katkıları nasıl olur? Ekonomist Dr. Sinan Bayraktar, Yeni Birlik Gazetesi’ne değerlendirdi. 

KRİTİK MADENLER VE MİNERALLERİN HÜRMÜZ BOĞAZI VE SÜVEYŞ GERİLİMLERİNE ETKİSİ

Kritik madenler ile minerallerin önümüzdeki on yıllarda en önemli değerler arasında yer alacağını aktaran Dr. Sinan Bayraktar, “Hatta son dönemlerde yaşanan Hürmüz Boğazı ve Süveyş gerilimleri de galiba buna işaret ediyor. Şöyle bir soru yerinde olur gibi düşünüyorum; Petrolden kritik minerallere geçiş öncelik mi kazandı, acaba petrolün tahtı mı sallanıyor? Önemli bir değişim olarak baktığımızda, petrolden kritik minerallere geçiş, enerji çağında gücün odağını fosil yakıtlardan lityum, nikel, kobalt ve nadir toprak elementleri gibi stratejik madenlere kaydırmaktadır. Bu değişim, geleneksel petrol ihracatçısı ülkelerin jeopolitik ağırlığını azaltırken maden rezervine ve işleme tesislerine sahip ülkelerin küresel etkisini artırmaktadır.” ifadelerini kullandı. 

DEĞİŞİMLERİN TEMEL NEDENLERİ

Dr. Bayraktar değişimlerdeki hızlanma ve değişimlerin temel nedenleri hakkında şunları dile getirdi, “Yeşil dönüşüm, elektrikli araçlar ve batarya üretiminin büyük miktarda maden gerektirmesi, yenilenebilir enerji, güneş ve rüzgâr sistemleri, fosil yakıtlara olan bağımlılığı azaltmaktadır. Teknolojik gereksinimlerde önemli bir etkidir.  Dijitalleşme ve savunma sanayi kritik metallere muhtaçtır. Jeopolitik etkiler yeni tedarik zincirleri, petrol rotalarının yerini maden ticaret yolları alması, teknoloji bağımlılığı, zengin rezervler yerine işleme kapasitesine sahip ülkeler öne çıkması da ayrı neden olarak görülebilir. Tabii ki burada stratejik rekabet devreye giriyor.  Büyük devletlerin maden sahaları için diplomatik yarışa girmesi de oldukça güncel bir olay olarak karşımızda.”

“MAVİ VATAN ANLAŞMALARI İLE YAPILAN DEĞİŞİMLER BU KEZ DE YENİ BİR MADEN ANLAŞMASINI KARŞIMIZA ÇIKARDI”

Türkiye’nin de yapılan yarışta stratejik olarak geri kalmaması gerektiğine dikkat çeken Dr. Bayraktar, “Mavi Vatan anlaşmaları ile yapılan değişimler bu kez de yeni bir maden anlaşmasını karşımıza çıkardı. Yine değişik bir adım olarak sayılan bir konu olan fosfat madeni ile ilgili Ticaret Bakanlığı, 7 Nisan 2026’da Türkiye ile Suriye’nin “Gübre üretimi için kritik olan fosfat gibi kritik minerallerin aranması konusunda ortak projeler geliştireceğini” açıkça duyurmuştu.” şeklinde konuştu. 

“DAHA GENİŞ BİR EKONOMİK ENTEGRASYON BAŞLIĞINA DÖNÜŞEBİLİR”

Dr. Bayraktar, Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğü’nün (MTA) bağlı kuruluşu MTA IC ile Suriye Jeoloji ve Maden Kaynakları Genel Müdürlüğü arasında Suriye'nin başkenti Şam'da imzalanan mutabakatla, iki ülkenin enerji ve madencilik iş birliğinin fosfat kaynaklarının değerlendirilmesinin genişletilmesi hedeflendiğini hatırlatarak, şunları kaydetti, “Önemli bir maden sayılan fosfat konusu sadece bir maden ticareti meselesi değil; Türkiye açısından gübre, tarım, kimya sanayisi, madencilik ekipmanları, lojistik ve Suriye’nin yeniden inşasıyla bağlantılı daha geniş bir ekonomik entegrasyon başlığına dönüşebilir.”

