Vah gidene!
Peş peşe final haberleri geliyor. İnsanın içi acıyor. Çünkü biten işler öyle vasat diziler değil.
“Sahipsizler” ekrana veda ediyor. Son iki bölümü kaldı, 4 Mart’ta final yapıyor. Star’da yayınlanan, kendi izleyicisini yakalamış bir işti. Reytingler her hafta ilk 10’a girmeyi başarmasına rağmen final kararı çıktı.

Show TV’de yayınlanan “Rüya Gibi” de 13. bölümünde final yapıyor. Benim de çok sevdiğim dizilerden biriydi. Farklı bir hikâye denedi, başka bir ton yakalamaya çalıştı. Reytinglerde istenilen rakamlara ulaşamadı.
Bir üzücü haber de “İnci Taneleri”nden. Dizi 51. bölümünde ekrana veda edecek. Uzun süre devam edebilecek bir diziydi. O da reyting canavarına yenildi.
Anlayacağınız hepsi reyting yüzünden bitiyor. Oysa hiç de fena olmayan, idare edilebilir izlenme oranları vardı. İzleyici kitlesi oturmuş, kendi yolunu bulmuş işlerdi. Televizyon dünyası acımasız. Ne yaparsak yapalım, ne dersek diyelim, sevdiğimiz diziler gözünün yaşına bakılmadan bitiyor.
DÖNEMDEN DEVAM…

Hemen hemen her hafta TRT’nin tabii platformunun yeni bir projesinden bahsediyorum. Bu hafta da yine TRT’nin tabii platformunda yayınlanacak “Canvermezler” bahsedeceğim.
Dizi 1930’ların İstanbul’unda geçiyor. Merkezde Ali Nail karakteri var. Tam evlenecek, hayatını kuracak derken geçmişten gelen bir mektup her şeyi değiştiriyor. Hikâye o andan sonra başka bir yola evriliyor.
Başrollerde Burak Dakak ve Ecem Sena Bayır var. Ecem Sena Bayır Meliha karakterini oynuyor. Genç ama artık tecrübesi olan bir oyuncu. Ekrana yakışan, rolünü temiz oynayan isimlerden. Burak Dakak da zaten uzun zamandır iyi işlerin içinde. Duyguyu abartmadan verebilen bir oyuncu.
Yönetmen Murat Zaloğlu. Dönem işi olduğu için mekân, kostüm, sanat tarafı önemli. TRT’nin tabii platformu bu konularda genelde titiz davranıyor, dönemi kurarken ayrıntılara dikkat ediyor. Bakalım bu işte de aynı özeni görecek mi, açıkçası çok merak ediyorum.
“Canvermezler” de dönem tam olarak yansıtılırsa, hikâye güçlü işlenirse, oyunculuk da oturursa tabii yine tadından yenmez bir işe imza atar.
KAĞITLAR DAĞITILIYOR…

“Konken Partisi”nin galası 17 Şubat Salı akşamı Süleyman Seba Kültür ve Sanat Merkezi’nde yapıldı. Salon kalabalıktı, birçok tanıdık isim de oradaydı. Ama benim derdim ne gala, ne tanıdık isimler. Ben işin aslına astarına bakarım, yani sahneye bakarım.
Bu oyun iki kişilik. Huzurevinde tanışan iki insanın konken masasında kurduğu ilişki üzerinden ilerliyor. Kart oyunu bahane. Asıl mesele yalnızlık, geçmişle hesaplaşma, yaş aldıkça kabuk tutan kırgınlıklar. Masada oyun var ama satır aralarında hayat var.
Metin Donald L. Coburn’un Pulitzer ödüllü “The Gin Game” oyunundan uyarlama. Yani temeli güçlü, dünyada karşılığı olan bir hikâye. Bizdeki yorumunda da bu öz korunmuş.
Yönetmen Nedim Saban metne sadık, sade bir rejiyi tercih etmiş. Oyuncuyu öne çıkaran, lafın gücüne yaslanan bir kurgu var. Abartılı bir yorum aramıyor, hikâyeyi net ve anlaşılır bir yerden anlatıyor.
Melek Baykal rolünü çok temiz oynuyor. Duyguyu büyütmeden, dozunda veriyor. Karakterin sert tarafını da kırılgan tarafını da dengeli veriyor. Mehmet Atay ise güçlü bir partner olarak Melek Baykal’a eşlik ediyor. Sakin, kontrollü ve tutarlı.
Metin sağlam, rejisi sade, oyunculuk inandırıcıysa o iş yürüyor. “Konken Partisi” de bu donelerin hepsini barındıran bir oyun.