ABD’nin İran karşısındaki yığınağı neye işaret?
Bazı günler başka bir konuda yazı yazmak çok zor oluyor. Bu nedenle çeşitli aralıklarla İran’ın üzerinde dolaşan kara bulutlar hakkında değerlendirmeler kaleme almamız gerekti. Bu köşenin sadık takipçileri bugünkü yazımızın İran’a yönelik olası ABD saldırısı ile ilgili kâğıda geçirdiğimiz üçüncü değerlendirme olduğunu biliyorlardır. O değerlendirmelerden bugüne değişen bir şey oldu mu diye sormak gerekiyor öncelikle. Sahada tabi bazı gelişmeler vuku buldu:
Görüşmelerin ikinci turu
Öncelikle Umman’dan sonra İsviçre’de de Umman arabuluculuğunda İran ve ABD arasındaki dolaylı görüşmelerin ikinci turu gerçekleşti. Cenevre’deki görüşmeden sonra her iki taraf da olumsuz bir açıklama yapmadı, hatta İran ve Umman tarafından basınla paylaşılan görüşler olumluya daha yakın bir izlenim veriyor. ABD, aslında bu görüşmelerin geniş bir çerçevesi olsun istiyordu. Rubio, çerçeveyi, nükleer mevzular, balistik füze programı, Ortadoğu’da İran’a yakın gruplara verilen destek ve İran içerisinde protestoculara yönelik tavrın dozajının ayarlanması şeklinde özetleyebileceğimiz dört ayak üzerine oturtmuştu. İran’ın ise görüşmeleri dar bir sınırda “nükleer ve biraz ötesi” ile sınırlamak istediğini biliyorduk.
Nükleer müzakereden ABD’nin beklentisinin 2015 İran Nükleer Anlaşmasındaki gibi bir sınırlamanın ötesine geçmek olduğu tahmin ediliyor. Bugüne kadar a)- Trump Yönetiminin basına yansıyan talepleri uranyum zenginleştirme hakkı ile ilgili olduğu için; b)- I. Trump Yönetimi esnasında ABD, sınırlandırmaya dayalı İran Nükleer Anlaşmasını (JCPOA) yeterli bulmayıp çekildiği için ve c)- II. Trump döneminde İran’ı sınırlanmanın ötesinde bir şeylere ikna etmek için ABD, İran’ın davranışlarını radikal olarak dönüştürecek riski de (bomba geliştirmeyi ciddi ciddi düşünme riskini) beraberinde getiren İran nükleer tesislerini doğrudan vurma kararı aldığı için ABD’nin İran’dan JCPOA ötesi bir şeyler istediği sonucuna varıyoruz. Cenevre sonrası İsrail basınında da kendine yer bulan bazı haberler ise İran’ın masaya JCPOA ruhuna yakın bir öneri ile geldiği. Basına yansıyanların tam doğru olduğunu kabul etmesek bile İran’ın a)- nükleer faaliyetlerini ve zenginleştirme kabiliyetlerini belirli bir süre dondurma ve sınırlamayı b)- elindeki yüksek derecede zenginleştirilmiş uranyumun üçüncü ülkeye transferini c)-tam olarak kamuoyu ile paylaşılmayan bazı şeffaflık ve denetim mekanizmaları üzerinden (UAEA’na yeniden iş düşebilir) ABD ile geçici bir anlaşma yapmayı düşündüğü anlaşılıyor.
TESLİMİYETE YAKIN TESLİM OLMAMA SEÇENEĞİ
İran nükleer pazarlığını bugüne kadar hep sınırlandırma üzerinden kurdu, bunun ötesine geçmeyi düşünmemesi -hatta kimilerine göre İran’ın caydırıcılığını zayıflattı- İran’a yönelik saldırının gerçekleşebilir olmasını da sağladı. Buna rağmen İran uluslararası topluma, bölgeye ve ABD’ye “sınırlanma” fikrinden sapmadığını gösteriyor. Aslında oldukça ciddi çaba isteyen bir duruş bu. Zira aynı zamanda Tahran, ABD saldırısına hazırlanmak, ulusu ve rejim unsurlarını direnişe davet etmek, bölgeye de “herkes kaybeder” mesajı vermek zorunda. Sınırlama/sınırlanmaya razı olma güç pozisyonundan müzakere etmeye uygun olmayan bir konum olduğundan bu iki karar hattı birbirine zıt görünüyor. Eğer İran, Delcy Rodriguez gibi pareler pazarlığı götüren bir rejim unsuruna/unsurlarına sahip değilse bu pazarlığın ABD için cazip olması için bir neden yok gibi gözüküyor. İşte bu noktada Tahran, ABD’nin aslında reddettiği “sınırlandırma” üzerinden İran’ı dönüştürme fikrine geri dönmesi için Washington’a gayet cömert tekliflerde bulunmaya hazırmış izlenimi veriyor. Tahran’ın cömertliği ABD’ye İran enerji piyasasının kapısını kırmadan açma imkanını sunması ile ilgili. ABD’nin yeniden İran’a bir etki mekanizması olarak dönmesi aslında İran’ın elinde belli somut ama ucu açık kazanımlarla (rejim güvenliği ve ileride savunmanın sınırlandırılmış unsurları) kalması karşılığında Washington’a büyük bir kazanç elde etme şansı sunuyor. Bu İran Rejiminin ideolojik gücüne çok güvendiği anlamı taşıyabileceği gibi, rejim güvenliği karşılığında İran’ın teslim olmaya çok yakın bir teslim olmama seçeneğine razı edilebileceğini de gösteriyor. Zaten bazı İranlı yetkililer, eğer nükleer pazarlık başarılı olursa balistik füzeler dahil diğer konularda da aynı pazarlık biçiminin işleyebileceğini söylediler.