“SÜREÇ DEĞERLENDİRİLİRKEN RAKAMLARI DİKKATLİ OKUMAK GEREKİR”

Süreç değerlendirilirken rakamları dikkatli okumak gerektiğini vurgulayan Dr.Bayraktar, “Farklı kaynaklar “rezerv” ve “kaynak” kavramlarını farklı kullanıyor. USGS'nin 2026 Mineral Commodity Summaries verisi Suriye'nin ekonomik olarak tanımlanmış fosfat kaya rezervini yaklaşık 250 milyon ton, Türkiye'ninkini ise yaklaşık 71 milyon ton olarak veriyor. USGS, Suriye'nin 2025 fosfat kaya üretimini yaklaşık 800 bin ton, Türkiye'ninkini ise 1,2 milyon ton tahmin ediyor. Buna karşılık Suriye'nin kamu fosfat şirketi, ülkenin daha geniş anlamdaki keşfedilmiş fosfat kaynaklarının 2 milyar tonu aştığını belirtiyor. Şirketin verdiği bilgilere göre başlıca sahalar Khneifis ve Eastern/Sharqiya sahaları; cevherin P₂O₅ içeriği genel olarak %24–28 civarında, zenginleştirilmiş ürünlerde %30'un üzerine çıkabiliyor. Tarihsel olarak üretimin büyük bölümü ihracata giderken bir kısmı Humus'taki fosforik asit ve gübre üretiminde kullanılıyordu. Dolayısıyla “Suriye'de 2 milyar ton kesin ekonomik rezerv var” demek doğru olmaz. Daha temkinli ifade şu olur: 250 milyon ton civarında USGS tarafından rezerv olarak gösterilen bir taban var; daha geniş jeolojik kaynak tahminleri ise 1–2 milyar tonun üzerine çıkıyor.” değerlendirmesinde bulundu. 

“SADECE EKONOMİK BİR ANLAŞMA OLARAK GÖRMEMEK LAZIM”

Dr. Bayraktar açıklanan verilere bakıldığında önemli bir iş birliğine imza atıldığını belirterek, şunları aktardı, “Sadece bu açıdan bakmak ve sadece ekonomik bir anlaşma olarak görmemek lazım. Türkiye için asıl değer, fosfat kayasının kendisinden ziyade onun oluşturduğu değer zincirinde. Temel zincir kabaca şöyle işliyor. Fosfat madeni → cevher hazırlama/zenginleştirme → fosforik asit → DAP/MAP/NPK gübre → tarımsal üretim Türkiye'nin bu zincirin özellikle ara hammaddelerinde dış ticaret açığı bulunuyor. Örneğin 2024'te Türkiye yaklaşık 237,7 milyon dolarlık fosforik ve polifosforik asit ithal etti. Bunun yaklaşık 156 milyon doları yalnızca Fas'tan geldi. Ürdün, Tunus ve Çin de önemli tedarikçiler arasındaydı.”

“SURİYE FOSFATINA UZUN VADELİ ERİŞİM SAĞLANIRSA…”

