Tarihler 26 Nisan 1986'yı gösterdiğinde, Ukrayna'nın Pripyat şehri yakınlarındaki Çernobil Nükleer Santrali'nde insanlık tarihinin en büyük çevre felaketi patlak verdi. 4 numaralı reaktörde yaşanan infilak, atmosfere Hiroşima'ya atılan atom bombasından tam 50 kat daha fazla radyasyon saldı. 10 gün süren yangınla birlikte yaklaşık 380 milyon kuri radyoaktivite gökyüzüne karışırken; Belarus, Ukrayna ve Rusya başta olmak üzere 200 bin kilometrekarelik bir alan "ölüm bölgesi" ilan edildi.
"Bir Şey Olmaz" Denilen O Gün: Bakan Aral’ın Çaylı İmtihanı
Facia sonrası radyoaktif bulutlar Karadeniz üzerinden Türkiye'ye ulaştığında, halk büyük bir panik ve güvensizlik sarmalına girdi. Karadeniz çayının "radyasyonlu" olduğu iddiaları üzerine, dönemin Sanayi ve Ticaret Bakanı Cahit Aral tarihe geçecek o hamleyi yaptı. 12 Ağustos 1986’da kameraların karşısına geçen Aral, “Bir sorun olsaydı ben içmezdim” diyerek bir bardak çayı afiyetle içti. Halkı sakinleştirmek adına yapılan bu hareket, sonraki yıllarda bölgede artan kanser vakalarıyla birlikte "toplum sağlığını hiçe sayan bir ihmal" olarak nitelendirildi.
200 Bin Ölüm ve Sakat Doğumlar: Trajedinin Bilançosu
Çernobil, sadece patlama anında ölenlerle sınırlı kalmadı. Bağımsız araştırmalara göre, sızıntının dolaylı etkileri nedeniyle yaklaşık 200 bin kişi hayatını kaybetti. Yüz binlerce çocuk sakat dünyaya geldi, Karadeniz başta olmak üzere sızıntı hattındaki bölgelerde kanser vakaları adeta patlama yaptı. Bakan Aral’ın 2011 yılında 84 yaşında vefatı kayıtlara "kalp yetmezliği" olarak geçse de, kamuoyu o meşhur çay bardağını ve sonrasında yitip giden gençleri hiçbir zaman unutmadı.
Faturayı Personel Ödedi: Sovyetler’in "Sorumlu" Avı
Facia sonrası Sovyetler Birliği, sistemi sorgulamak yerine suçu saha personeline yıktı. Kurulan devlet komisyonu; güvenlik kurallarını ihlal ettikleri gerekçesiyle santral müdürü Viktor Bryuhanov ve şef mühendis Nikolay Fomin’e 10’ar yıl hapis cezası verdi. Diğer mühendis ve amirler de 2 ile 5 yıl arasında değişen cezalarla demir parmaklıklar ardına gönderildi. Ancak 40 yıl sonra bugün bile uzmanlar, asıl suçlunun teknolojik yetersizlik ve saklanan gerçekler olduğunu vurgulamaya devam ediyor.