Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde (KKTC) konuşlu bulunan 39'uncu Mekanize Piyade Tümen Komutanlığı bünyesindeki askeri personelle bir araya geldi.
Doğu Akdeniz'deki son gelişmeler, sınır güvenliği ve terörle mücadele operasyonlarına dair stratejik değerlendirmelerde bulunan Bakan Güler, Avrupa Parlamentosu'nun (AP) Türkiye aleyhindeki son kararlarına çok sert tepki gösterdi.
Türkiye'nin terörle mücadeledeki kararlılığını vurgulayan Güler, hudutların en modern sistemlerle korunduğunu, Mavi ve Gök Vatan'daki haklardan asla taviz verilmeyeceğini yineledi.
"Avrupa Parlamentosu'nun kararı bizler için yok hükmündedir"
Avrupa Parlamentosu Genel Kurulu'nda kabul edilen ve Türkiye'ye yönelik suçlamalar barındıran karar metnini eleştiren Bakan Güler, bu adımın hiçbir hukuki, tarihi veya vicdani dayanağı bulunmadığını ifade etti. Kararın Rum lobilerinin siyasi baskıları altında, taraflı bir yaklaşımla hazırlandığına dikkat çeken Güler, "Bu yanlı yaklaşım bizler için yok hükmündedir ve alınan kararı en güçlü şekilde reddediyoruz" diye konuştu.
Avrupa Birliği (AB) kurumlarının, Kıbrıs Rum Kesimi'ni tek taraflı olarak üyeliğe kabul ettiği tarihten itibaren adadaki meselelere karşı tarafsızlık vasfını tamamen kaybettiğini belirten Güler, AP'nin kurumsal saygınlığına gölge düşürdüğünü aktardı. Bakan Güler, parlamentonun 1963-1974 yılları arasında Kıbrıs Türk halkına uygulanan sistematik mezalimi, katliamları ve zorunlu göçleri görmezden gelip, adaya barış getiren 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı'nı çarpıtmaya çalıştığını söyledi. Gazze'deki insanlık dramına sessiz kalanların Kıbrıs konusunda tarihi eğip bükmesinin uluslararası bir çelişki olduğunu kaydeden Güler, tarihin siyasi argümanlarla değil, belgelerle yazıldığını vurguladı.
Uluslararası hukukta garantörlük hakları ve 1960 Antlaşmaları
Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler'in konuşmasında altını çizdiği Garanti ve İttifak Antlaşmaları, Türkiye'nin adadaki askeri varlığının ve müdahale hakkının uluslararası hukuk zeminindeki en güçlü dayanağını oluşturmaktadır. 19 Şubat 1959'da imzalanan Londra Antlaşması ve ardından 16 Ağustos 1960'ta yürürlüğe giren Lefkoşa Garanti Antlaşması uyarınca Türkiye, İngiltere ve Yunanistan ile birlikte Kıbrıs Cumhuriyeti'nin anayasal düzenini, toprak bütünlüğünü ve güvenliğini korumakla yükümlü üç garantör devletten biri ilan edilmiştir.
Antlaşmanın 4. maddesi, adadaki ortaklık devletinin nizamı bozulduğunda garantör devletlere ortaklaşa veya tek taraflı olarak müdahale etme yetkisi tanımaktadır. Türkiye, 1974 yılında Kıbrıs Türk halkının can güvenliğini ortadan kaldıran Enosis yanlısı askeri darbeye bu uluslararası hukuk yetkisine dayanarak müdahale etmiştir. Dolayısıyla uluslararası hukuk normlarına göre garantörlük hakları, üçüncü bir kurumun ya da parlamentonun tek taraflı siyasi kararlarıyla iptal edilemez veya yok sayılamaz.
Doğu Akdeniz'de artan jeopolitik riskler ve Kıbrıs'ın önemi
Konuşmasının son bölümünde Doğu Akdeniz'deki askeri hareketliliğe değinen Bakan Güler, İsrail'in Gazze ve Lübnan'da yürüttüğü saldırıların bölgesel güvenliği açıkça tehdit ettiğini belirtti. Kıbrıs Rum Kesimi'nin bu istikrarsızlık ortamından faydalanarak Doğu Akdeniz'de dengeyi bozacak faaliyetler içerisine girdiğini ifade eden Güler, adanın güneyindeki yabancı askeri unsurların artan mobilitesini yakından takip ettiklerini bildirdi.
Bölgede görev yapan ve kıta stajını icra eden son sınıf Harbiyelilere de seslenen Güler, genç subay adaylarının milli tezlere ve bölgedeki stratejik haklara tam manasıyla hakim olmaları gerektiğini söyledi. Türkiye'nin garantörlükten doğan hak ve yükümlülüklerini yerine getirmekten asla geri durmayacağını belirten Bakan Güler, miadı dolmuş statükocu iddiaların bölge barışına katkı sunmayacağını ifade ederek sözlerini tamamladı.