Barış masası mı, yerleşimci kasası mı? İnşa değil yağma!
Modern tiranlıkların en büyük başarısı, tankların ezdiği topraklarda çiçek açtığına dair raporlar yayınlatabilmektir; bugün Gazze için önümüze sürülen "barış masası", bu yanlış algının adeta başyapıtı ve Siyonist aklın en kirli "halkla ilişkiler" operasyonudur.
"İran'da İmha, Batı Şeria'da İlhak" başlıklı yazımın dumanı henüz üzerindeyken, The Jerusalem Post gazetesinin servis ettiği haber ve Washington kulislerinden sızan "Abraham Dosyaları 2.0: Trump'ın Gazze Planı..." İşaret ettiğim o karanlık sürecin teyidi olmaya aday denilse yeri...
Aynı gün Hamas Sözcüsü Hazım Kasım’ın, İran'la eş zamanlı olarak yürütülen o tehlikeli işgal ve katliam dalgasına karşı yaptığı uyarı, masadaki yalanların sahadaki kanlı ve mali karşılığını bir kez daha gözler önüne serdi.
GAZZE’NİN MÜSADERE PLANI VE "ISF" TAVŞANI
Servis edilen raporlarda; 70 milyon dolarlık bir başlangıç bütçesiyle banka hesabının açıldığı belirtiliyor.
Yeniden inşa adı altında Gazze’nin kıyı şeridini parsellemek için "mülteci köyleri" gibi kirli hesaplar olduğu da gelen bilgiler arasında...
Raporda 20.000 kişilik bir "Uluslararası İstikrar Gücü"nün hazır beklediği; Endonezya, Fas, Kazakistan, Kosova ve Arnavutluk gibi ülkelerin asker göndermeye "ikna oldukları" anlatılıyor.
Muhtemelen İsrail, kendi askerini tehlikeye atmak yerine, başka Müslüman ülkelerin evlatlarını Filistin halkıyla arasına "canlı kalkan" olarak koymak istiyor.
"Güvenliği biz sağlayamıyoruz, siz gelin bizim yerimize göğsünüzü siper edin"
Düşüncem o ki bu yapının asıl gayesi; Gazze’de devam eden soykırımı ve Amerikan destekli ilhak projesini "barış" ambalajıyla meşrulaştırmak.
Öyle görünüyor ki Siyonist rejim işgalci yerleşim birimlerine zemin hazırlarken, bu zulme direnecek olan Gazze halkının karşısına kendi askerini değil, yabancı ülke askerlerini dikerek kirli bir vekalet çatışmasını hedefliyor.
Bu sayede İsrail hem kendi askeri kayıplarını sıfırlamayı hem de yürüttüğü insanlık suçlarının sahadaki kanlı bedelini ve nefret yükünü, yabancı güçlerin omuzlarına yıkarak aradan sıyrılmayı planlıyor.
KRONOMETRELİ İŞGAL: TRUMP’IN SEÇİCİ ZAMAN YÖNETİMİ
Mevzu Gazze’de silahları susturmak, gerçek bir ateşkesi takip etmek ya da insani felaketi durdurmak olduğunda, Trump bu süreçleri anında "donduruyor". Bahaneler ise hep aynı: "Teknik aksaklıklar, uçuş iptalleri, temsilci eksikliği..."
Peki, aynı Trump’ın;
İşgalci yerleşimcilere pasaport ve vatandaşlık hakkı tanıyacak yasal düzenlemeye vakti var mı? Evet.
Batı Şeria’yı ilhak edecek "Yüzyılın Haritası" kararlarını onaylamaya vakti var mı? Evet.
İsrail’e binlerce tonluk yeni nesil ağır mühimmat ve beyaz fosfor göndermeye vakti var mı? Kesinlikle.
Ateşkese vakit bulamayanların, işgali resmileştirmeye her daim vakitlerinin olması; bizlere bu sürecin bir barış girişimi değil, tasfiye ve müsadere projesi olduğunu gösteriyor.
BARIŞ BÜTÇESİ Mİ İŞGAL FONU MU?
Bölgesel yangının ortasında, "Barış Kurulu" adı verilen bu yapının alelacele banka hesabına belki de çoktan istiflemiş olduğu 70 milyon dolar sizce de merak edilesi değil mi?
Bu finansmanın, Washington ve Tel Aviv’den değil de "bölgesel aktörler" denilen hayırseverler olması ise tam bir trajedi.
Sahaya tek bir barış gücü ayak basmış değilken bu meçhul paralar, Gazze’nin yıkıntıları yerine Batı Şeria’da yükselen yasa dışı yerleşimci konutlara çoktan sponsor olmuş olabilir.
"Savaş sonrası planlama" ambalajı altına saklanan bu durum, tarihin en seçkin "cüzdan operasyonlarından" birini andırıyor.
Aklımı tırmalayan soru şu ki: "Gazze’yi yeniden inşa edeceğiz" diyerek toplanan bu fonlar, aslında Eretz Yisrael (Büyük İsrail) projesinin gizli finansörü olmaya mı hazırlanıyor?
‘KÜKREYEN ASLAN’IN İŞGAL PENÇESİ
Bugün karşımızda, "Kükreyen Aslan Operasyonu"nun devasa maliyeti altında ezilen, koalisyon fonlarından 5 milyar şekelden fazla acil ek bütçe çıkarmaya çalışan ve ordusunun "insan gücü açığı" uyarılarıyla sarsılan bir İsrail var.
Kendi bütçesi askeri harcamalar nedeniyle nakit krizine giren bir yapının, "Gazze inşası" adı altında toplanan denetimsiz(!) sermayeyi kendi askeri aygıtını ayakta tutmak için kullanması kaçınılmaz.
İsrail'in askeri acziyeti ve nakit ihtiyacı arttıkça, bu paravan yapılarla işgalin finansmanını bölge ülkelerinin sırtına yükleyen, zaten hayatları çalınmış Filistinlilerin haklarını da gasp eden "müsadere düzeni" kurulmak isteniyor.
Gazze masasında barış değil, bir coğrafyanın tasfiyesi ve kirli bir sermaye aktarımı planlanıyor.
Tüm işaretler, emareler ve saha analizi göz önünde bulundurulduğunda görünen o ki; bölgenin demografik yapısını barış kılıfıyla dağıtmak, işgali meşrulaştırıp finansmanını mağdura ödetmek ve "Yeniden İnşa" adı altında Siyonist mülkiyet operasyonu yürütmek isteniyor.
İşte tam da bu noktada; umut veren, adalet götüren, ‘yaradılanı Yaradan’dan ötürü seven’ tek ülke olarak yine yeniden Türkiye bekleniyor!