Kendi toprağında turist olmak
Hepimiz uzak diyarların, pasaportumuzdaki yeni mühürlerin hayalini kuruyoruz. Oysa ayak bastığımız bu topraklar, binlerce yıllık bir kültürel hisarın tam kalbi. Türkiye'nin neredeyse her şehrinde, sokağın bir köşesinde ya da bir dağın yamacında tarihe tanıklık eden, bize bir şeyler fısıldayan bir iz var. Peki, kaçımız bu devasa açık hava müzesinin hakkını veriyoruz? Yaşadığımız şehri, sonra ülkemizi tanımak; sadece bir gezi değil, aslında var olduğumuz topraklarla bağ kurabilmektir.
Yıllara bölünen bir keşif yolculuğu
Ülkeyi tanımak gözümüzde büyümemeli. Herkes kendi bütçesine ve zamanına uygun olarak Türkiye’yi yıllara bölen bir planlama yapabilir. Bu, hem ekonomik hem de sindirerek yapılacak en verimli keşif yöntemidir.
Düşünsenize; bir yılınızı Ege’nin zeytin kokulu köylerine ve antik kentlerine ayırıyorsunuz. Ertesi yıl Karadeniz’in o hırçın doğasında, yaylalarında nefes alıyorsunuz. Sonraki yıl Güney Anadolu’nun tarihin sıfır noktası sayılan kadim topraklarında bir medeniyet yolculuğuna çıkıyor, ardından Akdeniz’in turkuaz sularında geçmişin izlerini sürüyorsunuz. Bu tarz bir planlama, sadece bir tatil değil; tarihin o farklı dönemlerine ışınlanabileceğiniz bir zaman yolculuğudur.
Tarihin izinde ışınlanmak
Ege'de bir antik tiyatronun basamaklarında otururken Efes'in şaşaalı günlerini hayal etmek, Karadeniz’de Sümela Manastırı’nın sarp kayalıklarındaki gizemine şahit olmak ya da Güneydoğu'da Göbeklitepe’de insanlık tarihinin başlangıcına dokunmak... Bunlar paha biçilemez deneyimler. Şehirlerimizin her biri, kendi içinde özgün bir kültürel kale gibi bizi bekliyor. Biz ise çoğu zaman bu harikaların yanından, sadece bir sonraki rotaya ulaşmak için geçip gidiyoruz.
Kendi mirasımıza sahip çıkmak
Kendi ülkesini tanımayan birinin, başka coğrafyaların ruhunu kavraması zordur. Önce kendi bahçemizdeki çiçeklerin kokusunu içimize çekmeliyiz. Bu toprakların sunduğu zenginliği yerinde görmek, sadece genel kültürümüzü artırmakla kalmaz; bize bu coğrafyada yaşamanın ne kadar büyük bir şans olduğunu da hatırlatır.
Gelin, bu yıl bir karar verelim. Gitmediğimiz bir şehri rotamıza ekleyelim. Bir plan yapalım ve ülkemizin o saklı kalmış güzelliklerini, tarihin tozlu sayfalarından çıkarıp kendi gözlerimizle görelim. Çünkü keşfedilmeyi bekleyen bir tarih, hemen bir sonraki şehir tabelasının arkasında bizi bekliyor.
Kendi değerlerimizin farkına vardığımız, her durağında yeni bir hikaye biriktirdiğimiz keyifli keşifler dilerim...