Trafik ışıklarında kırmızının "dur" sinyali olarak seçilmesi tesadüf değil, tamamen fiziksel yasaların bir sonucu. Kırmızı renk, spektrumdaki en uzun dalga boyuna sahip renk olması sebebiyle sis, yağmur ve duman gibi görüşü kısıtlayan hava koşullarında bile en uzak mesafeden fark edilebiliyor. Demiryolu mühendisleri, makiniste yavaşlaması için en geniş zamanı kazandırmak adına bu "hayat kurtaran" rengi temel aldılar.
BEYAZ IŞIK NEDEN ÖLÜMCÜL OLDU?
Sinyalizasyonun ilk yıllarında sistem bugünkünden çok farklıydı: "Geç" işareti için beyaz, "dikkat" için ise yeşil ışık kullanılıyordu. Ancak bu düzen büyük bir güvenlik zafiyetini beraberinde getirdi. Lenslerin düşmesi veya kırılması sonucu durma sinyalleri beyaz görünüyor, sürücüler kırmızı lambanın içindeki beyaz ışığı "geç" sinyaliyle karıştırıyordu. Gece vakti yıldız ışıklarının sinyal zannedilmesiyle yaşanan ölümcül kazalar sonrası beyaz ışık sistemden tamamen silindi.
GAZLI LAMBADAN ELEKTRİKLİ SİNYALİZASYONA
Şehir içi trafikte ilk deneme 1868 yılında Londra’da, at arabalarını kontrol etmek için gazla çalışan semaforlarla yapıldı. Fakat bu sistem büyük bir patlama sonucu kısa sürede rafa kalktı. Modern devrim ise Ford Model T ile otomobillerin yolları işgal etmesiyle başladı. 1913 yılında Clevelandlı mühendis James Hoge, tramvay hatlarından ilham alarak ilk elektrikli sinyalizasyonun temellerini attı.
STANDARTLARIN BELİRLENMESİ: POLİS MEMURUNUN İMZASI
Bugün dünya genelinde kullandığımız üç renkli (kırmızı, sarı, yeşil) sistem, 1920 yılında Detroitli polis memuru William L. Potts tarafından tasarlandı. Yerel uygulamalardaki renk karmaşasına son noktayı ise 1935 yılında Federal Karayolu İdaresi koydu. Alınan kararla birlikte trafik ışıkları ve yol çizgileri küresel bir standart haline getirilerek bugünkü modern trafik düzeni kurulmuş oldu.