Türkiye’nin 2024'te yaklaşık 57 bin ton fosfatlı mineral/kimyasal gübre ithal ettiğini anımsatan Dr. Bayraktar, “Bunun yaklaşık 3 bin tonu zaten Suriye kaynaklıydı. Bu yüzden Suriye fosfatına uzun vadeli erişim sağlanırsa, teorik olarak Türkiye için üç stratejik sonuç doğabilir: Birincisi, hammadde tedarik çeşitlendirmesi. Türkiye'nin Kuzey Afrika ve diğer uzak tedarikçilere bağımlılığının bir kısmı, kara ve yakın deniz lojistiğine sahip komşu bir kaynağa kaydırılabilir. İkincisi, fosfatın Türkiye'de işlenmesi. Asıl ekonomik değer ham cevheri satın almak değil, onu Türkiye veya ortak tesislerde fosforik asit, DAP, MAP ve NPK gübreye dönüştürmek olur.Üçüncüsü ise, bölgesel gübre üretim merkezi oluşturma ihtimali. Eğer Suriye fosfatı + Türkiye'nin sanayi altyapısı + limanları + gübre üretim kapasitesi bir araya getirilebilirse, ürün yalnız Türkiye tarımına değil Irak, Suriye, Balkanlar, Kafkasya ve bazı Akdeniz pazarlarına da satılabilir.” diye konuştu. 

FOSFORLU GÜBRE HAMMADDESİNE DAHA GÜVENLİ ERİŞİMİN TÜRKİYE’YE KATKILARI

Dr. Bayraktar, fosfatın tarıma etkisinin oldukça önemli olduğunun altını çizerek, sözlerini şu şekilde sürdürdü, “Fosfor; azot ve potasyumla birlikte tarımsal üretimin üç temel makro besin elementinden biridir. Dolayısıyla Türkiye'nin fosforlu gübre hammaddesine daha güvenli erişimi ülkemize şunları sağlar; Gübre arz güvenliğini artırabilir, maliyet volatilitesini azaltabilir, çiftçinin girdi maliyetini daha öngörülebilir hale getirebilir ve tarımsal üretim ve gıda fiyatları üzerindeki dış şokları azaltabilir.”

“GÜBRE FİYATLARINI HEMEN DÜŞÜRECEĞİNİ SÖYLEMEK DOĞRU OLMAZ”

Fosfat Anlaşması’nın gübre fiyatlarını hemen düşüreceğini söylemenin doğru olmayacağını dile getiren Dr. Bayraktar, “Çünkü gübre fiyatının içinde doğal gaz, amonyak, sülfür, enerji, lojistik, finansman ve kur gibi başka önemli kalemler de varama uzun vadeli fosfat tedarik anlaşması, Türkiye'nin gübre sektöründeki dış kaynak risklerinden birini azaltabilir.” dedi. 

“MEKKE ANLAŞMASI’NIN AKABİNDE OLMASI AYRI BİR STRATEJİK DEĞER”

Dr. Bayraktar, Fosfat Anlaşması’nın ekonomik ama bölgesel iş birliği açısından değerlendirildiğinde çok kısa süre önce imzalanan ve oldukça dikkat çeken Mekke Anlaşması’nın akabinde olmasının da ayrı bir stratejik değer ifade ettiğini de sözlerine ekledi. 

“YUNANİSTAN İSRAİL VE BENZER YANDAŞ ÜLKELERİN YÜKSEK SESLERİ ÇIKMAYA BAŞLAYACAK”

Fosfat Anlaşması’na jeostratejik yapı olarak bakıldığında bu konuda yarından itibaren Yunanistan, İsrail ve benzer yandaş ülkelerin mırıltıları değil yüksek seslerinin çıkmaya başladığını görmememizin oldukça olası olduğunu dile getiren Dr. Bayraktar,“Hatta biraz daha ileri götüreyim. Libya ile yapılan son görüşmelerin de özellikle analiz edilmesi gerektiğini ve bütün bu gelişimlere destek niteliği taşıdığını söyleyebilirim.”

“ÜLKEMİZİN DAHA DA KONUŞULMASINA NEDEN OLACAK”

Dr. Bayraktar, yapılan her yatırımın ve ülke dışında gelişmekte olan özellikle Suriye’ye yönelik değerler üretilmesinin; bölgedeki güç dengelerini rahatsız edeceğinive bu ülkemizin daha da konuşulmasına neden olacağını belirterek sözlerini şu şekilde sonlandırdı, “Şunu söylemekte yarar var; Gün ola harman ola.”