Vücudun savunma mekanizması olan bağışıklık sistemi, doğası gereği virüs, bakteri ve toksinleri "yabancı" olarak tanımlayıp yok etmek üzere optimize edilmiştir. Ancak bu karmaşık savunma ağı, bazı durumlarda moleküler hatalar nedeniyle kendi dokularını da "yabancı" olarak algılayarak saldırıya geçiyor. Medicana Sağlık Grubu İç Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Ömer Akyürek, tıpta otoimmünite olarak adlandırılan bu sürecin, vücudun kendi öz kaynaklarını hedef almasıyla sonuçlandığını belirtiyor.
Yükselen otoimmün hastalıklar
Son yıllarda kliniğe başvuran hastaların profillerinde dikkat çekici değişimler yaşanıyor. Otoimmün tabloların görülme sıklığı, sadece enfeksiyonlar ya da klasik metabolik sorunlarla sınırlı kalmayıp, modern insanın biyolojik dokusunun çevresel değişikliklere verdiği tepkilerle karakterize ediliyor. Akyürek, bu yükselişi, bir teşhis artışından ziyade, insan organizmasının radikal bir çevresel yanıtı olarak değerlendiriyor.
Bağışıklık sisteminin hataları
Normalde kendi dokularını tanıyıp onlara tolerans gösterebilen bağışıklık sistemi, bu mekanizmanın bozulması sonucunda düzenleyici T-hücrelerinin işlevini yitirmesiyle birlikte oto-antikor üretmeye başlıyor. Oto-antikorların eklemler, cilt, tiroit bezi gibi sağlıklı dokulara saldırmaları, kronik inflamasyon ve doku harabiyeti gibi sorunları beraberinde getiriyor. Bu durum, yorgunluk, açıklanamayan ağrılar ve sindirim sorunları gibi multi-sistemik belirtilerle kendini gösteriyor.
Doç. Dr. Akyürek, otoimmün hastalıkların görülme sıklığındaki artışın yalnızca genetik yatkınlığa bağlanamayacağını, modern yaşam tarzının etkilerini de göz önünde bulundurarak çok faktörlü bir tablo ile karşı karşıya olunduğunu ifade ediyor.
Bağışıklık sisteminin zayıflamasına yol açan faktörler
Öne çıkan nedenlerden biri hijyen hipotezi ve bağırsak mikro biyomundaki değişimlerdir. Modern hayat, aşırı sterilizasyon ve çocuklukta enfeksiyonların azalması gibi faktörler sayesinde bağışıklık sisteminin "eğitim sürecini" aksatmaktadir. Ayrıca, bağırsak mikro biyomunun çeşitliliğinin azalması, bağışıklık sisteminin dengeleyici sinyallerini kaybetmesine sebep olmaktadır.
Endüstriyel kimyasallar ve ağır metaller de vücutta stres yükleri oluştururken, mevcut aşırı stres ve kapalı ortamda fazla zaman geçirmekte bağışıklık sistemini olumsuz etkilemektedir. D vitamini eksikliği de otoimmün tepkilerin tetiklenmesine yol açan önemli risk faktörlerindendir.
Otoimmün hastalıkların tedavisi
Otoimmün hastalıkların artışı, biyolojik sistemin modern yaşam tarzına uyum sağlama hızını aştığını göstermektedir. Tedavi yöntemleri, artık sadece semptomları baskılayan ilaçlarla sınırlı değil; bağışıklık sistemini yeniden eğitmeyi ve rahatlatarak bütüncül yaklaşımları ön plana çıkarmaktadır. Akyürek, dolaşımda bulunan iltihap kaynağının tespit edilmesi, mikro besin takviyelerinin sağlanması ve yaşam tarzında değişiklikler yapmanın yanı sıra, stres yönetiminin de önemine dikkat çekiyor. Bu süreçte parasempatik sinir sistemini aktive eden uygulamalar, otoimmün hastalıkların alevlenmelerini azaltmada etkili olabilir.
Sonuç olarak, otoimmünite sadece bir hastalık değil, aynı zamanda bireyin kendisine yönelik bir yardım çağrısıdır. Kendini sürekli yorgun ve huzursuz hisseden bireylerin bu semptomları göz ardı etmemesi gerektiğinin altını çizen Akyürek, vücut dilinin bazen bağışıklık sisteminin sessiz tepkileri ile ifade edildiğini belirtiyor.

MEDİCANA KONYA HASTANESİ İÇ HASTALIKLARI UZMANI DOÇ. DR. ÖMER AKYÜREK