'Ben' çıkmazı

YAYINLAMA:

Gündelik hayatımızdaki insan ilişkilerine dikkatli gözle bakıldığında birçok insanın kendi “ben”i üzerine (ego) yoğunlaştığı görülecektir. Kendi “ben”i üzerine yoğunlaşmak, kişinin kendisi ile fazlaca ilgilenmesi, kendisine fazlaca değer vermesi, bununla yetinmeyip kendisini daha üstün, daha gelişmiş, daha girişken görmesi eğilimidir. Diğer bir ifade ile kendi “ben”i üzerine yoğunlaşan birey, kendisini her ilişkinin, olayın, etkinliğin merkezi olarak görür. Ben-merkezci (Egosantrizm) olarak davranır. İlgisi olmadığı halde kendisinden örnekler vermek, kendisini gündeme getirmek, ürünlerini yüceltmek, hatalarını kabul etmemek, mazeretler geliştirmek vb. davranışlar alışkanlık halini alır. Bireyselliğin ön plana çıktığı toplumsal hayata geçiş süreci, saklı olan bu tür eğilimleri açığa çıkarmaktır.

“Ben” takıntısı olan bir baba için ailede en önemli kişi kendisidir. Eşinin ve çocuklarının fikirleri ne kadar değişik ve iyi olursa olsun kendi fikirlerinden iyi olamaz. Zaten geliştirilen yeni fikirler kendi fikirlerinin değişik bir anlatımıdır ona göre. Bu babanın kuvvetli bir ihtimalle eşi ve çocukları tarafından idare edilmesi ya da sık sık çatışmaya girmesi söz konusu olacaktır.

İş ortamında ben takıntısı olan orta kademedeki bir yönetici, ideal bir yönetici olmazsa bile ideale çok yakın olduğunu düşünür. Fikirleri dağınıktır. Astlarını dinler gibi görünürken aslında kendi fikrilerine gerekçeler arar. Üstlerinin kendisini anlayamadığından sürekli olarak şikâyetçidir. Herhangi bir konuşmayı bile ilgisi bulunmadığı halde kendine doğru çeker, kendisi ile ilgili hale getirir. Bir süre sonra asıl konudan sapıldığı görülür ve yöneticinin hüner dolu çalışma geçmişi, projeler ve eserleri kim bilir kaçıncı defa yeniden dinlenir.

“Ben” takıntısının en acıklı sonuçlarını yaşayanlar arasında bu hastalığa bulaşmış bilim insanları (ya da kendisine göre diyenler) öncelik alırlar. Bu bilim insanları genellikle popülerdirler, medyanın karşısına çıkarlar, yazarlar, görüş bildirirler ama okumazlar, araştırma yapmazlar. Çünkü ihtiyaç duymazlar. Zaten mevcut araştırma ve eserlerden alıntı yapmaktan zamanları da kalmaz. Kendi görüşlerinin, bilimsel görüşten daha önemli ve öncelikli olduğunu düşünürler. Düşünmekten çok düşünülmüş olguları kendilerine mal etmeyi ve dinlemekten çok konuşmayı, abartmayı severler. Durup dururken kendilerini bir konunun uzmanı ilan ederler. Ancak buna inananlar da yine konunun uzmanı olmayanlardır.

“Ben” takıntısı olan bireyin arkadaş ilişkileri de bundan etkilenir. Çünkü kendisini grubun lideri olarak görür. Genellikle liderlik özelliklerine sahip olmadığından bunu beceremez ama o hep bir adım önde hisseder. Paylaşmanın hazzını çok az yaşar. Çoğunlukla arkadaşları tarafından idare edilmesi ya da hoş görülmesi, bu davranışı pekiştirir. Bilgi, beceri, zekâ düzeyi ve diğer bütün insani özellikler bakımından kendisini arkadaşlarından üstün görür. Arkadaşlarının kendisini kıskandığını ve hep kendisi ile uğraştıklarını düşünür. Sistemlere uymak yerine sistemin kendisine uymasını bekler. Kısacası ben takıntısı olan birey, kendisini aşamamış ve orada takılıp kalmıştır. Yani “ben” çıkmazına girmiştir. Kendisini bütün olayların merkezinde görmeye başlamıştır.

Birçoğunun ben-merkezci düşünce yapısı küçük bir farklılıkla aynıdır. Yetişkin (yetişkin çocuk), bilerek ve isteyerek ben-merkezci düşünür ve davranır. Çocuk ise normalde yedi yaşına kadar bu süreci doğal olarak ve farkında olmadan yaşar ve sonra bunu aşar. “Ben” çıkmazının yokuşlarında yorulan birey, yerleşik değerleri olmadığını, ilkelerden yoksun olduğunu, yönünü esen rüzgâra göre belirlediğini öğrenme şansını çoğu zaman elde edemez.

Sonuç olarak “ben” çıkmazı ile ilgili bütün anlatımların tek bir kişide görülmesi ihtimali düşük olabilir. Ancak bu özelliklerden bir-ikisi bile kişinin çekilmez olmasına yol açabilmektedir. Bu anlayışla kendimizi gözden geçirmemiz ve objektif bir değerlendirme yapmamız mühimdir. Ben çıkmazının aşılabilecek bir sorun olduğu unutulmamalıdır. Kuşkusuz bir insanın kendisini değerli görmesi, sevmesi, kendisi ile barış içinde olması ruh sağlığı bakımından gereklidir ama bunun düzeyi önemlidir. Bireyin kendine verdiği değer, eksikliklerini görmesine engel olmamalıdır.

Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Daha fazla yorum yükle...