ÇAD
Yokluğun şiddeti
Ülkeler ve insanların kaderleri neye bağlıdır? O klasik sözü hatırlayalım; coğrafya kaderdir. Gerçekten böyle midir? Bu cümle çok tartışma götürür ama temelde baktığımız zaman insanlık ailesinden kopuk yaşayamayacağımızı bilmeliyiz. Hem de bu teknolojik çağda hangi olan bitene gözümüzü kapayabiliriz? Kimseyi kimsenin kaderine özellikle de coğrafyanın kaderine terk edemeyiz. Kendimizi Müslüman diye tanımlıyorsak en yakınımızdan en uzağımızdakine kadar bizi bekleyenlerin gönlüne su serpebilmek şiarımızdır. Burası Afrika’nın en yoksul yedi ülkesinden biri; ÇAD. Burası açlığın şiddetinin hissedildiği bir ülke. İnsanların hoyratlığı, yer yer acımasızlığı ve çaresizlikleri gözlerinden okunuyor. İki yüz yıldır sömürülen bu coğrafyayı kaderine bırakan batılı ülkelerin verdiği zararlar her adımda karşımıza çıkıyor.
SOKAKLAR HER YER ÇÖP
Koca bir plastik çöp denizi gibi sokaklar. Tabiata karşı konulamaz bir savunmasızlık ve içinden akıp giden bir nehir gibi ortasında kalmış Çad Afrika’nın. İnsanlar günü kurtarmaya çalışıyor. Tüm bu karmaşıklığın ortasında kurulan et pazarının kokusu ve üzerinde uçuşan sinekler bir acayip görüntü oluşturuyor. Standartlar burada geçerli değil. Sokaklarda çöp konteynerleri yok. O kadar yok ki bu şehirde ben kendimi yokluyorum. Ne kadar çok varlığın içindeyiz; utanıyorum.
Bu tabelada tuvaletinizi orta yere yapmanız yasaktır yazıyor. Anlayın pisliğin boyutunu.
ÇAD KOCA BİR YETİMHANE
Fakirlikten dolayı aileler çocuklarını şehrin ortasında yetimhanelere bırakıp gidiyorlar. Bu büyük açlığın içinde bir öğün yiyecek bulabiliyorlar yürekleri güzel çocuklar. Ramazan ayında Hayme Derneği olarak her gün iftar yemeği veriyoruz. Çocuklar zaten normalde de bir öğün ancak yiyeceğe ulaşabiliyorlar. Biz kurtarıcı filan değiliz ve bu yoksulluk hiçbir çocuğun kaderi olmamalı.
BOYUNLARINA ASILMIŞ TASLAR
Eğer o gün yemek olmazsa boyunlarındaki asılı taslarla dışarıda dileniyorlar sonra gelip yetimhane yöneticisine parayı verip o gün yemek yeme şanslarını elde ediyorlar. Yemekten artan bir şey kaldıysa onu da ailelerine götürüyorlar. Ailesi olmayanlar yetimhanede kalıyor. Yetimhanelerde Hafızlık eğitimi alıyorlar. Oruçlular, sabırlılar. Yetimhanede bir başka bölümde boyası dökülmüş demirden ranzalar var. Ben üzülüyorum etraftaki bu manzaralar içinde çaresiz kalınca. Ancak dört yıl ÇAD’da yetimhanelerde yöneticilik yapmış olan Hayme Derneği başkanı Zehra Yılmaz bu onların doğalı diyor. Çünkü başka bir hayat bilmiyorlar. Ellerinde cep telefonu yok. Bu yetimhanelerde luh tahtası denilen tabletlere Kuranı Kerim ayetlerini yazarak hafızlık çalışıyorlar. Kızlı, erkekli bu dünyanın güzel çocukları dilerim bahtları coğrafyaları gibi olmaz.
KÖYLER TARİH ÖNCESİ DEVİRDEN SANKİ
Hani medeniyet? Hani teknoloji? Onlar mı mutlu biz mi mutluyuz bilemedim? Belki de bilmemek en iyisi. Çünkü köyden hiç çıkmamış bir kere bile başkent Encemine’ye dahi gitmemiş insanlar var. Çocuklar ağaç altlarında Kuranı Kerim öğreniyorlar. Okula gitme imkanları yok. Çünkü şehir uzakta ve zorlu yolları aşmaları gerekiyor. Zaten okul ve sağlık hizmetleri ücretli. Doktorlar köyleri dolaşıyor zaman zaman.
OTANTİKLİK
Olduğu gibi hiç bozulmadan özgün halini koruyabilmiş bir yaşamı Baree köyünde görmeniz mümkün. Bu köye gidip gidip erzak dağıttık. Köyde yaklaşık 250 kişi yaşıyor. Burası bir Müslüman köyü. Yetimhane çocukları belki daha şanslı eğitim konusunda bilemiyorum. Hangi çocuğun makus kaderi bu topraklarda değişir bilinmez. Bu arada ben kaşla göz arası köyün çocuklarına birden üçe kadar saymasını öğrettim. Çok akıllılar. Çünkü dimağları tertemiz. Ne versen alacaklar. Keşke daha farklı imkanlar sunulabilse keşke diyorum içimden. Çocukların her birini hayallerini gerçekleştirirken düşlüyorum.
