Sevilen bir kişinin kaybı sonrası yaşanan yas, insan doğasının en temel duygusal süreçlerinden biri olarak kabul edilir. Çoğu insan için zamanla hafifleyen bu acı, bazı kişilerde beklenenden çok daha uzun sürebiliyor. Bilim insanları bu durumu “Uzamış Yas Bozukluğu” (Prolonged Grief Disorder – PGD) olarak tanımlıyor.
Son yıllarda yapılan nörobilim araştırmaları, bazı insanların yas sürecinden neden çıkamadığını beynin çalışma mekanizmaları üzerinden açıklıyor. Araştırmalara göre bu kişilerde beyin, kaybedilen kişiye duyulan özlemi adeta bir “biyolojik açlık” gibi algılamaya devam ediyor.
Uzamış Yas Bozukluğu Nedir?
Uzamış Yas Bozukluğu, sevilen bir kişinin kaybından sonra yaşanan yoğun acının uzun süre devam etmesiyle ortaya çıkan psikolojik bir durumdur. Bu bozuklukta birey, kaybı kabullenmekte zorlanır ve günlük yaşamına dönmekte güçlük yaşar.
Uzun yıllar boyunca yas süreci yalnızca psikolojik bir durum olarak değerlendirilse de, 2018 yılında Dünya Sağlık Örgütü bu durumu resmi bir tanı olarak kabul etti.
Uzmanlara göre normal yas ile uzamış yas arasındaki en önemli fark süreklilik ve yoğunluktur.
Yas Süreci Kaç Ay Sürerse Risk Oluşur?
Travma araştırmacısı Profesör Richard Bryant, yas sürecinde kritik bir zaman dilimine dikkat çekiyor.
Uzmanlara göre:
Sevilen bir kişinin kaybından sonra yaşanan yoğun acının 6 aydan uzun sürmesi risk işareti olabilir.
Bu süreçte kişi kendini kimliğini kaybetmiş gibi hissedebilir.
Kaybı kabullenmekte ciddi zorluk yaşayabilir.
Bu belirtiler ortaya çıktığında uzamış yas bozukluğundan söz edilebileceği belirtiliyor.
Uzamış Yas Bozukluğunda Beyinde Neler Oluyor?
Nörogörüntüleme araştırmaları, uzamış yas yaşayan bireylerin beyinlerinde farklı bir aktivite olduğunu ortaya koydu.
Normal yas sürecinde zamanla kaybedilen kişiyi hatırlatan uyaranların yarattığı duygusal yoğunluk azalır. Ancak Uzamış Yas Bozukluğu yaşayan kişilerde durum farklıdır.
Araştırmalara göre şu beyin bölgeleri aktif kalmaya devam eder:
Nükleus akkumbens (ödül merkezi)
Orbitofrontal korteks
Bu bölgeler beynin ödül ve motivasyon sistemiyle ilişkilidir. Bu nedenle beyin, kaybedilen kişiye duyulan özlemi tıpkı bağımlılık gibi algılayabilir.
Sonuç olarak kişi sürekli olarak kaybettiği kişiye ulaşma isteği hisseder ve yas döngüsünden çıkmakta zorlanır.
Uzamış Yas Bozukluğu Depresyonla Aynı mı?
Bilim insanları uzamış yasın çoğu zaman depresyon veya travma sonrası stres bozukluğu (TSSB) ile karıştırıldığını belirtiyor. Ancak bu üç durum arasında önemli farklar bulunuyor.
Depresyonda genellikle:
genel isteksizlik
hayattan kopuş
duygusal boşluk
ön plana çıkar.
Uzamış yasta ise temel duygu kaybedilen kişiye duyulan yoğun özlem ve hasret olarak tanımlanır.
Bu nedenle uzmanlar, uzamış yasın tedavisinde farklı terapi yöntemleri uygulanması gerektiğini vurguluyor.
Bilim İnsanları Uzamış Yas İçin Yeni Tedaviler Araştırıyor
Beyindeki bu mekanizmaların anlaşılması, gelecekte uzamış yas bozukluğu için yeni tedavi yöntemlerinin geliştirilmesine katkı sağlayabilir.
Araştırmacılar şu soruların yanıtını arıyor:
Beyindeki bu değişimler yasın sonucu mu?
Yoksa yasın uzun sürmesine neden olan temel faktör mü?
Bilim dünyası bu sorulara yanıt bulmak için daha geniş kapsamlı nörobilim araştırmaları yürütmeye hazırlanıyor.