Uzun süredir devam eden ve jinekolojik tedavilere yanıt vermeyen alt karın ağrılarınızın altında, rahim ve yumurtalık bölgesindeki toplardamar yetmezliği yatıyor olabilir.
Kadın sağlığında kronik pelvik ağrılar genellikle jinekolojik rahatsızlıklarla ilişkilendirilse de, uzmanlar gözden kaçan önemli bir damar hastalığına dikkat çekiyor. Pelvik Konjesyon Sendromu (PKS) olarak adlandırılan bu durum, bacaklarda görülen varislerin rahim ve yumurtalık bölgesindeki yansıması olarak tanımlanıyor. Medicana International Ankara Hastanesi Girişimsel Radyoloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi C. Aydın Gündoğmuş, her 10 kadından 4'ünde görüldüğü tahmin edilen bu tablonun, yaşam kalitesini ciddi oranda düşürdüğünü vurguluyor.
Ağrılar günün sonunda şiddetleniyor
PKS'nin en belirgin özelliği, 6 ayı aşkın süredir devam eden ve günün ilerleyen saatlerinde, uzun süre ayakta kalındığında veya adet dönemlerinde artış gösteren ağrılardır. Uzmanlar, bu ağrıların yanı sıra cinsel ilişki sonrası hissedilen rahatsızlık, bel ve kalça bölgesine yayılan ağrılar, vajinal bölgede gözlemlenen varisler ve tedavi edilemeyen sık idrar yolu enfeksiyonlarının da önemli uyarıcılar olduğunu belirtiyor.
Gebelik öyküsü ve genetik yatkınlık tetikliyor
Hastalığın temelinde, pelvik bölgedeki toplardamarlarda bulunan kapakçıkların işlevini yitirmesi ve buna bağlı olarak kanın geri kaçıp damarlarda göllenmesi yatıyor. Özellikle çoklu gebelik geçirmiş kadınlarda hormonal değişimlerin etkisiyle damar genişlemeleri daha sık yaşanıyor. Ayrıca ailede varis öyküsü bulunması veya bacaklarda varis şikayetinin olması, pelvik toplardamar yetmezliği riskini doğrudan artıran faktörler arasında yer alıyor.
Ameliyatsız yöntemle aynı gün taburcu
Tanı sürecinde Doppler ultrasonografi, MR ve BT gibi görüntüleme yöntemlerinin kritik rol oynadığını belirten Dr. Gündoğmuş, tedavi seçeneklerinde ise girişimsel radyolojinin sunduğu konfora dikkat çekiyor. Endovasküler yöntemlerle kasıktan girilerek genişleyen damarların özel spiraller (koil) ve ilaç uygulamalarıyla kapatıldığını ifade eden Gündoğmuş, minimal invaziv olan bu işlem sayesinde hastaların sadece 2 saat içinde taburcu olabildiğini ve günlük yaşamlarına hızla dönebildiklerini belirtiyor. Doğru teşhisle uygulanan bu tedavi, hastaların kronik ağrı şikayetlerini büyük ölçüde ortadan kaldırıyor.