Yeni Birlik Gazetesi Yaşam Deprem Uyarı Sistemi Kaç Saniye Kazandırır, İşe Yarıyor mu?

Deprem Uyarı Sistemi Kaç Saniye Kazandırır, İşe Yarıyor mu?

Akıllı telefonlardaki deprem erken uyarı sistemleri ne kadar güvenilir? Android deprem uyarı sistemi nasıl çalışıyor? Yanlış alarm ve eksik uyarı neden yaşanıyor? 6 Şubat sonrası ortaya çıkan hatalar, ABD ve İsrail örnekleriyle yeniden tartışılıyor. Saniyeler hayat kurtarabilir mi, yoksa sistemler güven kaybı mı yaratıyor?

Akıllı telefonlardaki deprem erken uyarı sistemleri, son yıllarda milyonlarca kullanıcı için hayati bir güvenlik katmanı haline geldi. Özellikle Türkiye gibi aktif fay hatları üzerinde bulunan ülkelerde Android deprem uyarı sistemi saniyeler kazandırma iddiasıyla öne çıkıyor. Ancak 6 Şubat Kahramanmaraş depremleri sonrası yaşanan eksik bildirimler ve son dönemde gündeme gelen yanlış alarm örnekleri, sistemlerin güvenilirliğini yeniden tartışmaya açtı. Peki bu teknoloji gerçekten ne kadar güvenilir ve deprem uyarı sistemleri nasıl çalışıyor?

Akıllı Telefonlardaki Deprem Erken Uyarı Sistemleri Güvenilir mi?

Deprem erken uyarı sistemleri, sarsıntıyı önceden tahmin etmiyor; başlamış bir depremi algılayarak kullanıcıya birkaç saniyelik avantaj sağlamayı hedefliyor. Bu birkaç saniye bile, asansörden çıkmak, güvenli bir noktaya geçmek ya da riskli bir ortamdan uzaklaşmak için kritik önem taşıyor.

Ancak 6 Şubat 2023’te Kahramanmaraş merkezli depremler sonrası ortaya çıkan tablo, sistemlerin her koşulda kusursuz çalışmadığını gösterdi. Google, Android tabanlı erken uyarı altyapısında yüksek seviyeli “harekete geç” alarmının milyonlarca kişiye ulaşmadığını kabul etti. Bazı kullanıcılara yalnızca düşük düzeyli bildirim gönderildi. Bu durum, eksik uyarı ihtimalinin ne anlama geldiğini acı bir şekilde gündeme taşıdı.

Uzmanlara göre güvenilirlik, yalnızca yazılım kalitesine değil; sensör yoğunluğu, veri doğruluğu ve algoritmanın belirlediği eşik değerlerine de bağlı.

Android Deprem Uyarı Sistemi Nasıl Çalışıyor?

Android deprem uyarı sistemi, akıllı telefonların içinde bulunan ivmeölçer sensörlerinden gelen anonim verileri analiz ediyor. Bir bölgede çok sayıda cihaz aynı anda benzer titreşim verisi gönderdiğinde sistem bunu potansiyel bir deprem olarak değerlendiriyor.

Deprem sırasında ilk olarak daha hızlı yayılan P dalgaları ortaya çıkıyor. Yıkıcı etkisi daha büyük olan S dalgaları ise daha sonra ulaşıyor. Sistem, P dalgalarını tespit ettiği anda analiz yaparak S dalgaları gelmeden önce kullanıcılara bildirim göndermeyi amaçlıyor.

Ancak burada kritik nokta zaman. Fay hattına çok yakın bölgelerde P ve S dalgaları arasındaki süre birkaç saniyeye kadar düşebiliyor. Bu da uyarının ya çok kısa sürede gelmesine ya da eşik değerler nedeniyle güçlü alarmın devreye girmemesine yol açabiliyor.

Yanlış Alarm Neden Yaşanıyor?

Yanlış alarm, erken uyarı sistemlerinin en tartışmalı yönlerinden biri. ABD’nin Nevada eyaletinde binlerce kişiye 5.9 büyüklüğünde deprem bildirimi gönderilmesi, ancak gerçekte böyle bir sarsıntının yaşanmaması bu tartışmayı yeniden alevlendirdi. Yetkililer teknik bir hata olduğunu açıkladı.

