Bütçede sıkılaşma: Yoksulun gelirini kısmak değil, verimsiz harcamaları tasfiye etmek

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

Türkiye’de mevcut kur rejimi korunacaksa, dezenflasyonun ana yükü artık sadece para politikasına bırakılamaz. Maliye politikası, tercihen bir mali kural çerçevesinde, dezenflasyonun öncü aracı haline gelmelidir. Ancak bu mali sıkılaşma, sosyal transferleri mekanik biçimde kısmak şeklinde değil; görev zararları, yarı-mali destekler, hedefi belirsiz Hazine yardımları, verimsiz teşvikler ve performansı ölçülmeyen fon aktarımlarını disipline etmek şeklinde tasarlanmalıdır. 

GİRİŞ:

Önceki iki yazıda Türkiye’nin dezenflasyon sürecindeki temel açmazın, kur rejimi ile istikrar politikası bileşimi arasındaki uyumsuzluk olduğunu belirtmiştim. Eğer kur fiilen kontrollü bir hatta tutulacaksa, dezenflasyonun bütün yükünü para politikasına bırakmak doğru değildir. Bu durumda maliye politikasının daha belirleyici bir rol üstlenmesi gerekir. Nitekim IMF de Türkiye için mevcut politika karmasını sıkı para politikası, ılımlı ücret artışı ve geniş anlamda nötr maliye politikası olarak tanımlamakta; daha hızlı dezenflasyon için 2026–27 döneminde ilave mali sıkılaşmanın önemini vurgulamaktadır.

O halde temel soru şudur: Madem daha sıkı maliye politikası gerekiyor, bütçede tasarruf nereden yapılmalıdır? Bu soru, ilk bakışta teknik bir bütçe sorusu gibi görünür. Oysa gerçekte hem iktisadi hem siyasi hem de ahlaki bir sorudur. Çünkü mali sıkılaşmanın yanlış yerden yapılması, dezenflasyon programının toplumsal meşruiyetini zayıflatır. Doğru yerden yapılması ise hem bütçeyi disipline eder hem de para politikasının üzerindeki yükü azaltır.

MALİ SIKILAŞMA NEDEN GEREKLİ?

Sıkı para politikası tek başına dezenflasyon sağlayabilir; ancak bunu yüksek faiz, kredi daralması, yatırım iştahında zayıflama ve iç talep üzerinde baskı yoluyla yapar. Maliye politikası aynı hedefe destek vermezse, Merkez Bankası’nın faizi daha uzun süre yüksek tutması gerekir. Böyle bir durumda enflasyon düşse bile bu düşüş daha yavaş, daha pahalı ve daha yıpratıcı olur.

2026 Ocak-Mart döneminde merkezi yönetim bütçe giderleri 4 trilyon 425,4 milyar TL, bütçe gelirleri 4 trilyon 5,4 milyar TL ve bütçe açığı 420 milyar TL olarak gerçekleşmiştir. Aynı dönemde faiz dışı fazla ise 456 milyar TL’dir. Bu tablo, bütçede tam anlamıyla kontrolden çıkmış bir mali yapı olmadığını; fakat dezenflasyonu hızlandıracak kuvvette bir mali sıkılaşmanın da henüz belirginleşmediğini göstermektedir.

Bu nedenle maliye politikasının görevi yalnızca Merkez Bankası’nın yaptığını boşa çıkarmamak değildir. Daha ileri bir görev vardır: Para politikasının aynı dezenflasyon sonucunu daha düşük sosyal maliyetle üretmesini sağlamak.

HARCAMA KISINTISI NEREDEN YAPILMAZ?

Mali sıkılaşma denince ilk akla gelen şey, sosyal yardımların, emekli maaşlarının, sağlık desteklerinin veya dar gelirli kesimlere yönelik transferlerin kısılması olmamalıdır. Böyle bir yaklaşım hem sosyal açıdan yanlıştır hem de iktisadi bakımdan eksiktir. Çünkü yüksek enflasyonun en ağır yükünü zaten dar ve sabit gelirli kesimler taşımaktadır. Dezenflasyon programı bu kesimlerin asgari koruma zeminini zayıflatırsa, kendi toplumsal desteğini de kaybeder.

Bu nedenle üç alanda dikkatli olunmalıdır. Birincisi, dar gelirliyi doğrudan koruyan sosyal transferlerdir. İkincisi, sağlık, emeklilik ve temel sosyal güvenlik harcamalarıdır. Üçüncüsü ise deprem, altyapı, eğitim, sağlık ve enerji verimliliği gibi orta vadede üretim kapasitesini artıracak verimli kamu yatırımlarıdır.

Mali disiplin, sosyal devletin zayıflatılması anlamına gelmemelidir. Tam tersine, sosyal devletin meşruiyetini korumanın yolu, onun kaynaklarını gerçekten ihtiyaç sahiplerine ve üretken alanlara yönlendirmekten geçer. Başka bir ifadeyle, mali disiplin sosyal harcama düşmanlığı değil, verimsiz harcama düşmanlığıdır.

ASIL TASARRUF ALANI: CARİ TRANSFERLER

Bütçenin yapısına bakıldığında en büyük ana harcama kaleminin cari transferler olduğu görülmektedir. 2026 Ocak-Mart döneminde cari transferler 1 trilyon 603,8 milyar TL’ye ulaşmış ve toplam bütçe giderlerinin yaklaşık yüzde 36’sını oluşturmuştur. Bu oran, mali sıkılaşma tartışmasında cari transferlerin neden merkezi bir yer tutması gerektiğini açıkça göstermektedir.

