Bursa’da yaklaşık yaklaşık 7 ay önce Doğancı ve Nilüfer barajlarında ’0’a kadar düşen doluluk oranları sebebiyle alarm verilirken, yaklaşık 220 günde tablo tamamen tersine döndü. Uludağ’dan gelen erimiş kar suları ve sağanak yağışlar barajları tamamen doldurunca, bu kez "kuraklık" endişesinin yerini "taşkın" tedirginliği aldı.
Kuraklıktan Yüzde 100 Doluluğa Keskin Dönüş
Geçtiğimiz sonbahar aylarında Bursa’nın içme suyu ihtiyacını karşılayan Doğancı ve Nilüfer barajlarında su seviyeleri kritik sınırların altına inmişti. Çatlayan baraj zeminleri ve kuruyan havzalar hafızalardaki yerini korurken, kamuoyunda "Bursa susuz mu kalacak?" sorusu ciddi bir endişe kaynağı haline gelmişti.

Ancak kış ve bahar aylarında havzalara düşen yoğun yağışlar ile Uludağ’daki karların hızla erimesi, su rezervlerinde adeta patlama yaşattı. Bursa Büyükşehir Belediyesi ve Afet Koordinasyon Merkezi (AKOM) tarafından yapılan son açıklamalarda, barajlara saniyede çok yüksek debide su girişi olduğu ve doluluk oranlarının yüzde 100'e ulaştığı belirtildi.
6 Önemli Barajda Kapaklar Açıldı
Su seviyesinin maksimum kapasiteyi aşması üzerine, baraj güvenliğini sağlamak amacıyla Devlet Su İşleri koordinasyonunda kontrollü su salınımı işlemlerine başlandı. Tahliye operasyonunun gerçekleştirildiği su kaynakları arasında Doğancı ve Nilüfer barajlarının yanı sıra Büyükorhan (Cuma), Çınarcık, Gölbaşı ve Boğazköy barajları yer alıyor. Yüzde 100 doluluğa ulaşan Doğancı Barajı’nda açılan kapaklardan suyun tahliye edildiği o anlar ise havadan dron kameralarıyla görüntülendi.

Vatandaşlara ve Çiftçilere "Dere Yatağı" Uyarısı
Gelişmelerin ardından yetkililer, su tahliyelerinin akarsu yataklarında ani ve kontrolsüz su yükselmelerine yol açabileceği konusunda kritik bir uyarı uyardı. DSİ ve yerel yönetimler tarafından yapılan ortak açıklamada, vatandaşların dere kenarlarından ve baraj çevrelerinden mutlak suretle uzak durmaları istendi.
Ayrıca taşkın riskine karşı düşük kotlu bölgelerde, tarım arazilerinde ve ulaşım güzergahlarında yaşanabilecek olumsuzluklara karşı yerel birimlerin ve üreticilerin teyakkuzda olması gerektiği vurgulandı.