Uzmanlar, gün boyu temas ettiğimiz yüzeylerden bulaşan mikropların ciddi hastalıklara davetiye çıkardığı konusunda uyarıyor. Doğru el yıkama alışkanlığı ise enfeksiyon riskini minimize etmenin en etkili yolu olarak öne çıkıyor.
Günlük yaşamın koşturmacası içinde ellerimiz, çevreyle kurduğumuz en yoğun temas noktası haline geliyor. Toplu taşıma araçlarından kapı kollarına, gıdalardan evcil hayvanlara kadar pek çok farklı yüzeyle etkileşimde bulunan eller, farkında olmadan bakteri, virüs ve mantar gibi hastalık yapıcı mikroorganizmaların taşıyıcısı oluyor. Acıbadem Kayseri Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Yasemin Ersoy, özellikle yaz aylarında artış gösteren ishal, dizanteri ve solunum yolu enfeksiyonlarının temelinde yetersiz el hijyeninin yattığını vurguluyor.
Ellerimiz aslında birer enfeksiyon aracı
Prof. Dr. Ersoy, ellerin sadece bir uzuv değil, aynı zamanda dış dünyadan vücudumuza mikrop taşıyan birer "araç" gibi düşünülmesi gerektiğini belirtiyor. Kirli ellerin göz, ağız veya burunla teması ya da doğrudan gıdalara dokunulması, enfeksiyon zincirini başlatan en kritik halka oluyor. Uzmanlar, özellikle tuvalet kullanımı, yemek hazırlığı, dışarıdan eve dönüş ve hayvanlarla temas gibi anlarda su ve sabunun ihmal edilmemesi gerektiğinin altını çiziyor.
Hijyen sadece yıkamak değil, doğru teknikle arınmaktır
El temizliğinde sürenin ve uygulanan yöntemin hayati bir önemi bulunuyor. Sadece suyun altına tutulan ellerin tam anlamıyla temizlenmiş sayılmayacağını belirten Prof. Dr. Ersoy, ideal bir el yıkama sürecini şöyle özetliyor:
Sıvı sabun yardımıyla ellerin en az 20 ila 30 saniye boyunca ovalanması şarttır. Bu süreçte sadece avuç içleri değil; parmak araları, baş parmaklar ve tırnak uçları gibi mikropların en çok saklandığı bölgeler de detaylıca temizlenmelidir.
Toplu kullanım alanlarında dikkat edilmesi gereken bir diğer nokta ise musluk başlarıdır. Temizlenen ellerin tekrar kirlenmemesi için musluğun, elleri kurulamak için kullanılan kağıt havlu yardımıyla kapatılması öneriliyor. Hijyen bilincinin yerleşmesi, sadece bireysel sağlığı korumakla kalmıyor, aynı zamanda toplum genelinde yaşam süresini ve kalitesini doğrudan artıran en temel faktörlerden biri olarak kabul ediliyor.