Benzer bir durum farklı ülkelerde de görüldü. 18 Şubat’ta bazı kullanıcıların telefonlarına “İsrail’de 7 büyüklüğünde deprem oldu” şeklinde bildirim düştü. Resmi sismik kayıtlarda böyle bir deprem bulunmadığı ortaya çıktı. Kısa sürede yayılan bu bildirim, sosyal medyada paniğe yol açtı.

Yanlış alarmın temel nedenleri arasında sensör verilerinin hatalı yorumlanması, yazılım güncellemeleri sırasında oluşan teknik aksaklıklar ve eşik değerlerin yanlış ayarlanması gösteriliyor. Çok hassas ayarlanan sistemler küçük titreşimleri bile büyük deprem olarak algılayabiliyor.

Eksik Uyarı Riski Neden Oluşuyor?

Eksik uyarı, yani güçlü bir depremde yüksek seviyeli alarmın devreye girmemesi, yanlış alarmdan daha ciddi sonuçlar doğurabiliyor. 6 Şubat depremleri sonrası yapılan açıklamalar, bazı bölgelerde beklenen kritik uyarının gönderilmediğini ortaya koydu.

Algoritmalar, belirli bir şiddet eşiği aşılmadıkça “yüksek risk” alarmını tetiklemiyor. Eğer sistem ilk verileri düşük şiddetli olarak yorumlarsa, kullanıcıya yalnızca hafif bir bildirim gidebiliyor. Oysa saniyeler içinde büyüyen bir sarsıntı, çok daha yıkıcı hale gelebiliyor.

Bu denge, teknoloji şirketleri için en zorlu alanlardan biri. Çok düşük eşik değeri yanlış alarm sayısını artırırken; yüksek eşik değeri eksik uyarı riskini büyütüyor.

Deprem Uyarı Sistemleri ve Kamusal Güven

Akıllı telefonlardaki deprem erken uyarı sistemleri yalnızca teknik bir altyapı meselesi değil. Aynı zamanda kamusal güven, kriz iletişimi ve şeffaflıkla doğrudan bağlantılı.

6 Şubat sonrası sosyal medyada sistemlerin manipüle edilebileceğine dair çeşitli iddialar ortaya atıldı. Uzmanlar, bu mekanizmanın jeofizik veri ve otomatik analiz temelli çalıştığını, dışarıdan keyfi müdahalenin teknik olarak mümkün olmadığını vurguluyor. Ancak yaşanan hatalar, komplo teorilerinin yayılmasına zemin hazırlayabiliyor.

Öte yandan 12 Haziran 2025’te Büyükçekmece açıklarında meydana gelen 3,5 büyüklüğündeki depremin bazı uygulamalarda 4,7 olarak gösterilmesi, veri farklılıklarının nasıl tedirginlik yaratabildiğini ortaya koydu. Özellikle gece saatlerinde yayılan bu tür çelişkili bilgiler, şehir genelinde kısa süreli paniğe neden olabiliyor.

Yanlış Alarm mı, Eksik Uyarı mı Daha Riskli?

Uzmanlara göre asıl soru, sistemlerin hata yapıp yapmayacağı değil; hangi hatanın daha büyük sonuç doğuracağı. Yanlış alarm güven kaybına ve panik dalgasına yol açabiliyor. Eksik uyarı ise hayat kurtarabilecek saniyelerin kaybı anlamına geliyor.

Bu nedenle deprem erken uyarı sistemleri sürekli güncelleniyor, algoritmalar yeni verilerle eğitiliyor ve eşik değerler yeniden optimize ediliyor. Teknoloji geliştikçe hata payının azaltılması hedefleniyor ancak sıfır riskli bir yapı henüz mümkün görünmüyor.

Akıllı telefonlardaki deprem erken uyarı sistemleri, tüm tartışmalara rağmen afet yönetiminde önemli bir araç olmaya devam ediyor. Güvenilirlik tartışmaları ise hem teknoloji şirketlerini hem de kamu otoritelerini daha şeffaf ve hesap verebilir olmaya zorluyor.