Atlas Okyanusu’nun tabanındaki Kayıp Şehir nasıl keşfedildi?
Atlas Okyanusu’nun ortasında, deniz seviyesinin yaklaşık 700 metre altında bulunan Kayıp Şehir (Lost City) hidrotermal alanı, 2000 yılında yürütülen bilimsel bir sefer sırasında tesadüfen keşfedildi. Keşif, okyanus biliminde çığır açan bulguların kapısını araladı. Çünkü bu bölge, uzun yıllardır bilinen “kara bacalar”dan tamamen farklı bir yapıya sahipti.
Kara bacalar çoğunlukla volkanik faaliyetlerle ve kükürt bazlı kimyasal süreçlerle ilişkilendirilirken, Kayıp Şehir’deki hidrotermal bacalar bambaşka bir mekanizma ile çalışıyor. Bu durum, Atlas Okyanusu’nun derinliklerinde beklenmedik bir ekosistemin varlığını gözler önüne serdi.
Hidrotermal bacalar 120 bin yıldır nasıl aktif kalabiliyor?
Bilimsel tarihlendirme çalışmaları, Kayıp Şehir’deki hidrotermal bacaların en az 120 bin yıldır kesintisiz şekilde aktif olduğunu ortaya koydu. Bu olağanüstü sürekliliğin arkasında volkanik ısı değil, serpantinleşme adı verilen jeolojik bir süreç bulunuyor.
Serpantinleşme, yer kabuğunun derinliklerinde bulunan peridotit kayalarının deniz suyuyla etkileşime girmesi sonucu gerçekleşiyor. Bu etkileşim sırasında yüksek ısı, hidrojen ve metan açısından zengin alkalin sıvılar açığa çıkıyor. Oluşan bu sıvılar, okyanus tabanından yükselerek 60 metreye varan devasa kireçtaşı kulelerini inşa ediyor. Uzmanlara göre bu süreç, klasik magmatik sistemlere kıyasla çok daha uzun ömürlü.
Kayıp Şehir’deki yaşam, güneş ve volkan olmadan nasıl var oluyor?
Kayıp Şehir’i benzersiz kılan en önemli unsurlardan biri, burada gelişen yaşamın güneş ışığına ve volkanik ısıya ihtiyaç duymaması. Bölgedeki mikroorganizmalar, enerjilerini tamamen kayalarla deniz suyu arasındaki kimyasal reaksiyonlardan elde ediyor.
Washington Üniversitesi’nden okyanus bilimci Dr. Deborah Kelley, Kayıp Şehir’in bilinen hiçbir hidrotermal sisteme benzemediğini belirtiyor. Kelley’ye göre bu alan, yaşamın yalnızca yüzeye yakın veya volkanik bölgelerde ortaya çıkmadığını, çok daha farklı koşullarda da filizlenebileceğini gösteriyor. Karbonat minerallerinden oluşan bacalar, okyanusun en ekstrem yaşam koşullarına ev sahipliği yapıyor.
Atlas Okyanusu’ndaki bu yapı dünya dışı yaşam için neden önemli?
Bilim insanları, Kayıp Şehir’in öneminin yalnızca Atlas Okyanusu ile sınırlı olmadığını vurguluyor. Dünya dışı yaşam araştırmaları açısından bu hidrotermal alan, adeta doğal bir laboratuvar niteliği taşıyor. Çünkü benzer kimyasal koşulların, Güneş Sistemi’ndeki bazı gök cisimlerinde de bulunabileceği düşünülüyor.
Özellikle Satürn’ün uydusu Enceladus ve Jüpiter’in uydusu Europa, buzla kaplı yüzeylerinin altında okyanuslar barındırıyor. Bu okyanuslarda, Kayıp Şehir’e benzer serpantinleşme süreçlerinin yaşanabileceği öngörülüyor. Bu da yaşamın, Dünya’ya özgü olmadığını gösteren güçlü bir ipucu olarak değerlendiriliyor.
Bilimsel araştırmalar Kayıp Şehir’in geleceği için ne söylüyor?
NOAA bünyesinde çalışan jeolog Dr. Gretchen Früh-Green, yapılan analizlerin bu sistemin uzun vadede de varlığını sürdürebileceğini ortaya koyduğunu ifade ediyor. Früh-Green’e göre Kayıp Şehir, Dünya’daki en uzun ömürlü hidrotermal sistemlerden biri olabilir.
Ancak uzmanlar, bu eşsiz yapının korunması gerektiği konusunda uyarıyor. Derin deniz madenciliği ve kontrolsüz araştırma faaliyetleri, Atlas Okyanusu’nun tabanındaki bu hassas ekosistemi tehdit edebilir. Bilim dünyası, Kayıp Şehir’in hem Dünya’daki yaşamın kökenini anlamak hem de dünya dışı yaşam ihtimallerini araştırmak için kritik bir anahtar olmaya devam edeceği görüşünde birleşiyor.