Hangzhou’dan Şanghay’a giderken hızlı treni deneyimlemek, yolculuğun başlı başına heyecan veren parçalarından biriydi. Çin’de günlerdir teknolojiyle kurduğum ilişkinin bu kez şehirler arasındaki karşılığını görüyordum. İlk gün telefon ekranında hissettiğim hız, şimdi beni başka bir şehre taşıyan trenin içindeydi. Çin’in modern yüzü yalnızca uygulamalarda değil, şehirleri birbirine bağlayan ulaşım düzeninde de karşıma çıkıyordu.

Şanghay’a gece ulaştığımda görüntü bütünüyle değişti. Şehir ışıltılı ve cazibeliydi. İnci Kulesi, gecenin içinde Şanghay denince zihinde oluşan modern metropol görüntüsünün merkezinde duruyordu. Bu manzara karşısında etkilenmemek kolay değildi. Fakat seyahat boyunca kendime hatırlattığım kural burada da geçerliydi: Bir şehrin ışıkları, o ülkenin tamamını anlatmaz.
Şanghay’ın gecesi, Pekin’deki tarihî ihtişamdan ve Hangzhou’daki Batı Gölü görüntüsünden farklı bir etki bırakıyordu. Bu çeşitlilik, Çin’i tek bir sıfatla anlatmanın yanlışlığını da gösterdi. Aynı ülke, bir şehirde anıtsal geçmişi, başka bir şehirde teknolojik hızı, küçük bir köyde ise doğayla kurulan yeni ekonomik ilişkiyi öne çıkarabiliyordu.
Şanghay’dan Hangzhou’ya Didi ile döndüm. Böylece ilk yazıda sözünü ettiğim dijital hayat, yolculuğun bu bölümünde yeniden karşıma çıktı. Telefon yine adresi sürücüye aktarıyor, dil engelini azaltıyor ve şehirler arasındaki hareketimi kolaylaştırıyordu. Ancak Çin’in kalkınma hikâyesini yalnızca hızlı tren, uygulamalar, robotlar ve gökdelenlerle okumak eksik kalacaktı. Bu sorunun cevabını büyükşehirlerin ışığından uzakta, Zhejiang eyaletindeki küçük bir köyde arayacaktım. 
- Taşın görünmeyen bedeli
Yucun’a adım attığımda karşıma çıkan ilk şey, sıradan bir köy manzarasından çok büyük bir dönüşümün sessizliği oldu. Bambu kaplı yamaçlar, düzenli yollar, temiz su ve korunmuş yeşil... Bugünkü görüntüyü, yaklaşık yirmi yıl önce taş ocaklarının tozu ve çimento tesislerinin dumanıyla anılan aynı yerle yan yana düşünmek kolay değildi.
Yucun’da beni etkileyen yalnızca yeşilin kendisi değil, bu yeşilin ekonomik bir kararın ardından geri kazanılmış olmasıydı. Manzara tek başına geçmişini anlatmıyordu; geçmişte burada ne yaşandığını öğrendiğinizde güzel bir köy görüntüsü gerçek bir habere dönüşüyordu. Karşımda el değmemiş bir doğa değil, ağır bir çevresel bedelin ardından onarılmaya çalışılan bir yaşam alanı vardı.

Zhejiang eyaletine bağlı Anji ilçesindeki Yucun, yalnızca 4,86 kilometrekarelik küçük bir yerleşim. Orman ve bitki örtüsü oranı yüzde 90’ın üzerinde. Fakat köyün Çin’deki karşılığı yüzölçümünden daha büyük. Çünkü Yucun, çevre ile kalkınma arasındaki ilişkinin yeniden tarif edildiği sembol yerlerden biri olarak gösteriliyor.
Yucun’u yalnızca “güzel bir Çin köyü” diye anlatmak asıl haberi kaçırmak olurdu. Buradaki değişim bir peyzaj düzenlemesinden ibaret değildi; köyün geçim modelinin değiştirilmesi anlamına geliyordu. 1980’li ve 1990’lı yıllarda kaliteli kireç taşı, taş ocaklarını ve çimento üretimini büyütmüş, köy halkının önemli bir bölümüne gelir sağlamıştı. Fakat dağların oyulması, suyun kirlenmesi ve havayı kaplayan toz, bu gelirin görünmeyen faturasıydı.
-Kapanan ocaklar
Köyün önünde zor bir tercih vardı: Bir tarafta hemen kazandıran fakat doğayı tüketen bir ekonomi, diğer tarafta sonucu belirsiz, sabır ve yatırım gerektiren yeni bir yol. Yucun yönetimi 2003’te taş ocakları ile çimento tesislerini kapatma kararı aldı. Bugünden bakıldığında kolayca övülebilecek bu adım, o gün ailelerin gelir kaybını göze almasını gerektiren ciddi bir ekonomik riskti.

