Dünya genelinde 1,2 milyardan fazla insanı etkileyen migren, artık yalnızca şiddetli bir baş ağrısı olarak değil, kronik bir migren bozukluğu olarak tanımlanıyor. Engelliliğe yol açan hastalıklar arasında ikinci sırada yer alan bu nörolojik durum, yıllardır yanlış anlaşılan sağlık sorunlarının başında geliyor. Genlerden beyin dalgalarına kadar uzanan yeni bilimsel bulgular, migrenin arkasındaki mekanizmaları daha net ortaya koyuyor. Peki migren neden olur, ne tetikler ve migren ile baş ağrısı gerçekten aynı şey mi?
Migren neden olur ve migren bozukluğu ne anlama geliyor?
Uzmanlara göre migren, geçici bir ağrıdan çok daha fazlasını ifade ediyor. BBC’de yer alan değerlendirmelerde, migrenin tüm vücudu etkileyen karmaşık bir nörolojik bozukluk olduğu vurgulanıyor. Bu nedenle artık “migrenim var” yerine “migren bozukluğuna sahibim” ifadesi tercih ediliyor.
Migren bozukluğu, beynin ağrıyı işleme biçiminde kalıcı bir farklılık olduğunu gösteriyor. Ağrılı dönemler ise tek başına bir olay değil, bu bozukluğun dışa vurumu olarak “migren atağı” şeklinde tanımlanıyor. Uzmanlar, bu yaklaşımın migrenin ciddiyetini ve sürekliliğini daha doğru yansıttığını belirtiyor.
Migren ile baş ağrısı aynı şey mi, aradaki fark ne?
Migren ile baş ağrısı sıklıkla birbirine karıştırılıyor ancak bilimsel olarak aynı durum değiller. Gerilim tipi baş ağrıları genellikle kısa süreli ve hafif şiddetliyken, migren atakları saatler hatta günler sürebiliyor.
Migren atağı sırasında sadece baş ağrısı değil; mide bulantısı, ışığa ve sese hassasiyet, koku duyarlılığı, görsel bozukluklar ve bilişsel yavaşlama gibi belirtiler de görülebiliyor. Bu yönüyle migren, merkezi sinir sistemini etkileyen sistemik bir rahatsızlık olarak kabul ediliyor.
Migreni ne tetikler: Gerçek tetikleyiciler mi, erken belirtiler mi?
Yıllar boyunca çikolata, peynir, kafein, parfüm ve hava değişimi gibi faktörlerin migreni tetiklediği düşünüldü. Ancak güncel araştırmalar bu algıyı sorguluyor. Bilim insanlarına göre, birçok “tetikleyici” aslında migren atağının çok erken evresinde ortaya çıkan erken belirtiler olabilir.
Örneğin bir kişi, ağrı başlamadan önce farkında olmadan çikolataya aşerebilir veya kokulara karşı aşırı hassasiyet geliştirebilir. Bu durumda parfüm migreni başlatmaz; migren zaten başlamıştır ve beyin bu uyaranlara aşırı tepki verir. Bu bakış açısı, migreni anlamada önemli bir paradigma değişimini temsil ediyor.
Migren nasıl oluşuyor: Kortikal yayılma depresyonu nedir?
Migrenin biyolojik kökenine dair en güçlü teori, beyinde meydana gelen kortikal yayılma depresyonu (CSD) olarak adlandırılan anormal bir elektriksel dalgaya dayanıyor. Bu dalga, beyin kabuğunda yavaşça ilerleyerek sinir hücrelerini uyarıyor ve iltihaplanma sürecini tetikliyor.
Mart 2025’te yapılan bir çalışmada, bilim insanları bu elektriksel dalganın bir hastanın beyninde gerçek zamanlı olarak oluşumunu ve yaklaşık 80 dakika boyunca yayılışını ilk kez doğrudan gözlemledi. Dalga çoğu zaman görsel kortekste başlasa da, hissedilen ağrı beyin zarı olan meninkslerdeki sinir lifleri aracılığıyla algılanıyor.
CGRP nedir ve migren tedavisinde neden bu kadar önemli?
Son yıllarda migren tedavisinde en büyük ilerleme, CGRP (kalsitonin gen ilişkili peptid) adlı molekülün keşfiyle sağlandı. CGRP, beyindeki ağrı sinyallerini ve damar-sinir etkileşimini düzenleyen güçlü bir nöromodülatör olarak tanımlanıyor.
Ekim 2025’te yayımlanan bir araştırma, CGRP hedefli tedavilerin hastaların yüzde 70’inde migren atak sıklığını yaklaşık yüzde 75 oranında azalttığını ortaya koydu. Çalışmaya katılanların yüzde 23’ünde ise atakların tamamen ortadan kalktığı bildirildi. Bu sonuçlar, migrenin artık daha etkili biçimde kontrol altına alınabileceğini gösteriyor.
Migren hakkında yanlış bilinenler bilimle nasıl çürütüldü?
Migren uzun yıllar boyunca psikolojik ya da “abartılı” bir rahatsızlık olarak etiketlendi. Oysa modern bilim, migrenin yüzde 30 ila 60 oranında genetik kökenli olduğunu ortaya koyuyor. Ayrıca damar genişlemesi, migrenin ana nedeni değil, çoğu zaman bir sonucu olarak değerlendiriliyor.
Çikolata gibi gıdaların doğrudan tetikleyici olmadığı, aşermenin atağın erken işareti olabileceği fikri de bu yanlış inanışları kökten değiştiriyor. Migren, artık biyolojik temelli, ölçülebilir ve tedavi edilebilir bir nörolojik bozukluk olarak kabul ediliyor.
Migren bozukluğu neden hâlâ bu kadar zor çözülüyor?
Bilim insanları migrenle ilişkili şu ana kadar 123 riskli DNA noktası belirledi. Ancak bu sayının binlerle ifade edilebileceği düşünülüyor. Migrenin depresyon, diyabet ve beyin yapısındaki farklılıklarla da genetik bağlantılar taşıması, hastalığın karmaşıklığını artırıyor.
Bu çok katmanlı yapı, migren bozukluğunun tek bir nedene indirgenmesini zorlaştırıyor. Ancak genetikten beyin dalgalarına uzanan yeni bulgular, migrenin gelecekte çok daha kişiselleştirilmiş tedavilerle kontrol altına alınabileceğine işaret ediyor.