ÇOCUKLARIN HAYALİ
Bir başka okula da gittik yine Çad merkeze yakın. Orada kızlı erkekli öğrencilere sorma fırsatım oldu. Bir çocuk dikkatimi çekti kolları sakattı ve hayali hafız hocası olmaktı. Bazı erkek öğrencilerin hayali ise futbolcu olmak. Malum bu topraklardan siyahi müthiş yetenekli futbolcular çıkıyor. Kız öğrencilerinin ise hayalleri çok ama gelecekleri çok fazla yok. Çünkü toplum onlara evlenmeyi ve çocuk doğurmayı daha uygun buluyor. Nedeni de fakirlik ve biraz da kültürel nedenler. Bir boğazın daha azalması aile için önemli.
Çad’ın ortalama yaşam süresi 55.6. Bu dünya ortalamasına göre düşük bir oran. Sağlık hizmetlerinin ücretli olduğu basit bir katarakt ameliyatının yapılamadığı ülkede insanlar gencecik yaşlarında görme yetilerini kaybedebiliyorlar. Zaten fakirlik oranı çok yüksek olan ülkede temel haklara ulaşamamak nüfusun yaşam süresini doğal olarak kısaltıyor. Burası Çad ve insanlığın en ağır koşullarda sürdürdüğü bir yaşam var. Kimileri için bu onların doğalı kimilerine göre bu onların kaderi. Bir gelecek tasavvurları olduklarını sanmam. Çok büyük beklentileri yok. Çünkü bu coğrafyada umut günü kurtarmak demek. Hayatın çok da telaşlı olmadığı belirli bir ritimde akan hayata tutunabilmek en temel ihtiyaçlarını görebilmek çoğu Çadlı için yeterli.
TÜRK SİVİL TOPLUM KURUMLARI
Türkler çok seviliyor Çad’da. En çok da yetimhanelerdeki çocuklar seviyor Türkleri. Birçok STK bu coğrafyada hemen hemen her gün yiyecek dağıtım faaliyetini yürütüyor. Türkler artık bu anlamda Çad’ın bir üyesi gibi olmuşlar. Sadece yiyecek içecek değil elbette. Suya ulaşımın zor olduğu Afrika’da su kuyuları açmaktan tutun da çocukları giydirmek, sağlık hizmetleri götürmek, yetimhaneler açmak, eğitim hizmetleri vermek ve de sürdürülebilir değişik projeler oluşturmak başlıca yardım alanlarını oluşturuyor.
Ülkeniz olabilir ama onu vatan yapan devletin halkına verdiği değerdir. Burada bunu görmek çok zor. Adeta bir askeri diktanın içinde hissediyorsunuz kendinizi. Her yerde polisler var. Özellikle kalabalık yerlerde fotoğraf çekmenin yasak olduğu bölgelerde kazara dalıp ta bir görüntü almaya kalktığınızda hemen güvenlik güçlerini karşınızda buluyorsunuz. Çünkü başıma geldi. Polis cep telefonumu elimden aldı ben ne kadar direnmeye çalışsam da bu konuda çok ciddiler benden söylemesi. Merak etmeyin çektiğim görüntüyü sildikten sonra telefonumu verdiler. Ancak vermeyebilirlerdi de.
HALİME TERCÜMANIMIZ
Üvey anne, üvey kardeş toplamda beş kişi 2012 yılında okumak için Türkiye’ye geliyorlar. Ortaokulu Türkiye’de okuyor Halime. İstanbul Fatih’te kalıyorlar. 2017’de Halime’nin babası vefat edince maddi imkansızlıklardan dolayı Çad’a dönmek zorunda kalıyorlar. Halime Çad’da projelerde tercümanlık yapıyor. Çadlı hanımlar daha çok evde el işleri yaparak geçim sağlıyorlarmış. Yiyecek yapıp sokaklarda tepsiler içinde satıyorlar. Üniversiteye gidenler de az değil. Erkekler kadınlara oranla daha az çalışıyor. Kadınlar çalışkanlar. Erkekler daha çok devlet memuru olup rahat etmek istiyorlar. Halime’nin Çad için en büyük hayali sağlık hizmetlerinin yaygınlaşması. İş imkanlarının daha fazla olması. Bir de yetimlerin daha az olmasını hayal ediyor. Doğum oranı yüksek diğer ülkelere göre ama bu bir kültürel normallik. Çad’ın daha modern daha bakımlı olmasını isterdim diyor Halime. Aslında 4 yıl önce daha kötüymüş Çad son zamanlarda iyileşmeler varmış. Tabi bu bile benim gözümde çok yetersiz gözüküyor. Her kadın gibi onun da hayalleri var hem kendisi hem de ülkesi için.