Kayseri’deki küçük dükkanında üç nesildir süregelen bir geleneği yaşatan Bekir Şahin, kaliteli bir tespihin nasıl anlaşılacağını ve Osmanlı’dan günümüze uzanan şifa dolu hikayelerini paylaştı.
Kayseri’nin merkezinde sadece 8 metrekarelik mütevazı bir dükkan, tam 30 yıldır tespih tutkunlarının uğrak noktası olmayı sürdürüyor. Liseyi bitirdikten sonra babasının yanında çıraklığa başlayan Bekir Şahin, bugün mesleğinin ustası olarak tespihlerin bakımını, ip değişimlerini ve onarımlarını titizlikle gerçekleştiriyor. Aynı zamanda dini yayınların satışını da yapan Şahin, yılların getirdiği tecrübeyle tespih dünyasının inceliklerini anlatıyor.
Kaliteli tespih nasıl anlaşılır?
Gerçek bir tespihin plastik ürünlerden kolayca ayırt edilebileceğini vurgulayan Şahin, kaliteli malzemenin eldeki hissini şu sözlerle özetliyor: "İyi bir tespih, çekim sırasında avuç içinde eşsiz bir kayganlık hissi bırakır ve adeta elinize yapışır. Plastik ürünlerde bu doğal dokuyu bulamazsınız. Örneğin kehribar çekildikçe hoş bir koku yayarken, kuka tespihler zamanla renk değiştirerek kullanıcısına görsel bir şölen sunar."
Osmanlı’nın şifa kaynağı: Kuka ve Kehribar
Tespihlerin sadece bir aksesuar olmadığını, tarihte sağlık amaçlı da kullanıldığını belirten Şahin, ilginç bir detaya dikkat çekiyor: "Eski Osmanlı hekimleri, eldeki mikropları kırmak için kuka tespih kullanılmasını önerirdi. Ayrıca saray protokolünde, padişahın huzuruna çıkan yabancı elçilerin ellerine kehribar tespih verilirdi. Bunun sebebi, kehribarın eldeki zehirli etkileri veya hastalıkları aldığına inanılmasıydı."
Kuka mı, Kehribar mı?
Tespih çeşitleri arasında kendi favorisini de açıklayan Şahin, "Kehribar, milyonlarca yıl öncesine dayanan çamgillerin fosilleşmiş bir formudur. Kuka ise Hindistan ve Mısır gibi bölgelerde yetişen özel bir ağacın çekirdeğidir. Türkiye’de yetişmeyen kuka, tamamen doğal yapısı ve çekim kolaylığı nedeniyle benim her zaman ilk tercihimdir; insana huzur veren bir dokusu vardır" değerlendirmesinde bulundu.