Yunanistan merkezli To Pontiki gazetesinde yayımlanan kapsamlı bir analizde, Türkiye’nin Ege’deki kuvvet yapısını insanlı savaş uçaklarından insansız hava araçları (İHA) ve elektronik istihbarat platformlarına kaydırdığı vurgulandı. Analize göre Ankara’nın bu hamlesi, Ege’deki güç dengesini doğrudan bir çatışmadan, rakibin kaynaklarını tüketmeye dönük bir maliyet savaşına dönüştürüyor.
Savaş uçaklarından kesintisiz sensör ağına geçiş
Atina medyasında yer alan değerlendirmelere göre Türkiye, son 15 yılda Ege üstünde çok katmanlı bir İstihbarat, Gözetleme ve Keşif (ISR) mimarisi kurdu. Bayraktar TB2, ANKA ve Aksungur gibi insansız sistemlerin yanı sıra CN-235 ve ATR-72 deniz karakol uçaklarıyla desteklenen bu sistem, Ege’yi sürekli tarayan devasa bir sensör ağına dönüştürdü.
Analize göre Ankara'nın buradaki temel amacı insanlı jetlerle güç gösterisi yapmaktan ziyade, mürettebatı riske atmadan ve çok daha düşük işletme giderleriyle günlerce kesintisiz veri toplamak. Türkiye Dışişleri Bakanlığı ise Ege’deki uçuşların uluslararası hukuk çerçevesinde ve uluslararası hava sahasında gerçekleştiğini vurgulayarak, Atina'nın 6 millik karasularına karşılık tek taraflı ilan ettiği 10 millik hava sahası iddiasının hukuki dayanaktan yoksun olduğuna dikkat çekiyor.
"Ucuz savaş" modeli ve Atina'nın maliyet asimetrisi
Yunan analistlerin "Ucuz Savaş" (Cheap Warfare) olarak tanımladığı bu konsept, iki ülke arasında devasa bir bütçe ve yıpranma asimetrisi yaratıyor. Türk Silahlı Kuvvetleri'nin Ege'de görevlendirdiği bir Bayraktar TB2’nin saatlik uçuş maliyeti sadece birkaç yüz avro ile ifade edilirken, daha büyük platformlar olan ANKA ve Aksungur dahi modern jetlerin yanından bile geçmeyecek bütçelerle operasyon icra edebiliyor.
Buna karşılık Yunanistan, hava sahası ihlali iddiasıyla bu İHA'ları takip etmek için her defasında bir çift F-16 Block 52+, F-16V veya Rafale savaş uçağını havalandırmak zorunda kalıyor. Tek bir "scramble" (acil kalkış) görevi Yunanistan için on binlerce avroluk akaryakıt gideri anlamına geliyor. Üstelik bu durum yalnızca nakit kaybıyla sınırlı kalmıyor; havalanan her savaş uçağının motor ömrü tükeniyor, gövde aşınması artıyor, yedek parça ve teknik personel kaynakları hızla yıpranıyor.
Hedef çatışma değil: Atina'nın reaksiyon haritası çıkarılıyor
Haberde, Türkiye'nin bu gözetleme ağını doğrudan bir kriz çıkarmak için değil, Yunan savunma sisteminin tepki mekanizmalarını haritalandırmak için kullandığı öne sürüldü. Askeri literatürde "kill chain" (hedef tespit ve müdahale zinciri) olarak adlandırılan bu süreçte; bir Türk İHA'sı radar ekranında göründüğü andan itibaren Yunanistan'ın komuta zincirinin nasıl çalıştığı, hangi radarların aktif edildiği, nöbetçi uçakların hangi üslerden kaç dakikada havalandığı ve hangi rotaları izlediği milim milim kaydediliyor.
Gri bölge operasyonları ve uçan bilgi merkezleri
Türkiye’nin Ege’deki adımları, Batılı askeri stratejistler tarafından "gri bölge operasyonları" ve "maliyet dayatma stratejisi" olarak tanımlanıyor. Açık bir sıcak çatışmaya girmeden sahadaki gerçekliği kendi lehine şekillendirmeyi hedefleyen bu stratejide, CN-235 deniz karakol uçakları kilit bir rol oynuyor. 8 saati aşan havada kalış süreleri, gelişmiş elektro-optik kameraları ve radar sistemleriyle CN-235'ler, Ege üstünde adeta birer "uçan bilgi merkezi" gibi görev yapıyor. Yunanistan ise bu kapasiteye modernize edilmiş P-3 Orion uçaklarıyla yanıt vermeye çalışsa da yüksek operasyonel maliyetler nedeniyle benzer bir devriye temposu yakalamakta zorlanıyor.
Yunanistan'ın stratejik ikilemi: Yanıt vermek mi, izlemek mi?
Yunan askeri kurmayları şu anda büyük bir operasyonel ikilemle karşı karşıya. Atina, Ege'deki Türk gözetleme faaliyetlerini görmezden geldiği takdirde kendi askeri hareketliliğine dair kritik verilerin toplanmasına göz yummuş oluyor. Ancak her Türk İHA'sına pahalı savaş uçaklarıyla karşılık vermeye devam etmesi halinde, elindeki yüksek değerli savunma varlıklarını ve bütçesini hızla tüketiyor.