ABD Kürtlerle neden yollarını ayırdı?

YAYINLAMA:

ABD’nin Suriye’nin kuzeydoğusundaki Kürt ortağı SDG (Suriye Demokratik Güçleri) ile fiilen yollarını ayırması, uluslararası siyasette sıkça kullanılan “ihanet” kelimesinin duygusal yükünü taşısa da, devletlerarası ilişkilerde bu terim çoğu zaman yanıltıcıdır. Devletler kalıcı dostluklar değil, değişen koşullar altında azami çıkar peşinde koşarlar. Washington’un SDG’yi bir anda terk etmiş gibi görünen hamlesi, aslında uzun süredir olgunlaşan stratejik bir yön değişikliğinin son halkasıdır.

ORTAKLIK BAŞINDAN BERİ GEÇİCİYDİ

2014’te IŞİD’in (DEAŞ) hızla yayıldığı, Suriye’de güvenilir ve sahada etkili müttefik bulmanın neredeyse imkânsız olduğu bir dönemde YPG/SDG, ABD için zorunlu bir tercihti. Kobani direnişiyle başlayan bu ilişki, ideolojik yakınlıktan veya kalıcı bir ittifaktan değil, IŞİD’e karşı acil ve etkili bir saha gücüne duyulan ihtiyaçtan doğdu.

Eski ABD Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey’nin yıllar önce yaptığı net itiraf bu gerçeği özetler:

“ABD destekli bir Kosova yaratma niyetimiz yoktu.”

SDG ile kurulan ortaklık hiçbir zaman kurumsal derinlik kazanmadı; tam tersine, NATO müttefiki Türkiye’nin “PKK uzantısı” itirazı nedeniyle sürekli bir denge ve sınırlama politikası içinde tutuldu. Washington, Ankara’yı karşısına almamak için SDG’ye siyasi garanti, resmi statü veya uzun vadeli güvenlik taahhüdü vermekten bilinçli olarak kaçındı.

PERDE ARKASINDAKİ PRAGMATİZM

Kamuoyunda SDG–ABD ortaklığı öne çıkarken, perde arkasında başka bir temas hattı daima vardı: HTŞ (Heyet Tahrir eş-Şam) ve İdlib eksenli aktörler. New York Times gibi kaynakların yıllar önce ortaya koyduğu üzere, ABD’nin HTŞ ile dolaylı temasları 2016’lara kadar uzanıyordu. Amaç basitti ve soğukkanlıydı: IŞİD’le ve Esad’la mücadele eden, sahada ağırlığı olan her aktörle asgari düzeyde iletişim kurmak.

Böylece ABD’nin Suriye’de fiilen iki paralel ortağı oluştu:

Resmî / görünür ortak SDG

Gayriresmî / düşük profilli temas HTŞ

Bu ikili yaklaşım, Washington’un Suriye sahasını ne kadar pragmatik ve fırsatçı okuduğunun en somut kanıtıdır.

ARALIK 2024 DÖNÜM NOKTASI

Ahmed el-Şara (Ebu Muhammed el-Colani) liderliğindeki ittifakın Esad rejimini devirmesiyle (Aralık 2024), ABD’nin önünde yepyeni bir seçenek belirdi: Yarı-özerk, parçalı bir yapı yerine, merkezî bir otoriteyle çalışmak.

ABD’nin tarihsel refleksi nettir: Mümkün olduğunca devletlerle masaya oturmayı tercih eder. Şara’nınWashington’da ağırlanması, Suriye’nin IŞİD karşıtı koalisyona dâhil edilmesi, yaptırımların kademeli gevşetilmesi ve HTŞ/SDG arasındaki entegrasyon anlaşmaları, bu tercihin hızla hayata geçirildiğini gösteriyor.

ABD Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack’ın son dönemdeki açıklamaları oldukça açık:

“SDG’nin ortaya çıkış amacı büyük ölçüde sona ermiştir.”

“Ortaklığın dayandığı zemin ortadan kalkmıştır.”

“Kürtler için eşsiz bir fırsat penceresi açıldı” (Şam’la entegrasyon çağrısı bağlamında).

James Jeffrey’nin daha önceki ifadesiyle birleştirildiğinde tablo tamamlanıyor:

“El-Şara sözünü tutar mı bilinmez, ama başka alternatif yok.”

 

KÜRT TARAFINDAKİ YANILGI VE TARİHSEL HAFIZA

SDG’nin en büyük stratejik hatası, ABD desteğini sınırsız ve kalıcı bir güvenlik şemsiyesi olarak okuması oldu. Oysa Washington’un desteği her zaman koşulluydu: IŞİD tehdidi azaldıkça, Esad sonrası merkezî bir otorite ortaya çıktıkça ve Türkiye faktörü değişmez bir gerçek olarak kaldıkça, SDG’nin “vazgeçilmez” statüsü hızla eridi.

Kürt tarafında ise Şam’a yönelik derin güvensizlik tarihsel kökleri olan bir gerçeklik. Yıllar süren baskı, Araplaştırma politikaları ve katliam hafızası, entegrasyona temkinli yaklaşmayı anlaşılır kılıyor. Ancak uluslararası siyasette “hafıza”, çoğu zaman lüks addedilir. Bugün SDG içinde pragmatik kanat entegrasyona sıcak bakarken, sertlik yanlılarının süreci sabote etme riski hâlâ masada duruyor.

ABD ASKERİ TAMAMEN ÇEKİLECEK Mİ?

Suriye’de konuşlu yaklaşık 1.500 ABD askerinin varlığı, düşük maliyetli ama yüksek getirili bir kaldıraç olmaya devam ediyor. Wall Street Journal ve diğer kaynaklara göre tam çekilme gündemde olsa da henüz kesin karar alınmış değil. Emekli Albay Myles Caggins gibi isimlerin uyarısı hâlâ geçerli: “Bu düşük maliyetli başarıyı Trump’a hatırlatırdım.”

Washington, Kürt bölgelerinde büyük çaplı bir şiddet dalgasının yeni kurulan ABD–Şam hattını zedeleyeceğinin farkında. Bu nedenle SDG’nin tamamen tasfiye edilmesini değil, kontrollü bir entegrasyon / dönüşüm sürecini tercih ediyor.

Bu süreç bir “ihanet” midir? Hayır.

Bu, büyük güçlerin küçük ortaklara yüzyıllardır verdiği aynı acı dersin 2025-2026 versiyonudur:

Uluslararası siyasette kimse vazgeçilmez değildir.

SDG, IŞİD’e karşı verilen en kritik savaşta ABD için mükemmel bir araçtı. O savaş bitti, yeni jeopolitik denklem kuruldu ve araç da işlevini yitirdi. Kürtler bu dersi -ne yazık ki- bir kez daha, en sert şekilde öğreniyor.

Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Daha fazla yorum yükle...