Hikâyenin kırılma noktası burada başlıyor. Çevreyi korumak, romantik bir doğa tercihi olarak değil, geçim düzenini baştan kurmayı gerektiren bir kalkınma kararı olarak ele alındı. Çünkü kirleten tesisi kapatmak tek başına çözüm değildi. Ortadan kalkan gelirin yerine yenisini koyamıyorsanız çevre politikası toplumsal desteğini uzun süre koruyamazdı.
15 Ağustos 2005’te dönemin Zhejiang Parti Sekreteri Xi Jinping köyü ziyaret etti. Taş ocakları ve çimento tesislerinin kapatılmasını değerlendiren Xi, “Berrak sular ve yemyeşil dağlar paha biçilmez varlıklardır” yaklaşımını burada ortaya koydu. Bu ifade daha sonra Çin’in yeşil kalkınma politikasının temel sözlerinden biri haline geldi.
Ancak Yucun’daki dönüşümü yalnızca bir sözün sonucu gibi okumak eksik olur. Söz yönü gösterdi; değişimi mümkün kılan ise yıllara yayılan çevre onarımı, altyapı yatırımları ve yeni iş alanlarıydı. Bir ekonomik faaliyeti durdurmak için karar yeterli olabilir; onun yerine kalıcı bir geçim düzeni kurmak ise zaman, kaynak ve toplumsal katılım gerektirir.
- Yeşilin ekonomisi

Taş ocaklarının yerini zamanla ekoturizm, aile işletmeleri, konaklama tesisleri, bambu ürünleri ve yeni girişimler aldı. Köyün doğal çevresi artık tüketilecek bir hammadde değil, korundukça değer üreten temel sermaye olarak görülüyor. Toprağın altındaki taşı çıkarıp satan köy, toprağın üstündeki yaşam kalitesini ekonomik değere dönüştürmeye çalışıyor.
İnsanlar Yucun’a yalnızca yeşil bir manzara görmek için değil, bu dönüşümün hikâyesine tanıklık etmek için de geliyor. Köyün 2021’de Birleşmiş Milletler Dünya Turizm Örgütü tarafından “En İyi Turizm Köyleri” arasına alınması uluslararası görünürlüğünü artırdı. Eski ekonomik modelin bıraktığı çevresel bedel, bugün köyün anlattığı yeni kalkınma hikâyesinin başlangıç noktasını oluşturuyor.
Yucun’un verdiği temel ders, çevre koruma ile ekonomik kalkınmayı birbirinin kaçınılmaz düşmanı olarak görmemek. Fakat bu dersin gerçek değeri, güzel manzaradan çok ekonomik devamlılıkta yatıyor. Köylülerin burada kalabilmesi, gençlerin gelecek kurabilmesi ve gelirin tek bir faaliyete bağımlı olmadan çeşitlenmesi, yeniden yeşillenen yamaçlar kadar önemli.
- Vitrinin arkasındaki sorular
Yucun etkileyici bir başarı hikâyesi sunuyor. Ancak gazetecilik, düzenli yolların ve yeşil görüntünün etkisine kapılarak soru sormayı bırakmamak demek. Bir köy turizm vitrini haline geldiğinde gündelik hayat ne ölçüde korunur? Yeni gelir bütün köylülere dengeli biçimde ulaşır mı? Turizme artan bağımlılık gelecekte başka bir ekonomik kırılganlık yaratır mı?

Bu sorular Yucun’un başarısını küçültmez; onu gerçek bir kalkınma tartışmasının içine yerleştirir. Çünkü sürdürülebilirlik yalnızca yeşilin geri gelmesi değildir. Yerel halkın köyünde kalabilmesi, yeni kuşakların burada bir gelecek görebilmesi ve ekonominin tek bir sektöre teslim olmaması da aynı ölçüde önemlidir.
Yucun bir yandan yaşayan bir köy, diğer yandan Çin’in yeşil kalkınma yaklaşımını anlattığı açık hava vitrini. Benim görevim bu iki katmanı birlikte görmek; anlatılan başarıyı kayda geçirirken vitrinin arkasındaki toplumsal ve ekonomik devamlılığı da izlemek.
Bu model başka ülkelere olduğu gibi taşınabilecek hazır bir reçete değil. Her köyün coğrafyası, nüfusu, pazara erişimi ve ekonomik imkânları farklı. Yine de Türkiye’de maden sahalarının, orman köylerinin ve göç veren kırsal bölgelerin geleceğini tartışırken Yucun önemli bir örnek olarak okunabilir. Temizlenen dereyi ya da yeniden yeşillenen yamacı örnek almak tek başına yetmez. Finansman, altyapı, eğitim, yerel girişimcilik ve uzun vadeli kamu iradesi aynı planın parçaları olmadıkça yeşil dönüşüm güzel bir fotoğraf karesinden öteye geçemez.
Çin Halk Cumuriyeti Ticaret Bakanlığı’nın düzenlediği Küresel Güney Radyo ve Televizyon Dijital İşletme Yönetimi Eğitim Programı vesilesiyle bulunduğum Çin’de birkaç günlük seyahat, bana bütün ülke hakkında kesin hükümler verme hakkı tanımıyor. Fakat gördüğüm şehirler, insanlar ve Yucun, zihnimdeki bazı hükümleri yeniden düşünmemi sağladı. İlk gün Çin’in gündelik hayatına telefonumla girmiştim; son gün bir köy, kalkınmaya bakışımı değiştiren asıl soruyu önüme koydu. Teknoloji hızı gösterebilir, ışıklar gücü görünür kılabilir; fakat bir ülkenin geleceği bazen korumayı seçtiği bir dağda okunur.
Yucun’dan ayrılırken aklımda kalan, bambu ormanlarının huzurundan çok daha fazlasıydı. Bir gazetecinin objektifi bugünün yeşil manzarasını kaydeder. Ancak haberin gerçek manşeti başka yerde duruyor: Bir zamanlar geçimini dağı delerek sağlayan köy, bugün dağı ayakta tutarak kazanıyor.
BİTTİ.