Üslup, siyasetin turnusol kâğıdıdır

YAYINLAMA:

Etekteki taşlar dökülmüşken sözü dolandırmanın da, meseleyi flu bırakmanın da anlamı yok. Yaşananlar artık “ne dendi–ne denmedi” tartışmasının ötesine geçmiş durumda. Asıl mesele, siyasetin hangi dille yapıldığı ve bu dilin kime yakıştığıdır.

CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in, Keçiören Belediye Başkanı’nın anne ve babasına doğrudan küfür etmediği; kayıtlar, tanıklıklar ve anlatımlarla netleşmiş görünüyor. Bu tespit önemlidir. Ancak bu açıklık, yaşananları tali ya da önemsiz hâle getirmez.

Çünkü siyaset, yalnızca hedefiyle değil; üslubuyla yargılanır.

KÜFÜR OLMAYABİLİR AMA KONTROLSÜZLÜK ORTADA

Görünen tablo şudur: Özgür Özel, telefonuna çıkılmaması üzerine öfkelenmiş; hedef aldığı belediye başkanına yönelik son derece ağır ve kabul edilemez ifadeler kullanmıştır. Küfür, doğrudan anne ve babaya yönelmemiş olabilir. Ancak kullanılan dil, bir ana muhalefet liderinin taşıması gereken ağırlıkla bağdaşmamaktadır.

Sebep ne olursa olsun…

Sinir, haklılık hissi, siyasi gerilim ya da anlık öfke…

Hiçbiri bu dili meşrulaştırmaz.

Siyasette haklı olmak yetmez; haklı kalabilmek gerekir. Bunun yolu da dilden geçer.

ÖFKE ANI LİDERLİĞİN AYNASIDIR

Türkiye gibi kelimelerle defalarca yaralanmış, cümlelerle kutuplaştırılmış bir ülkede liderlik, tam da kriz anlarında kendini ele verir. Mikrofon kapalıyken edilen sözler, aslında liderin gerçek reflekslerini açığa çıkarır.

Öfkesini yönetemeyen, dilini frenleyemeyen bir siyasetçi; iktidar alternatifi olamaz. Çünkü devlet yönetimi, sinirle değil soğukkanlılıkla yapılır. Bu üslupla ne seçim kazanılır ne de ülke yönetilir.

Muhalefetteyken dili kontrol edemeyen bir siyasetçinin, iktidarda daha iyisini yapacağına kim inanır?

YARGI HÜKMÜNÜ VERİR AMA SİYASET VİCDANLA TARTILIR

Özaslan, söz konusu ifadeleri yargıya taşımıştır. Hukuki süreç işlemektedir. Buna itiraz edilecek bir durum yoktur. Elbette son sözü mahkemeler söyleyecektir.

Ancak siyaset, yalnızca mahkeme salonlarında şekillenmez. Asıl hüküm, sandıkta ve toplumun vicdanında verilir. Siyasetçinin dili, seçmenin hafızasında hukuki kararlardan çok daha kalıcı izler bırakır.

Mahkeme beraat verebilir; ama toplum hafızası beraat etmeyebilir.

GÜRÜLTÜ ARASINDA UNUTTURULMAK İSTENEN DOSYALAR

Bu tartışma kamuoyunu meşgul ederken, arka planda sessizce duran ama herkesin bildiği başka dosyalar da vardır.

AK Parti Ankara Milletvekili Osman Gökçek’in, Özaslan hakkında “ihaleye fesat karıştırma” ve “görevi kötüye kullanma” iddialarıyla Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na yaptığı suç duyurusu hâlâ raflarda durmaktadır. İçişleri Bakanlığı bu iddialar için soruşturma izni vermiş, mülkiye müfettişi görevlendirilmiştir.

AK Parti Ankara İl Başkanı Hakan Han Özcan ile ABB Meclis Grup Başkanı Nihat Yalçın’ın dile getirdiği ağır yolsuzluk suçlamaları da kayıt altındadır. Ayrıca Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yürüttüğü kapsamlı bir yolsuzluk soruşturmasının varlığı da bilinen bir gerçektir.

Bu dosyalar yokmuş gibi davranmak, siyasetin hafızasını küçümsemektir.

TRANSFER SİYASETİ ETİK SİYASETİN YERİNİ TUTMAZ

Bu şartlar altında Özaslan’ın AK Parti’ye geçişi, yalnızca siyasi değil; aynı zamanda ciddi bir etik problem doğurur.

Eğer böyle bir transfer “illa” yapılacaksa, en azından yargı sürecinin tamamlanması, kişinin aklanması beklenmelidir. Aksi hâlde transfer sonrası gelecek bir beraat kararı bile kamuoyunda ikna edici bulunmaz.

Çünkü toplum artık yalnızca sonuçlara değil; zamanlamaya, niyete ve bağlama bakmaktadır.

“ERDEMLİLER HAREKETİ” İLE YÜZLEŞME ANI

AK Parti, bir dönem kendisini “erdemliler hareketi” olarak tanımlamıştı. Bugün bu iddianın ne ölçüde korunduğu elbette tartışmalıdır. Ancak bazı tercihler vardır ki, partilerin geçmiş iddialarıyla bugünkü pratiklerini doğrudan karşı karşıya getirir.

Bu dosyalar ortadayken yapılacak bir transfer, AK Parti’nin kendi hikâyesiyle de çelişir. Siyaset hafızası güçlüdür; bugün atılan adımlar, yarın mutlaka hatırlatılır.

Unutulacağını sananlar, siyaseti tanımıyor demektir.

MUHALEFETİN ASIL SINAVI: DİL AĞIRLIK VE CİDDİYET

Ve dönüp dolaşıp tekrar Özgür Özel’e geliyoruz.

Muhalefetin temel problemi yalnızca iktidarı eleştirmek değil; iktidar olabilecek bir dil kuramamaktır. Sertlik, bağırmak, hakaret etmek; muhalefet sanılıyor. Oysa iktidar olmak; kelimeleri ölçmek, tonu ayarlamak ve devlet ciddiyetini daha muhalefetteyken gösterebilmektir.

Güç, ses yükseltmekte değil; sesi gerektiğinde alçaltabilmektedir.

SİYASET İLKEYLE ÜSLUP AHLAKLA KURULUR

Siyaset ilkelerle inşa edilir.

Üslup ise o ilkelerin dışa yansıyan yüzüdür.

Üslup bozulduğunda geriye yalnızca gürültü kalır.

Gürültüyle ne güven inşa edilir,

ne iktidar olunur,

ne de memleket yönetilir.

 

Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Daha fazla yorum yükle...