Yeni Birlik Gazetesi Röportaj Türkiye'nin enerji geleceği hibrit modelle şekilleniyor!

Türkiye'nin enerji geleceği hibrit modelle şekilleniyor!

Türkiye, artan enerji talebi, fosil yakıtlara bağımlılığı azaltma hedefi ve iklim değişikliğiyle mücadele kapsamında enerji politikasında köklü bir dönüşüm sürecinden geçiyor. Bu dönüşümün en stratejik adımlarından biri olan nükleer enerji yatırımları, yalnızca elektrik üretimi değil; teknoloji transferi, insan kaynağı ve uzun vadeli enerji güvenliği açısından da kritik bir rol üstleniyor.

MUHABİR: Ümmügülsüm Yiğit

ÜMMÜGÜLSÜM YİĞİT / ÖZEL HABER

İnşaatında sona yaklaşılan Akkuyu Nükleer Güç Santrali’nin enerji sistemine etkilerini, ekonomik ve çevresel boyutlarını ve Türkiye’nin nükleer ile yenilenebilir kaynakları birlikte nasıl konumlandırabileceğini, İstanbul Teknik Üniversitesi Enerji Enstitüsü Nükleer Araştırmalar Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Erol Kam YeniBirlik Gazetesi okurları için yanıtladı.

Prof. Dr. Erol KAM

Türkiye’nin nükleer enerjiye yönelmesini nasıl değerlendiriyorsunuz? Akkuyu bu süreçte nasıl bir kırılma noktası oluşturabilir?

Türkiye’nin nükleer enerjiye yönelimi üç temel hedef üzerinden değerlendirilmelidir: enerji arz güvenliğinin güçlendirilmesi, sanayi ve insan kaynağı kapasitesinin geliştirilmesi ve karbonsuzlaşma ile sistem esnekliğinin birlikte sağlanması. Akkuyu Nükleer Güç Santrali, bu hedeflerin kesişim noktasında yer alan stratejik bir projedir.
Akkuyu yalnızca bir elektrik üretim tesisi değildir.

 Akkuyu NGS elektrik üretim ile beraber aynı zamanda düzenleyici kurumların güçlenmesine, nükleer kalite ve işletme kültürünün yerleşmesine, yerli tedarik zincirinin oluşmasına ve atık ile söküm sorumluluklarının kurumsallaşmasına katkı sağlayan kapsamlı bir dönüşüm sürecini temsil etmektedir. Uluslararası değerlendirmeler de bu sürecin sadece teknik değil, güçlü bir kurumsal kapasite gerektirdiğine işaret etmektedir.

Stratejik açıdan bakıldığında Akkuyu, elektrik sistemine yüksek kapasiteyle sürekli üretim yapabilen bir baz yük kaynağı kazandırmaktadır. Bu sayede doğal gaza olan bağımlılığın ve enerji ithalatından kaynaklanan kırılganlıklar azalacaktır. Santral tam kapasiteye ulaştığında 4,8 GW kurulu gücüyle Türkiye’nin elektrik üretiminin yaklaşık yüzde 10’unu karşılayarak enerji arz güvenliğinde önemli bir rol üstlenecektir.

Akkuyu’da inşaatın yüzde 99 seviyesine gelmesi teknik ve idari açıdan ne anlama geliyor?

Bu seviye, klasik anlamda bir inşaat tamamlanmasından ziyade, projenin ağırlık merkezinin devreye alma sürecine geçtiğini göstermektedir. Bu aşamada sistem testleri, güvenlik doğrulamaları, otomasyon ve kontrol entegrasyonu ile lisanslama süreçleri öne çıkmaktadır.

Nükleer santrallerde en kritik evre, beton ve çeliğin tamamlanmasından sonra başlar. Asıl zorluk, sistemlerin birlikte ve güvenli şekilde çalıştığının kanıtlanmasıdır. Bu nedenle son aşama, hem teknik disiplin hem de düzenleyici denetim açısından en hassas dönemdir.

