Türkiye ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) arasında hayata geçirilmesi planlanan deniz altı doğal gaz boru hattı projesi, Doğu Akdeniz’deki siyasi ve enerji dengelerini yeniden hareketlendirdi. İki ülke arasında imzalanan çift yönlü doğal gaz aktarım mutabakatı, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nde (GKRY) derin bir endişeye yol açtı. Enerji bağımsızlığı ve altyapı bütünlüğü açısından tarihi bir adım olarak değerlendirilen proje, Rum tarafının diplomatik kanalları zorlamasına neden oldu.
GKRY, Ankara ile Lefkoşa arasındaki bu stratejik yakınlaşmayı durdurabilmek adına uluslararası alanda girişimlerine hız vererek meseleyi Birleşmiş Milletler (BM) nezdine taşıdı.
Rum Yönetiminden BM’ye Şikayet Mektubu
Rum basınında geniş yer bulan gelişmelere göre, Güney Kıbrıs’ın BM Daimi Temsilcisi Maria Michael, BM Genel Sekreteri Antonio Guterres’e resmi bir mektup ileterek söz konusu projeyi şikayet etti. Mektupta, Temmuz 2026’da Türkiye ve KKTC arasında imzalanan deniz altı çift yönlü doğal gaz boru hattı mutabakatının "yasa dışı" ve "geçersiz" kabul edilmesi gerektiği iddia edildi.
Rum temsilci, mektubunda KKTC’nin hukuki statüsüne yönelik itirazlarını tekrarlarken, projenin "Kıbrıs Cumhuriyeti"nin egemenlik haklarını açıkça ihlal ettiğini ileri sürdü.
"KKTC Kalıcı Olarak Türkiye'ye Bağlanıyor" İddiası
GKRY’nin BM’ye sunduğu metinde en çok dikkat çeken detay ise projenin jeopolitik boyutuna ilişkin yapılan değerlendirmeler oldu. Rum tarafı, inşa edilmesi planlanan deniz altı boru hattının yalnızca bir enerji transfer projesi olmadığını, KKTC topraklarını Ankara'ya kalıcı biçimde entegre edecek stratejik bir altyapı hamlesi niteliği taşıdığını iddia etti.
Kendi onayları alınmadan Doğu Akdeniz'de bu tür deniz altı projelerinin yürütülemeyeceğini savunan Rum yönetimi, hattın inşasını diplomatik baskıyla engellemeye çalışıyor. Ancak Türkiye ve KKTC cephesi, adanın Doğu Akdeniz'deki kaynaklardan eşit ve adil şekilde yararlanması gerektiğini vurgulayarak projelerin kararlılıkla sürdürüleceği mesajını vermeye devam ediyor.