Fakat burada dikkat edilmesi gereken kritik bir nokta vardır: Cari transferler tek bir blok değildir. Bu başlığın içinde sosyal güvenlik transferleri, Hazine yardımları, gelirden ayrılan paylar, görevlendirme giderleri, tarımsal destekler, sosyal amaçlı transferler, kâr amacı gütmeyen kuruluşlara aktarımlar, yurt dışına transferler ve çeşitli fon destekleri birlikte yer almaktadır.

Dolayısıyla “cari transferleri kısalım” demek yeterli değildir. Hatta tehlikeli biçimde eksik bir ifadedir. Asıl mesele, cari transferlerin içinde hangisinin sosyal koruma, hangisinin üretken destek, hangisinin görev zararı, hangisinin hedefi belirsiz kurumsal aktarım ve hangisinin yarı-mali politika aracı olduğunu ayırmaktır.

ÖNCELİKLİ TASARRUF ALANLARI

Bana göre mali sıkılaşmanın öncelikle başlaması gereken alan, görevlendirme giderleri ve görev zararı niteliğindeki ödemelerdir. Devlet bazen fiyatları baskılamak, belli sektörleri desteklemek, kredi maliyetlerini düşük tutmak veya bazı kamu işletmelerine sosyal görev yüklemek amacıyla KİT’lere, kamu bankalarına ya da çeşitli kamu kurumlarına görev verir. Bu görevlerin maliyeti ilk anda görünmez; fakat sonra bütçeye görev zararı veya görevlendirme gideri olarak döner.

Bu alan, klasik bütçe harcamasından çok yarı-mali politika alanıdır. Dezenflasyon programı ciddiye alınacaksa, bu arka kapının kapatılması gerekir. Yeni görev verilmesi sınırlandırılmalı, mevcut görevlere süre ve tutar limiti konmalı, her görevin bütçe maliyeti kamuoyuna açık biçimde ilan edilmelidir. Görev zararları, maliye politikasının arka kapısıdır; bu kapı kapanmadan mali disiplin kalıcı olamaz.

İkinci alan, hedefi belirsiz Hazine yardımlarıdır. Hazine yardımları başlığı blok halinde kesilemez; çünkü içinde sosyal güvenlik, sağlık, emeklilik ve zorunlu nitelikte ödemeler de vardır. Fakat “diğer Hazine yardımları”, fon destekleri ve performansı ölçülmeyen kurumsal transferler mutlaka gözden geçirilmelidir. Her Hazine yardımı için üç soru sorulmalıdır: Bu destek hangi amacı yerine getiriyor? Hedef kitlesi doğru mu? Bütçe maliyetine karşı ölçülebilir fayda üretiyor mu?

Üçüncü alan, verimsiz teşvikler ve yarı-mali kredi mekanizmalarıdır. 2023 sonrasında KGF benzeri kredi genişletici yapıların sınırlandırılması finansal istikrar açısından önemliydi. Bundan sonra da maliye politikası, genel talebi artıran, enflasyonu besleyen ve bütçe üzerinde koşullu yük yaratan kredi ve teşvik mekanizmalarından uzak durmalıdır. Destek verilecekse, bu destek üretim, ihracat, teknolojik dönüşüm, deprem bölgesi veya enerji verimliliği gibi açık ve ölçülebilir önceliklere bağlanmalıdır.

Kâr amacı gütmeyen kuruluşlara ve yurt dışına yapılan transferler de elbette denetlenmeli ve zorunlu olmayan kalemlerde tasarrufa gidilmelidir. Ancak bu başlıkları mali sıkılaşmanın ana omurgası gibi görmek doğru değildir. Bu kalemlerde yapılacak düzenlemeler daha çok kamuoyuna verilen tasarruf ve şeffaflık mesajı bakımından önemlidir. Makro mali sıkılaşmanın esas gücü buradan değil, görev zararları, Hazine yardımları ve yarı-mali desteklerin disipline edilmesinden gelecektir.

MALİ KURAL NEDEN GEREKLİ?

Bütün bu önerilerin kalıcı olabilmesi için geçici tasarruf genelgeleri yeterli değildir. Türkiye’nin ihtiyacı, siyasi takdire bağlı geçici bir sıkılaşma değil, açık ve izlenebilir bir mali kuraldır. Bu kural; faiz dışı fazla hedefini, harcama artış tavanını, transfer harcamaları için performans denetimini, görev zararlarına üst sınırı ve yeni teşvikler için bütçe etkisi analizini içermelidir.

Mali kural, siyasi iradeyi ortadan kaldırmaz. Fakat kısa vadeli siyasi tercihlerin dezenflasyon programını rayından çıkarmasını zorlaştırır. Özellikle seçim takviminin yavaş yavaş yaklaştığı bir dönemde, böyle bir kuralın önemi daha da artar.

SONUÇ: AKILLI SIKILAŞMA

Türkiye’nin ihtiyacı kör bir kemer sıkma programı değildir. İhtiyaç duyulan şey, sosyal korumayı muhafaza eden ama devletin görünmeyen, ölçülmeyen ve çoğu zaman yarı-mali nitelik taşıyan harcamalarını disipline eden akıllı bir mali sıkılaşmadır.

Mevcut kur rejimi korunacaksa, maliye politikası dezenflasyonun ana taşıyıcısı olmalıdır. Fakat bu, yoksulun transferini kısmak anlamına gelmemelidir. Asıl mesele, verimsiz teşvikleri, görev zararlarını, hedefi belirsiz Hazine yardımlarını ve performansı ölçülmeyen kurumsal aktarımları tasfiye etmektir.

Kısacası, bütçede sıkılaşma mümkündür. Ama doğru soru “nereden keselim?” değil, “hangi harcama gerçekten kamu yararı üretiyor?” sorusudur. Dezenflasyonun mali ayağı bu soruya verilecek dürüst cevapla kurulacaktır.

 

 

Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Daha fazla yorum yükle...