Ağrı Dağı’nın kuzeydoğu eteklerinde bulunan Ahura Vadisi’nde 1840 yılında meydana gelen olay, Türkiye’nin buzul kaynaklı afetleri arasında en büyük örneklerden biri olarak biliniyor.
Felaketin oluşum mekanizmasına ilişkin bilim dünyasında farklı görüşler bulunuyor. Bazı araştırmalarda depremin ve olası volkanik hareketliliğin etkisiyle hızlanan kar ve buz erimesinin büyük bir çamur akıntısına yol açtığı belirtilirken, bazı bilim insanları ise dev bir kaya-buz kütlesinin vadi boyunca ilerlemesinin afette belirleyici olduğunu değerlendiriyor.
Kaynaklarda can kaybına ilişkin farklı rakamlar yer alırken, olayın ardından tarihi Ahura köyünün tamamen yıkıldığı ve daha sonra yeniden kurulduğu belirtiliyor. Yerleşim günümüzde Yenidoğan köyü adıyla varlığını sürdürüyor.
Ahura Vadisi’nde risk tamamen ortadan kalkmadı
Prof. Dr. Faruk Kaya, Ahura Vadisi’nde 1840’taki büyük felaketin ardından da buzullara bağlı hareketliliklerin sürdüğünü belirtti.
2021 yılının haziran ayında aynı vadide buzul kaynaklı çamur ve heyelan akıntısı meydana geldiğini aktaran Kaya, 30 Temmuz 2026’da da Ağrı Dağı’ndaki buzulların erimesine bağlı çamurlu sel ve taşkınların görüldüğünü ifade etti.
Kaya, bu olayların büyük felaketlerle kıyaslandığında küçük ölçekli olduğunu ancak tekrarlanmalarının bölgedeki riskin izlenmesi açısından önemli bir gösterge olduğunu vurguladı.
Buzul alanı yaklaşık 5 kilometrekareye geriledi
Ağrı Dağı’nın zirvesinde bulunan takke buzulunun yıllar içerisinde ciddi ölçüde küçüldüğünü belirten Kaya, güncel uydu verilerine dikkat çekti.
Buna göre, 1900’lü yılların başında yaklaşık 15 kilometrekare olan buzul alanı, günümüzde yaklaşık 5 kilometrekareye kadar geriledi. Geçmişte 3 bin 600 metre seviyelerine kadar inen buzul vadileri ve yataklarının da günümüzde yaklaşık 4 bin 900 metre seviyelerine çekildiği ifade edildi.
Kaya, bu değişimin buzulların erimesi ve zayıflamasıyla birlikte yeni riskleri de beraberinde getirebileceğini belirtti.
Buzulların sürekli izlenmesi çağrısı
Ağrı Dağı’nın yanı sıra Cilo Dağları, Süphan ve Kaçkarlar gibi buzullu yüksek dağların sistematik biçimde takip edilmesi gerektiğini belirten Kaya, özellikle uydu görüntülerinden yararlanılmasını önerdi.
Periyodik saha çalışmalarıyla desteklenecek izleme programları sayesinde yamaçlardaki deformasyonların ve buzullardaki değişimlerin daha erken fark edilebileceği belirtildi.
Kaya, riskli bölgelerde bulunan köy ve yerleşimlerin de olası tehlikeler dikkate alınarak değerlendirilmesi, özellikle dere yataklarına yakın yapılaşmalarda gerekli önlemlerin alınması gerektiğini söyledi.
“Küçük olaylar büyük riskin habercisi olabilir”
Türkiye’de Himalayalar’daki ölçekte bir buzul gölü patlamasının beklenmediğini belirten Kaya, buna karşın iklim değişikliğinin etkisiyle buzul kopmaları ve kaya çığlarının yerel ölçekte risk oluşturabileceğine dikkat çekti.
Kaya’ya göre Ahura Vadisi’nde geçmişten günümüze yaşanan küçük çaplı olayların düzenli biçimde kayıt altına alınması, gelecekte meydana gelebilecek daha büyük afetlerin önceden fark edilmesine katkı sağlayabilir.