Yeni Birlik Gazetesi Yaşam Bayramın aynasında

Bayramın aynasında

Psikolojik Danışman Bahar Kara, kaleme aldığı anlamlı metin ile geçmişten günümüze bayramların toplumsal ve kültürel yapımızdaki derin izlerini inceledi.

Bayramlar geçmişten beri kültürel yapımızın en önemli motiflerinden biridir. Sevdiklerimizle birlikteliği, aileyi ve dayanışmayı hatırlatır; zamanını bayrama göre planlayanlarımız içinse bazen varılmış bir hedefi, bazense çıkılacak bir yolun başlangıcını ifade ederdi. Bayrama kadar anneler temizliklerini yapar, babalar alışverişlerini tamamlar, en güzel bayramlıklar alınır, arife gecesi çocuklar yeni ayakkabılarını başucuna koyup uyurdu. Konu komşu, bütün mahalle, uzak yakın birçok akraba; “İyi bayramlar!” dilemekten hiç çekinmez, yüzleri içten bir gülümsemeyle aydınlanırdı. Belki de hepimiz birbirimize iyi bayramlar dilediğimiz için, kolektif bir çabanın ürünü olarak böyle güzel geçerdi bayramlar.

Temizlenen evler, herkes temiz olduğunu görsün veya kirli olmakla itham etmesin diye değil; misafirlere edilen hürmetten, onları gerçekten iyi ağırlama isteğinden doğardı. Hazırlanan yemekler misafirlerimizin karnını ve ruhunu doyurmak için, giyilen bayramlıklar ise temiz ve özenli bir görünüm içindi. Tabii zaman değişirken, değişen şeyin yalnızca kendisi olmasını istemedi. Hazırlanan ikramlıklar, giyilen kıyafetler, evlerimiz ve eşyalarımız zamanla birer yarış unsuruna dönüştü. Artık bunları misafirlerimize hürmetten değil, içten içe onlara üstün gelmek maksadıyla yapar olduk. “Sizin eviniz de güzeldir ama benim evim daha lüks, benim ikram ettiğim tatlı daha pahalı, giydiğim kıyafet daha kaliteli marka, şu oturduğunuz koltuk var ya, en yeni model…” Belki çoğumuz bunları dile getirmedik; fakat davranışlarımızla ifade etmeyi öğrendik.

Elbette bu görünmez yarış, toplumun daha çok tüketen bir yapıya evrilmesine hizmet ediyor. Yiyecek, giyecek ve ev temizliği gibi hazırlıklar muhakkak bayramın ruhunu yaşatmak için önemlidir ve geri plana atılmamalıdır. Ancak bayramın asıl anlamı olan birliktelik, toplumsal dayanışma ve aylar sonra bir araya gelip birbirinin hâlini hatırını sormak; yaptığı işten, aldığı terfiden, kazandığı paradan, yerleştiği okuldan veya bir devlet dairesine atanıp atanmadığından önce gelmelidir. Hatta daha da ileriye gidecek olursak -ki toplumumuz buna oldukça alışkındır- birinin ne zaman evleneceği, evliyse ne zaman çocuk sahibi olacağı gibi soruların öncesinde, onun gerçekten nasıl olduğunu merak etmek gerekir.

Elbette “Bunları sormak da ilgilenmek değil mi?” diyenler olacaktır. Burada ayırt etmek istediğim nokta şudur: Önce karşımızdakinin sağlığını, sıhhatini ve kendisini nasıl hissettiğini içtenlikle önemsemek gerekir. Sonrasında diğer soruların sırası gelebilir, derecesi de isteğe bağlı olarak artabilir; endişelenmeyin. Ancak çoğumuz farkındayızdır ki bu tarz merak soruları, çoğu zaman bayramlaşmanın tadını, tuzunu, hatta huzurunu kaçırmaktadır. 

Diğer taraftan, uzun süre birbirini görmemek, ilgilenmemek ve görüşmemek; doğal olarak akrabamız veya arkadaşımız hakkında bir şey bilmemek sonucunu doğuracaktır. Buradan bakınca gerçek çözüm, soru yağmurunu normalleştirmek ya da bayramlaşmaktan vazgeçmek değil; sevdiklerimize bayramlar haricinde de vakit ayırmak ve ilişkileri yalnızca yılda birkaç güne sıkıştırmamaktır. Çünkü bayram, çoğu zaman eksilen bağları hatırlatan bir duraktır; fakat aynı zamanda onların yeniden kurulması için bir fırsattır.

Fakat kabul etmek gerekir ki bayram, herkes için aynı duyguyu ifade etmez. Kimileri için neşe, kalabalık ve kavuşma anlamına gelirken; kimileri için eksik kalan bir sandalyeyi, artık açılmayan bir kapıyı veya bir daha öpülemeyecek bir eli hatırlatır. Sevdiklerini kaybetmiş olanlar, ailesinden uzakta yaşayanlar, kırgınlıkları onarılamamış insanlar ya da hayatın farklı sebeplerle yalnız bıraktıkları için bayram, bazen özlemin ve hüznün daha görünür hâle geldiği bir zaman dilimine dönüşebilir. Hep birlikte kutlanan günler, bazı insanlar için kaybedilenleri daha çok hatırlatan bir aynaya dönüşür. Tam da bu nedenle bayramı yalnızca kalabalık sofralar, ziyaretler ve gelenekler üzerinden değil; birbirimizin eksikliğini, sessizliğini ve görünmeyen yüklerini fark etmek üzerinden de düşünmek gerekir.

Belki de bu yüzden bayramlar, toplumun kendisine tuttuğu bir aynadır. Bu aynada yalnızca birlikteliğimizi değil; uzaklaşmalarımızı, yalnızlıklarımızı ve değişen ilişki biçimlerimizi de görürüz. Bayramların bize yeniden öğretmesi gereken şey ise belki de şudur: Tüketmekten çok paylaşmak, göstermekten çok ilgilenmek ve yalnızca aynı ortamda bulunmak değil, gerçekten birbirine temas edebilmektir. Kalpten temas kurabildiğiniz, mutlu bayramlarınız olsun. 

Psikolojik Danışman Bahar KARA