Günümüzde veri iletimi denilince akla akıllı telefonlardan gönderilen video, resim ve metin iletileri gelir. Bu tür dijital iletişim araçları da dahil olmak üzere, sesli, yazılı ya da görsel iletişim türlerinin iletmek istediğimiz mesajı birebir iletmemize yardımcı olduklarını düşünüyorsanız yanılıyorsunuz demektir. Çünkü öyle çalıştığını varsayarak kullandığımız dil aslında aklımızdaki imgenin karşı tarafta yeniden yaratılmasını tetikleyecek bir araçtan fazlası değildir. Jacques Derrida, anlamın asla tam olarak sabitlenemeyeceğini, her iletinin yorumlandığı anda başka anlamlara doğru ertelemeye girdiğini savunur. Bu düşünceler ışığında, bir mesajın “tam olarak iletilmesi” değil, karşı tarafta “yeniden anlamlandırılması” mümkündür. Bu da klasik iletişim anlayışının temelini sarsar. Yani basitçe ben “dün elma yedim” gibi basit bir cümle kurduğumda bile sizin kafanızda canlandıracağınız her elma imgesi eşsiz birer yeniden yorumlamaya dönüşecektir.
Dilin yetersizliği
Klasik kablosuz iletişim sistemleri iletimin teknik açıdan kusursuz olmasına odaklanır; mesajın alıcı için anlamı bu noktada önemli değildir. Nihayetinde bu konuda yapılabilecek pek bir şey de yoktur zaten. Bu yaklaşım, özellikle anlamın kritik olduğu durumlarda verimsiz kalır. Özellikle mesajın özünün derin olduğu ve ifade edilmeye çalışıldığında olduğundan çok daha farklı anlaşılmaya müsait konuları ve kavramları açıklarken, dilin aslında zaman zaman ne kadar yetersiz bir iletişim aracı olduğuna şahitlik ederiz. Kaldı ki bazı dillerde yer alan kavramların tam karşılığının diğer dillerde olmaması da yine benzer bir sorunu ortaya çıkarır. Bu durumda karşı tarafta asıl vermek istediğimiz mesajı iletmek için tekrar tekrar karşıya veri akışında bulunmamızı gerektirir. “Hayır, aslında demek istiyorum ki” diye başlayan cümlelerin bazen sonu gelmez ve mesaj iletilemez.

Veriyi değil anlamı iletelim
Simülasyonun ötesi
Baudrillard’ın işaret ettiği gibi, çoğu zaman aktardığımız şeyin kendisi değil, onun bir temsili dolaşımdadır; gönderdiğimiz mesaj, alıcının dünyasında yeniden doğar ama asla bizim gönderdiğimiz biçimiyle değil. Bu yüzden geleceğin teknolojileri, “mesajı nasıl daha hızlı iletiriz?” sorusundan çok, “karşı tarafta nasıl daha doğru bir anlam uyanmasını sağlarız?” sorusunu sormalı. Artık asıl “yenilik”, sesi değil, sesi çağıran düşünceyi paylaşmakta gizli.