Kamuoyunda sıkça dile getirilen güvenlik ve radyasyon endişelerini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Öncelikle şunu net biçimde ifade etmek gerekir: nükleer güvenlik, anlık bir durum değil; sürekli izlenen, denetlenen ve doğrulanan bir süreçtir. Bu nedenle kamuoyunda dile getirilen güvenlik ve radyasyon endişelerine yer bırakmayan, çok katmanlı ve kurumsallaşmış bir yapı söz konusudur. Nükleer enerji alanında güvenlik; tasarım, inşaat, işletme, denetim ve acil durum hazırlıklarını kapsayan bütüncül bir sistem üzerinden sağlanmaktadır.

Akkuyu’da uygulanan reaktör teknolojisi, modern nükleer güvenlik anlayışına dayalı olup çok katmanlı koruma prensibi esas alınarak tasarlanmıştır. Bu yaklaşım, olası risklerin oluşmasını önlemeyi ve her aşamada güvenliği garanti altına almayı hedefler. Teknik güvenliğin yanı sıra en az onun kadar önemli olan unsur ise bağımsız ve güçlü bir düzenleyici denetim mekanizmasıdır. Türkiye’de bu alandaki yetkili kurumların yürüttüğü lisanslama, izleme ve denetim faaliyetleri ile uluslararası denetim süreçleri, güvenliğin kurumsal teminatını oluşturmaktadır. Bu çerçevede Akkuyu’da güvenlik, sürekli kontrol edilen ve şeffaf biçimde yönetilen bir süreçtir.

Akkuyu’nun devreye girmesi Türkiye’nin elektrik üretim yapısını nasıl etkileyecek?

Akkuyu’nun en önemli katkısı, elektrik üretim portföyüne sürekli ve öngörülebilir bir üretim kaynağı eklemesidir. Bu durum, özellikle doğal gazın marjinal üretim kaynağı olduğu saatlerde sistem dengesine katkı sağlayacaktır.

Yenilenebilir kaynakların payı artarken, bu kaynakların değişken yapısı sistemde dengeleyici unsurlara olan ihtiyacı artırmaktadır. Akkuyu bu noktada, elektrik sisteminin istikrarını destekleyen tamamlayıcı bir rol üstlenecektir.

Santralin elektrik fiyatlarına etkisi konusunda neler söylersiniz?

Nükleer santraller, elektrik fiyatları açısından kısa vadeli dalgalanmalardan çok uzun vadeli fiyat istikrarı sağlayan yatırımlar olarak değerlendirilmelidir. Bu tür büyük ölçekli projelerde ilk yıllarda uygulanan alım garantileri, finansmanın sağlıklı biçimde yürütülmesi için gerekli ve yaygın bir uygulamadır.

Asıl önemli kazanım ise uzun vadede ortaya çıkmaktadır. Nükleer enerjinin düşük yakıt maliyeti ve dış piyasa şoklarına karşı dayanıklı yapısı sayesinde, elektrik üretim maliyetlerinin daha öngörülebilir ve dengeli bir seyir izlemesi mümkündür. Bu yönüyle Akkuyu, Türkiye’nin enerji sisteminde fiyat istikrarını destekleyen ve tüketiciyi koruyan bir unsur olma potansiyeline sahiptir.

Yap-sahip ol-işlet modeli neden tercih edildi? Bu modelin riskleri var mı?

Yap-sahip ol-işlet modeli, nükleer santral gibi yüksek maliyetli ve uzun geri dönüş süresi olan projelerde finansman ve inşaat riskinin büyük bölümünü yatırımcıya yüklemektedir. Bu sayede Türkiye, kamu bütçesi üzerinde doğrudan bir yük oluşturmadan nükleer enerjiye geçiş imkânı bulmuştur.

Model, finansmana erişimi kolaylaştırmanın yanı sıra nükleer işletmecilik deneyiminin ve teknik bilgi birikiminin Türkiye’ye aktarılmasına da katkı sağlamaktadır. Bununla birlikte, uzun vadede yakıt tedariki, bakım-onarım hizmetleri ve sözleşme koşullarının piyasa esnekliği üzerindeki etkileri dikkatle yönetilmelidir. Bu nedenle modelin sürdürülebilirliği; güçlü bir düzenleyici yapı, nitelikli insan kaynağı ve yerli tedarik oranının kademeli olarak artırılmasıyla doğrudan ilişkilidir.

Akkuyu’da görev alan Türk mühendisler ve eğitim programları Türkiye’ye ne kazandıracak?