ABD TAM TESLİMİYET İSTİYOR
Gel gelelim, ABD Cenevre sonrası olumlu havaya yeterince pozitif katkı sağlamaktan imtina ediyor. Geçici bir anlaşma fikrinin nükleer kritik bilgiye sahip bugünkü rejimin devamı anlamına geleceği, bunun da İsrail’in “kesinlikle hayır” listesinde olduğu biliniyor. Ancak ABD açısından kararın özü ABD çıkarı ile ilgili, İsrail ile ilgili değil. ABD’nin İsrail Büyükelçisi Huckabee’nin (-ki kendi inanç sistemi düşünülürse muhtemelen samimi bir şekilde buna inanıyordur) “büyük İsrail” fikrine desteğini ve Ortadoğu’da desteklenebilecek İsrail revizyonizmini savunmak için bugünleri seçmesi tesadüf olmasa gerek. Gerçi bu hatırlatma tüm bölgeyi rahatsız etti ve hem İran ile hem İsrail ile ilgili belirsizliğin uzaması Ortadoğu’daki rekabetin içinde bir adım öne geçmeye çabalayacak Suudi Arabistan gibi aktörlerin kafasını karıştırması da olası. Bu tip aktörler 12 Gün Savaşından yeterli dersi çıkarmış ve A planından ziyade B planı üzerinde çalışmaya başlamışlardı. Sonuç, bazı caydırıcı ittifakların (Riyad-İslamabad ittifakı gibi) ya da bazı caydırıcı iş birliklerinin (Doha-Washington iş birliği gibi) Ortadoğu’ya dönüşüydü. Bu istikametten aktörleri saptıracak fikirlerin yeşermesini Washington istemez. Dolayısıyla ABD, İran’dan “teslimiyete yakın bir şey” değil “tam teslimiyet” bekliyormuş görünüyor. Witkoff yakın zamanda Fox’a yaptığı açıklamalarda bu beklentiyi olabilecek en kibar haliyle açıkça belirtti.
BÖLGEDEKİ ASKERİ YIĞINAK
İçinde bulunduğumuz tarih itibariyle ABD’nin bölgedeki askeri kuvvet konuşlandırması, donanma ve hava unsurları üzerinden, eşi görülmemiş bir boyuta ulaştı. ABD’nin saldırıyı sınırlı tutma fikri olduğu ve bir kara operasyonunu düşünmedikleri biliniyor. ABD konvansiyonel gücü ne kadar büyük olursa olsun bir kara operasyonunda ortaya çıkacak maliyet Trump yönetiminin hesap verebileceği maliyetten çok yüksek olacaktır. Bu kadar büyük bir yığınağın sadece İran’ın razı olmaya hazır olduğunu gösterdiği bir sınırlandırma anlaşması elde etmek için olmadığını da öngördüğümüze göre ABD, askeri seçenekle ya da değil İran’ın bir teslim anlaşmasına razı olmasını hedefliyor. Sınırlı bir operasyonla böyle bir teslimiyetin kolaylıkla sağlanamayacağı açık olduğuna göre bölgedeki ABD yığınağının bir tür inkâr stratejisi için hazır tutulduğunu söyleyebiliriz. Ne demek istiyoruz: İran’ın 12 Gün Savaşı dahil yanıtlarını sınırlı ve öngörülebilir tutmasının temel nedeni ABD ile görüşme masasını yine de hazır tutma isteğiydi. Bu masada da teslimiyet dışında seçeneklerin görüşüleceğini umuyordu. ABD saldırısı, İran’ın sınırlandırma ve ötesi teklifleri -ki resmi teklifini henüz ABD’ye iletmedi- varken, gerçekleşirse Tahran rejiminin güçlü ve beklenmeyen cezalandırma seçeneklerini devreye sokmasını bekleyebiliriz. İsrail ve ABD üstlerinin hedefte olacağı söyleniliyor.
Tahran’ın cezalandırma gücünün şiddetini bilmesek de ABD’nin yığınağından bu konunun çok ciddiye alındığını anlayabiliriz. Bu yığınağın temel işlevi Tahran’ın olası cezalandırmasını -mümkünse caydırmak, mümkün değilse engellemek- ve böylece İran’ın elinde direniş seçeneği olmadığını göstermek. ABD, sadece İran’ı vurmak için hazırlık yapmıyor, İran’ın direnişinin manasız kalacağını göstererek İran’ı vurmadan İran’ı teslim olmaya zorlamak istiyor.
Çok hırslı bir strateji, Venezüella senaryosunun Venezüella senaryosuna hazır olmayan bir zeminde tekrarlanma isteği. Bu stratejinin tek aksayan yanı İran’ın güçsüzlüğünün -Venezüella kadar büyük bir güçsüzlük ve çaresizlik içerisinde- verili kabul edilmesi. Bu arada ABD ve Venezüella rejimi sonuçtan gayet mutlu görünüyor, işler tıkır tıkır gidiyor. Neden daha büyük bir hazırlık ve stratejik derinlik gerekse de Ortadoğu’da aynı senaryo işlemesin diyor Trump rejimi. Sonucu çok yakında göreceğiz, İran’ın bir “Delcy Rodriguez’i” var mı, bu da ortaya çıkacak. Bugüne kadar İran’ın caydırıcılık stratejisinin başarısızlığını tartıştık, eğer iş askeri operasyonla tereyağından kıl çekiliyormuşçasına halledilmez ise ABD’nin inkar aracılığıyla zorlama ve caydırma stratejilerinin başarısızlığını konuşabiliriz. Gördüğümüz kadarıyla Washington, bu tartışmaya hiç hazır değil, stratejisinin işleyeceğini düşünüyor.