Epstein Meselesi Nasıl Fırsata Dönüşür? Medeniyeti Krizine Hazır mıyız?
Jeffrey Epstein dosyaları yalnızca bir suç ağının ifşası değildir. Bu belgeler, modern Batı medeniyetinin vitrinindeki parlak camın arkasında biriken kiri görünür kılmıştır. Siyasetçiler, iş insanları, akademi çevreleri, medya figürleri… Küresel güç ağının birbirine dolanmış yapısı gözler önüne serildi.
Ben meseleyi bir magazin skandalı olarak değil, bir medeniyet krizi olarak okuyorum.
Çünkü bu olay bize şunu gösterdi: Güç merkezileştikçe ahlak buharlaşıyor. Sermaye büyüdükçe sorumluluk küçülüyor. Teknoloji geliştikçe vicdan geriliyor.
Dijitalizm ve Gücün Çıplaklığı
Dijital çağda hakikat saklanamıyor. Belgeler sızıyor, arşivler açılıyor, ağlar deşifre oluyor. Bir dönem “komplo teorisi” denilen şeylerin bazıları, yıllar sonra resmi belgelerle gündeme geliyor.
Bu durum Batı’nın kurduğu “ahlaki üstünlük” anlatısını sarsmıştır. Demokrasi, insan hakları, özgürlük gibi kavramları dünyaya ihraç eden yapıların; kendi içlerinde nasıl bir elitist ve kirli ağ kurabildiği ortaya çıktı.
Bu bir çöküş müdür? Henüz değil. Ama bu, ciddi bir meşruiyet aşınmasıdır.
Ve meşruiyet kaybı yaşayan bir medeniyet uzun süre ayakta kalamaz.
Asıl Soru: İslam Dünyası Hazır mı?
Bazıları bu gelişmeleri “Batı bitti, sıra bizde” heyecanıyla okuyor. Ben bu kadar romantik değilim.
Bir medeniyet başkasının çöküşüyle değil, kendi dirilişiyle yükselir.
İslam medeniyeti; adalet, emanet, iffetin korunması ve kul hakkı gibi ilkeler üzerine inşa edilmiştir. Eğer bugün bu ilkeleri siyasetimizde, ekonomimizde, aile yapımızda ve dijital hayatımızda yaşatmıyorsak; sadece Batı’yı eleştirmek bizi diriltmez.
Epstein dosyaları Batı’nın çürümesini gösteriyorsa; bize düşen, kendi iç muhasebemizi yapmaktır.
• Bizde güç şeffaf mı?
• Bizde siyaset hesap verebilir mi?
• Bizde sermaye ahlaka bağlı mı?
• Biz dijital çağda çocuklarımızı koruyabiliyor muyuz?
Eğer bu sorulara samimi cevaplar vermezsek; sadece seyirci oluruz.
Ahlaki Üstünlük Retorikle Değil, Modelle Kurulur
Bugün dünya bir güven krizi yaşıyor.
Küresel elitler ile halk arasındaki makas açılmış durumda. İnsanlar artık sistemlere değil, hakikate güvenmek istiyor.
İslam medeniyetinin yeniden yükselişi; sloganla değil, örneklikle olur.
• Adalet sistemimiz gerçekten hızlı ve tarafsız olursa,
• Ekonomimiz faize ve spekülasyona değil, üretime dayanırsa,
• Aileyi koruyan somut politikalar geliştirirsek,
• Dijital çağın kirlenmesine karşı çocuklarımızı bilinçle korursak…
İşte o zaman dünya alternatif bir model görür.
Batı Çöker mi?
Her medeniyet yükselir ve düşer. Roma düştü. Sovyetler dağıldı. İmparatorluklar tarih oldu.
Bugün Batı medeniyeti de ciddi bir ahlaki ve demografik kriz yaşıyor. Ancak bir yapının krizde olması, otomatik olarak yıkılacağı anlamına gelmez.
Asıl mesele şu:
Batı kendi iç reformunu yapabilecek mi?
Yoksa elitlerin korunduğu, sıradan insanların bedel ödediği bir düzen mi sürecek?
Epstein dosyaları bu sorunun turnusol kâğıdıdır.
Fırsat Nedir?
Ben bu süreci İslam dünyası için bir “fırsat” olarak görüyorum ama siyasi fırsat değil; ahlaki fırsat olarak.
Bu olay bize şunu hatırlatıyor:
Güç kutsallaştırıldığında insan yozlaşır.
Denetimsiz sermaye, sömürü üretir.
Şeffaflık yoksa adalet olmaz.
İslam medeniyeti, insanı merkeze alan bir adalet tasavvuru sunar. Eğer bunu yeniden inşa edebilirsek; dünya zaten yönünü ararken bizi görecektir.
Ama eğer biz de aynı güç sarhoşluğuna kapılırsak, aynı elitist yapıları üretirsek, aynı ahlaki çürümeyi yaşarsak; sadece aktör değişir, sistem değişmez.
Epstein meselesi bir isimden ibaret değildir. Bu, küresel güç ağlarının karanlık yüzünün sembolüdür.
Batı medeniyeti bu krizden ya arınarak çıkacak ya da çözülerek.
İslam dünyası ise bu süreci ya seyredecek ya da kendini inşa edecek.