Nükleer enerji alanında en kritik unsur, yetişmiş insan kaynağıdır. Akkuyu kapsamında görev alan Türk mühendisler, yalnızca bu santral için değil, Türkiye’nin gelecekte hayata geçireceği nükleer projeler için de önemli bir deneyim birikimi oluşturmaktadır.

Bu süreç, nükleer güvenlik kültürünün, kalite anlayışının ve disiplinli işletme yaklaşımının yerleşmesine güçlü katkı sağlamaktadır. Uzun vadede kazanılan bu bilgi ve deneyim, hem yerli sanayinin gelişmesine hem de Türkiye’nin nükleer alandaki düzenleyici ve teknik kapasitesinin güçlenmesine yansıyacaktır.

Sinop, Trakya ve küçük modüler reaktör projelerini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Türkiye’nin nükleer enerji vizyonu, tek bir santralle sınırlı olmayan, aşamalı ve öğrenerek ilerleyen bir yapıya dayanmaktadır. Sinop ve Trakya projeleri, Akkuyu’da kazanılan teknik ve kurumsal deneyimin üzerine inşa edilebilecek, enerji arz güvenliğini uzun vadede destekleyen önemli adımlar olarak görülmektedir.

Küçük modüler reaktörler (SMR) ise geleceğin nükleer teknolojileri arasında yer almakla birlikte, bu alanda aceleci davranmamak büyük önem taşımaktadır. Öncelik, sahada çalıştığı kanıtlanmış, güvenilir ve olgunlaşmış teknolojiler olmalıdır. SMR’ler konusunda en sağlıklı yaklaşım, dünya genelindeki uygulamaların sonuçlarını görmek, teknik ve ekonomik performansları netleştiğinde karar almaktır. Bu süreç tamamlandığında SMR’ler, Türkiye’nin enerji portföyüne güvenli ve bilinçli bir şekilde dahil edilebilecek bir seçenek haline gelecektir. Bu yaklaşım, Türkiye’nin nükleer alanda aceleci değil, öğrenen ve riskleri yöneten bir ülke konumlanmasını desteklemektedir.

Radyoaktif atık ve kullanılmış yakıt yönetimi konusunda izlenen yaklaşım nedir?

Radyoaktif atık ve kullanılmış yakıt yönetimi, nükleer santral işletiminin doğal ve planlı bir parçasıdır. Bu süreç, yalnızca teknik bir konu değil; güçlü kurumlar, net kurallar ve sürekli denetim gerektiren uzun vadeli bir sorumluluktur.

Akkuyu’da nükleer atık ve kullanılmış yakıt yönetimi, uluslararası standartlar ve anlaşmalar çerçevesinde, daha en başından planlanmış bir yaklaşımla ele alınmaktadır. Amaç, bu sürecin güvenli, izlenebilir ve sürdürülebilir şekilde yürütülmesidir. Dolayısıyla, nükleer atık yönetimi geçici çözümlerle değil, geleceği gözeten, şeffaf ve denetlenen bir sistemle yönetilecektir.

21.yüzyıl “elektrik yüzyılı” olarak tanımlanıyor. Nükleer enerji bu tabloda nasıl bir rol oynuyor?

21.yüzyılda enerji politikalarının merkezinde iklim değişikliğiyle mücadele yer almaktadır. Bu çerçevede enerji sistemlerinin hem düşük karbonlu hem de güvenilir olması kritik önem taşımaktadır. Nükleer enerji, güneş ve rüzgâr gibi yenilenebilir kaynaklarla birlikte değerlendirildiğinde, karbon emisyonlarını azaltmaya yönelik güçlü ve tamamlayıcı bir çözüm sunmaktadır.

Önümüzdeki 10–20 yılda Türkiye’nin enerji politikası, yenilenebilirlerin hızla büyüdüğü; nükleer enerjinin ise elektrik sisteminde istikrar sağlayan düşük karbonlu bir temel olarak konumlandığı hibrit bir yapıya doğru evrilecektir. Bu yaklaşım, Türkiye’nin iklim hedeflerine ulaşmasını ve enerji dönüşümünü güvenli bir zeminde gerçekleştirmesini mümkün kılacaktır.