Özür dileriz "Aziz" Trump: Meğer biz çok aptalmışız!
Evet, nihayet anladık. Suç tamamen bizde. Bizim o köhne, o çağ dışı kalmış akıl melekelerimiz; bu muazzam "kutsanmışlık" senfonisini kavrayacak kadar gelişmemiş.
Düşünsenize; bir adam geliyor, ekonomiyi bir kırbaç gibi sallıyor, halkların aşını, suyunu kesiyor, çocukların ilaca erişimini bir pazarlık masasına meze yapıyor ve biz buna "zulüm" diyoruz.
Ne kadar sığmışız! Oysa bu, barışın yeni alfabesiymiş. Bir ülkeyi açlıkla terbiye edip sağlanan o derin mezarlığı biz "trajedi" sanırken, dünya "zafer" diye alkışlıyor.
NOBEL’İN "SOYKIRIMCI" İMZALI YENİ SAHİBİ
Hele bir hamle var ki.. Tam bir başyapıt! Bir yanda Gazze’de tarihin en kanlı soykırımına imza atan fail, diğer yanda bu katliama "İşini bitir" diyerek yeşil ışık yakan en sadık neferi; Trump’ı Nobel Barış Ödülü’ne aday gösteriyor.
Ne kadar romantik, değil mi? İnsanlık tarihi boyunca barış ödülleri verildi ama böylesine bir "eli kanlı kardeş" dayanışması görmedi! Öyle ya; barışın üzerinde tüten namlularla aday gösterilmek her "Aziz"e nasip olmaz.
Bizim o "insan hakları" diyen, "çocuklar ölmesin" diyen modası geçmiş vicdanlarımız bu kızıl vizyonu kaldıramıyor.
Özür dileriz Azizim. Suç bizde; biz barışı hâlâ yaşatmak sanıyoruz, oysa barış artık yok ederek, şehirleri dev birer mezarlığa çevirerek kazanılan bir ödülmüş meğer!
KAĞIT ÜSTÜNDE ZAFER SAHADA İHANET SARMALI
İran’ın fırlatma rampaları kağıt üzerinde "sıfırlanırken", gökyüzü gerçek füzelerle aydınlanıyor.
Ukrayna’da yüz binlerce insanın hayatını tek bir sosyal medya mesajıyla "gereksiz masraf" ilan edip koca bir savaşı emlak pazarlığına indirgerken bile Trump "bitirdim" diyorsa bitmiştir.
Amerika’nın haysiyeti mi? O zaten feda edilmek için var.
Trump, İsrail ile olan bağımsızlık iddiasını öyle ustaca sergiliyor ki; hem "kimsenin emrinde değilim" diyor hem de her emri harfiyen yerine getiriyor.
Suriye’de insanların geleceğini değil, sadece petrol kuyularını koruma altına almasındaki; Afrika’nın derinlikleri ve Sudan’daki açlığı bir borsa verisi gibi izlemesindeki o muazzam tutarlılığı biz nasıl göremedik?
Kendi bürokratlarını yaka paça dışarı atıp hukuku Kongre salonlarının kapısına kilitlerken dünyaya "özgürlük" ihraç etmesini alkışlamayan bizler, meğer ne kadar dar görüşlüymüşüz.
MOLLA REJİMİNE AYAR VEREN OVAL OFİS AYİNLERİ
İran’ı "bağnaz Molla rejimi" diye dünyadan tecrit etmeye çalışan, dini ritüellerle devlet yönetilmesini "çağ dışı" ilan eden muazzam bir sahne oyunu hazırlanmış. İşte buna kuvvetli bir alkış!
Bugünün süper gücü; ülkenin dört bir yanından getirilen papazları Oval Ofis’e doldurup nükleer kodların, devasa uçak gemilerinin ve küresel merkezin stratejisini o "kutsal" avuçlara emanet ediyorsa, vardır elbet bir bildiği!
Biz sanıyorduk ki Molla rejimiyle mücadele etmek, aklın ve özgürlüğün zaferidir. Oysa Trump bize gerçek "ışığı" gösterdi:
Meğer mesele devletin dinle yönetilmesi değil, o dinin hangi dilden dua ettiğiymiş!
İran’ın sarıklılarına "gericilik" yaftası yapıştırıp, kendi savaş kararlarını papazların elleri altında bir ayin huşusuyla kutsamak... İşte vizyon budur!
Esir dünyanın hür lideri, nükleer füzelerin gölgesinde kendi evanjelik tiyatrosunu sergilerken, Molla rejiminin meşruiyet ne haddine!
Çağdaşlık dediğin, kendi teokrasini "demokrasi" ambalajıyla pazarlayabilmekmiş!
Suç yine bizde, bizim o her şeyi rasyonel zeminde arayan köhne seküler takıntılarımızda!
VE O BÜYÜK FİNAL: "VADEDİLMİŞ" HÜCRE
Trump şimdi rotayı Küba’ya, o "vadedilmiş" yeni yıkıma çevirmişken; biz hâlâ rasyonellikten bahsediyoruz.
Hayır efendim, bu bir akıl tutulması değil, bu bir zafer(!) tazeleme süreci! Trump, her adımıyla Amerika’yı tarihin en seçkin yalnızlığına iterken aslında kendine büyük bir son hazırlıyor.
Kendi elleriyle yine yeniden inşa ettiği, hukukun uğramadığı o karanlık Guantanamo zindanlarının soğuk betonları, kim bilir bu büyük "şövalyenin" nihai makamı olmaya hazırlanıyordur.
O gün geldiğinde Trump, demir parmaklıklara tutunurken bile "Ben başardım" diyecek. Ve biz, o ufalmış devin hikayesini izlerken yine anlayamayacağız.
Çünkü gerçek artık manşetlerde değil; Gazze’de katledilen yüzbinlerce canda, altında halen şehitlerin olduğu enkazlarda, Sudan’ın hiç dinmeyen açlığında, Suriye’deki o büyük kıyımda, İran’da ilk hedef olan kız çocuklarında ve vicdanların karanlık hücrelerinde asılı kaldı.
Özür dileriz Aziz Trump; bu kadar ihaneti, bu kadar yıkımı, bu kadar savaşı "başarı" diye yutacak kadar zeki(!) değiliz. Suç bizde, bizim o çağ dışı kalmış insanlığımızda.