Yeni Birlik Gazetesi Sağlık COVID Aşıları Sonrası Kan Pıhtısı Mı Oluşuyor, Sebebi Ne, K31E Mutasyonu Nasıl Etki Ediyor?

COVID Aşıları Sonrası Kan Pıhtısı Mı Oluşuyor, Sebebi Ne, K31E Mutasyonu Nasıl Etki Ediyor?

COVID aşılarının sebep olduğu kan pıhtıları neden oluşuyor? Adenovirüs tabanlı aşılar sonrası genetik yatkınlık ve K31E mutasyonu mekanizması açıklandı.

COVID aşılarının sebep olduğu kan pıhtıları uzun süredir bilim dünyasında araştırılan nadir yan etkiler arasında yer alıyordu. Özellikle adenovirüs tabanlı aşılar sonrası görülen vakalar, VITT (aşıya bağlı trombotik trombositopeni) sendromu olarak tanımlanmıştı. Yeni yayımlanan araştırma, bu tablonun arkasındaki biyolojik mekanizmayı netleştirdi. Bulgulara göre genetik yatkınlık ve bağışıklık yanıtı sırasında gelişen tek bir K31E mutasyonu, vücudun kendi kan proteinine saldırmasına yol açıyor.

COVID aşılarının sebep olduğu kan pıhtıları adenovirüs tabanlı aşılar sonrası nasıl gelişiyor?

Araştırmaya göre süreç, adenovirüs tabanlı aşıların içeriğinde bulunan “protein VII” (pVII) adlı viral bileşenle başlıyor. Bu protein, insan vücudunda pıhtılaşmayı düzenleyen PF4 (platelet factor 4) proteiniyle yapısal benzerlik gösteriyor. Normal koşullarda bağışıklık sistemi viral bileşene karşı antikor üretirken, nadir vakalarda bu yanıt yön değiştiriyor.

Bağışıklık sistemi virüse karşı savaşırken, bazı kişilerde antikor üretim sürecinde istenmeyen bir sapma yaşanıyor. İşte bu noktada genetik yatkınlık ve bağışıklık sistemi dinamikleri devreye giriyor. Sonuçta ortaya çıkan tablo, hem düşük trombosit sayısı hem de ciddi pıhtılaşma riskini beraberinde getirebiliyor.

Genetik yatkınlık ve K31E mutasyonu kan pıhtılaşması riskini nasıl artırıyor?

Bilim insanları, COVID aşılarının sebep olduğu kan pıhtıları ile bağlantılı vakalarda belirli antikor gen varyantlarının öne çıktığını belirledi. Özellikle toplumun yaklaşık yüzde 60’ında bulunan IGLV3-2102 veya IGLV3-2103 gen varyantlarına sahip bireylerde VITT riskinin daha fazla görüldüğü ifade edildi.

Ancak genetik yatkınlık tek başına yeterli değil. Araştırmanın kritik noktası, bağışıklık yanıtı sırasında antikor üreten hücrelerde tesadüfen gelişen K31E adlı tek bir amino asit mutasyonu oldu. Bu küçük değişim, antikorun hedef seçimini değiştiriyor.

K31E mutasyonu gerçekleştiğinde, antikor viral pVII proteinini hedef almak yerine insan vücudundaki PF4 proteinine yöneliyor. Böylece bağışıklık sistemi yanlış hedefe saldırmaya başlıyor. Bu durum trombositlerin kontrolsüz şekilde aktive olmasına neden oluyor ve ağır pıhtılaşma tabloları ortaya çıkabiliyor.

Bağışıklık sistemi neden PF4 proteinine saldırıyor?

PF4 proteini, normal şartlarda kan pıhtılaşma sürecinin düzenlenmesinde rol oynuyor. Ancak adenovirüs protein VII ile yapısal benzerliği, bağışıklık sisteminde bir “yanlış tanıma” riskini beraberinde getiriyor. K31E mutasyonu sonrası üretilen antikorlar, PF4’ü viral bir tehdit gibi algılıyor.

Bu yanlış yönlendirilmiş bağışıklık yanıtı sonucunda trombositler aşırı şekilde aktive oluyor. Hem trombosit sayısında düşüş hem de damar içinde yaygın pıhtı oluşumu görülebiliyor. VITT olarak adlandırılan bu tablo, nadir görülmesine rağmen ciddi sonuçlar doğurabiliyor.

Araştırmacılar, bu mekanizmanın rastlantısal bir mutasyona dayandığını ve her adenovirüs tabanlı aşı yaptıran kişide ortaya çıkmadığını özellikle vurguluyor. Bu nedenle söz konusu riskin oldukça düşük olduğu belirtiliyor.

Adenovirüs tabanlı aşılar için bu bulgu ne anlama geliyor?

Çalışmanın sonuçları insanlaştırılmış fare modellerinde de doğrulandı. VITT hastalarından alınan antikorların pıhtılaşmayı tetiklediği, ancak K31E mutasyonu geri çevrilmiş versiyonların zarara yol açmadığı bildirildi. Bu durum, mekanizmanın deneysel olarak da kanıtlandığını gösteriyor.

Adenovirüs tabanlı aşılar yalnızca COVID-19 için değil; Ebola, grip ve tüberküloz gibi hastalıklara karşı geliştirilen aşı teknolojilerinde de kullanılıyor. Bu nedenle elde edilen bulgular, gelecekte adenovirüs bileşenlerinin yeniden tasarlanmasına zemin hazırlayabilir.

Bilim insanları, özellikle protein VII benzeri bileşenlerin yapısal özelliklerinin gözden geçirilmesinin, nadir görülen bağışıklık sapması riskini azaltabileceğini düşünüyor. Böylece hem güvenlik profili güçlendirilebilir hem de toplumdaki aşı güveni artırılabilir.

COVID aşılarının sebep olduğu kan pıhtıları konusunda yeni dönem mi başlıyor?

Uzmanlar, bu keşfin nadir kan pıhtılaşması vakalarının nedenini net biçimde ortaya koyması açısından kritik olduğunu belirtiyor. Genetik yatkınlık ve tek bir mutasyonun birlikte rol oynadığı mekanizmanın anlaşılması, gelecekte risk taramalarına da kapı aralayabilir.

Aynı zamanda bu çalışma, bağışıklık sisteminin ne kadar hassas dengeler üzerinde çalıştığını bir kez daha gösterdi. Küçük bir amino asit değişimi bile, hedef şaşmasına yol açabiliyor. Elde edilen veriler, daha güvenli aşı platformlarının geliştirilmesinde referans niteliği taşıyor.