Dünya yeni bir eşiğe mi sürükleniyor?
Bayramlar, normalde toplumların ortak hafızasında barışın, sükûnetin ve umut tazelemenin zamanlarıdır. Ancak bu yıl da bayram sofralarının üzerine düşen gölge değişmedi: Savaş. Üstelik bu kez mesele, yalnızca bölgesel bir gerilim değil; küresel ölçekte bir kırılma ihtimalinin giderek daha yüksek sesle konuşulduğu bir eşik.
Son haftalarda yaşanan gelişmeler, uluslararası sistemin adeta bir “sıkışma” yaşadığını gösteriyor. Bu sıkışma; askeri cephede tıkanan hamleler, diplomatik kanallarda samimiyet krizleri ve ekonomik göstergelerdeki dalgalanmalarla kendini belli ediyor. Tarih bize şunu defalarca gösterdi: Büyük kırılmalar çoğu zaman uzun süreli gerilimlerin ardından ani ve sert patlamalarla gelir. Bugün konuştuğumuz şey de tam olarak bu ihtimaldir.
WASHINGTON’DA ÇATLAK
ABD’de son dönemde yaşanan gelişmeler, bu küresel gerilimin yalnızca dış politikayla sınırlı olmadığını, Amerikan iç siyasetinin de derin bir fay hattı üzerinde ilerlediğini ortaya koyuyor. Özellikle Ulusal Terörle Mücadele Merkezi Direktörü olan ’in istifası ve ardından yaptığı sert açıklamalar, sıradan bir bürokratik ayrılık olarak okunamaz.
Kent’in iddiaları, Washington’daki karar alma mekanizmasının ikiye bölündüğünü ima ediyor: Bir yanda savaşın Amerikan çıkarlarına hizmet etmediğini düşünen devlet aklı; diğer yanda ise daha ideolojik ve dış etkilere açık bir siyasi yönelim. Bu tür açıklamalar, Amerikan sisteminin kendi içinde bir “meşruiyet tartışması” yaşadığını düşündürüyor.
“DERİN DEVLET” VE AKADEMİNİN UYARISI
Uluslararası ilişkiler literatürünün önemli isimlerinden ’ın değerlendirmeleri de bu tabloyu tamamlıyor. Mearsheimer’ın işaret ettiği “derin yapı” tartışması, aslında devlet içindeki farklı akıl merkezlerinin çatışmasını tarif ediyor. Bu, klasik anlamda komplo teorilerinin ötesinde; kurumsal refleks ile siyasi tercihlerin çarpışmasıdır.
Bu noktada asıl kritik soru şudur: ABD, dış politikada rasyonel çıkar hesaplarına mı dönecek, yoksa ideolojik ve ittifak temelli reflekslerle mi hareket etmeye devam edecek?
TRUMP MAGA VE BÖLÜNMÜŞ CUMHURİYETÇİLİK
Bu tartışmanın merkezinde yer alan bir diğer figür ise . Trump’ın siyasi gücünü dayandırdığı MAGA hareketi, Amerikan dış politikasında radikal bir yön değişimini savunuyor. Bu yaklaşım; dış müdahalelere karşı mesafeli, Çin’e odaklı ve iç ekonomik sorunlara öncelik veren bir çizgi.
Ancak Cumhuriyetçi Parti’nin tamamı bu çizgide değil. Parti içinde hâlâ etkili olan “şahin” kanat, daha müdahaleci bir dış politika anlayışını sürdürüyor. Bu ikili yapı, Washington’daki karar alma süreçlerini daha da karmaşık hale getiriyor.
SAVAŞIN TIKANMASI VE TEHLİKELİ EŞİK
Sahadaki tablo ise en az siyasi cephe kadar kritik. Savaşın belirli bir noktada tıkanması, tarafları daha sert ve riskli hamlelere yöneltebilir. Bu tür anlar, tarihsel olarak ya diplomatik çözümün kapısını aralar ya da çatışmayı kontrolsüz bir şekilde büyütür.
Bugün gelinen noktada, tehlikeli eşik ihtimalinin daha yüksek sesle konuşulması tesadüf değil. Çünkü taraflar yalnızca askeri değil, aynı zamanda psikolojik ve stratejik bir üstünlük mücadelesi veriyor.
İRAN’IN HESABI
İran açısından bakıldığında, mevcut kriz bir “caydırıcılık inşası” süreci olarak okunabilir. Tahran yönetimi, doğrudan bir anlaşmadan ziyade, sahada elde edeceği stratejik avantajlarla masaya oturmayı tercih ediyor. Bu yaklaşım, kısa vadede gerilimi düşürmek yerine artırma potansiyeli taşıyabilir.
SESSİZ AMA YIKICI CEPHE
Savaşların en az konuşulan ama en derin etkiler bırakan boyutu ekonomidir. Şimdiden enerji fiyatlarındaki dalgalanmalar ve küresel piyasalardaki belirsizlik, yaklaşan fırtınanın habercisi niteliğinde. 1970’lerdeki petrol krizinin yalnızca ekonomik değil, siyasi rejimleri de dönüştüren bir etkisi olduğu unutulmamalı.
Bugün benzer bir dalganın eşiğinde olabiliriz.
TÜRKİYE HAZIR MI?
Tüm bu gelişmelerin ortasında Türkiye’nin pozisyonu ise ayrı bir tartışma konusu. Küresel ekonomiye entegre bir ülke olarak Türkiye’nin bu tür dalgalanmalardan etkilenmemesi mümkün değil. Artan maliyetler, kısmi de olsa enerji bağımlılığı ve enflasyonist baskılar, önümüzdeki dönemde daha da belirgin hale gelebilir.
Bu nedenle mesele artık yalnızca dış politika değil; doğrudan iç ekonomik güvenlik meselesidir.
YENİ BİR DÜNYA MI DOĞUYOR?
Tarihsel kırılmalar çoğu zaman fark edilmeden başlar. Ancak bazı dönemler vardır ki, yaşanan her gelişme bize aynı şeyi fısıldar: “Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak.”
Bugün tam da böyle bir dönemdeyiz.
Eğer ABD’deki demokratik yapı Trump’ın fütursuz kararları neticesinde ciddi bir dönüşüm geçirirse, bu yalnızca bir ülkenin iç meselesi olarak kalmaz. Küresel sistemin temel taşları yerinden oynar. Ve bu sarsıntının etkileri, en uzak coğrafyalarda bile hissedilir.
Bayram günlerinde bile savaş konuştuğumuz bir dünyada, asıl soru belki de şudur:
Barışı konuşabileceğimiz günlere ne kadar uzağız?