Ağız ve diş sağlığındaki ihmaller ile yaşam tarzı alışkanlıkları, baş-boyun kanserlerinin gelişiminde kritik rol oynuyor. Kötü ağız hijyeni, kronik tahriş ve bakımsız dişler riski yükseltirken; tütün kullanımı ve HPV enfeksiyonu da öne çıkan etkenler arasında yer alıyor.
Dünya genelinde her yıl yaklaşık 900-950 bin kişide baş-boyun kanserlerine rastlanıyor. Bu kanserlerden korunmak için tütün ürünlerinden uzak durmak, ağız bakımına özen göstermek ve düzenli diş hekimi kontrollerini aksatmamak gerekiyor.
Baş-boyun kanserlerinin büyük bölümü ağız, boğaz ve gırtlak gibi bölgelerin iç yüzeyini kaplayan hücrelerden kaynaklanıyor. Kullanılan sigara miktarı ve kullanım süresi arttıkça risk katlanıyor. Özellikle papillom virüsü HPV-16 tipi, bademcik ve dil kökünü kapsayan orofarenks kanserleriyle doğrudan ilişkilendiriliyor. Bu nedenle uzun süre sigara kullananların, HPV enfeksiyonu taşıyanların, daha önce baş-boyun kanseri geçirenlerin ve 40 yaş üzerindeki bireylerin daha dikkatli olması öneriliyor. Hastalık çoğunlukla 50 yaş üzerinde görülse de HPV ile ilişkili kanserlere genç yaşlarda da rastlanabiliyor.
Tıbbi literatürde ve klinik araştırmalarda, eksik dişlerin yerine protez uygulanmamasının veya uyumsuz protez kullanımının oluşturduğu kronik mukozal tahrişin, ağız içi kanserleşme sürecini doğrudan tetiklediği vurgulanıyor. Yapılan araştırmalar, düzenli diş hekimi takibinin ve ağız içi travmaların önlenmesinin kanser riskini belirgin oranda düşürdüğünü gösteriyor.
Uzun süren belirtilerde uzmana başvurulmalı
Baş-boyun kanserleri farklı bölgelerde çeşitli belirtilerle ortaya çıkabiliyor. Ağız içinde iyileşmeyen yara, beyaz veya kırmızı plaklar, dilde ya da ağız tabanında sertlik, yutma güçlüğü, ağrılı yutkunma, boğazda takılma hissi ve uzun süren ses kısıklığı erken belirtiler arasında sayılıyor. Boyunda ağrısız, giderek büyüyen veya antibiyotik tedavisine rağmen geçmeyen kitle, tek taraflı burun tıkanıklığı, tekrarlayan burun kanaması, yüzde uyuşma ya da şişlik de ihmal edilmemeli. Erişkinlerde kulak muayenesinde bir sorun görülmediği hâlde devam eden tek taraflı kulak ağrısı da önem taşıyor. Bu belirtilerden herhangi biri iki-üç haftadan uzun sürüyorsa zaman kaybetmeden bir KBB uzmanına başvurulması öneriliyor.
Erken ve doğru tanı, en uygun tedavinin planlanması açısından büyük önem taşıyor. Bilgisayarlı tomografi tümörün boyutunu, çevre dokulara yayılımını ve kemik tutulumunu; manyetik rezonans ise dil, ağız tabanı, nazofarenks ve kafa tabanı gibi yumuşak dokuları ayrıntılı biçimde gösteriyor. PET-BT gizli lenf nodu ve uzak metastazların araştırılmasında, ultrasonografi ise lenf bezlerinin değerlendirilmesi ve biyopsiye rehberlik edilmesinde kullanılıyor. Kesin tanı için şüpheli dokudan örnek alınması gerekiyor. Lezyonun bulunduğu bölgeye göre endoskopik, ince iğne aspirasyon veya "tru-cut" biyopsi uygulanıyor. Patoloji ve görüntüleme alanlarında gelişen yapay zeka teknolojileri sayesinde dijital ortama aktarılan doku örnekleri gelecekte tümörün saldırganlık potansiyelinin belirlenmesine katkı sağlamayı vaat ediyor.