Bir kulüpten daha fazlası

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

Galatasaray, 1905 yılında bir edebiyat dersinde arka sıralarda Galatasaray Lisesi’nde öğrenci olan Ali Sami Yen ve arkadaşları tarafından Türk olmayan takımları yenmek vizyonu ile kurulmuş bir ‘okul takımı’dır,

Galatasaray, aynı zamanda çoğu bir lise mezunu dahi olmayan ve özgür iradesi ile tercih edecek başkaca kulüpler, renkler arasından Galatasaray’ı seçen, sayıları 60 milyona yaklaşan sarı-kırmızı renklere gönül vermiş geniş kitlelerin ‘tek aşkı’dır.

Galatasaray, yurdun dört köşesindeki sanayi sitelerinde neredeyse boğaz tokluğuna çalıştığı halde tek lüksü izin gününde en güzel kıyafetlerini giyip stada koşan tornacı çıraklarının, marangoz kalfalarının, geçimini alın teriyle sağlayan milyonlarca emekçinin ‘sevdası’dır.

Galatasaray, aradaki saat farkına aldırmadan gece yarısı alarm kurup kalkarak, internet üzerinden Avustralya’da, Amerika’da, dünyanın dört bir yanında uykulu gözlerle maçları izleyip dinlenmeden işe gidenlerin gurbetteki ‘haklı gururu’dur.

Galatasaray, en hararetli meclis oturumlarında kulise kaçamak yapıp maçları izlemeye çalışan, atılan gollere birlikte sevinip, yenilen gollere birlikte üzülen rakip partilere mensup milletvekillerinin en kolay ‘uzlaşı noktası’dır.

Galatasaray, Osmanlı İmparatorluğu döneminde kurulup, Türkiye Cumhuriyeti’nde büyüyerek dünya markası olmayı başarmış ‘nadir kurumlar’dandır.

Galatasaray, Avrupa Parlamentosu’nda, Birleşmiş Milletler’de yapılan toplantılarda birçok konuda eleştirilere maruz kalan Türk Diplomatları’nın batılı meslektaşlarına üstünlük sağlamasına, onlara hava atmasına imkan sağlayan ‘tek fasıl’dır.

Galatasaray, sokaklarda eski-püskü boya sandığı ile ayakkabı boyacılığı yapan, kalem, mendil, su satan, pazardan alınmış rengi solmuş sarı-kırmızı forma giymiş, hayatı siyah beyaz yaşayan küçük dev adamlar’ın ‘renkli rüyası’dır.

Galatasaray, Ortaköy camii imamı ile Kurtuluş’taki kilisenin papazının aynı konuda ortak dua ettiği, farklı dinlere mensup olsalar da üzerinde en kolay anlaştığı, atılan gollere karşı duydukları yasak olmayan yegane ‘dünyevi haz’dır.

Galatasaray, holding sahibi patron ile emektar şoförünün pazartesi sabahları sıkışan trafikte birlikte maç kritiği yapıp mutabık kaldıkları, ekonomik sınıf farkının ortadan kalktığı, işçi ile işverenin birbirlerine en yakın olduklarını hissettikleri ‘o büyülü an’dır...

Galatasaray, cezaevinde görevli infaz koruma memurları ile özgürlüğüne gün sayan mahkumların, Edirne’deki celep ile Ağrı’daki çobanın, sınırda gecenin ayazında nöbet tutan asker ile onu kontrole gelen komutanın sevdalı olduğu ‘ortak renk’tir.

Galatasaray, İspanya’da kralların, İtalya’da aristokratların, İngiltere’de soyluların kurduğu Avrupa’nın köklü takımlara sahaları dar eden, sarı-kırmızıyı yılın moda rengi yapan, modern zamanların ‘akıncı beyi’dir.

Galatasaray, Baba Gündüz’ün (Gündüz Kılıç) dediği gibi; ‘Sarı-kırmızı renklere aşık, birbirini seven, feragat ve fedakarlıkla çalışacak futbolcuların, kısacası bir halatı hep birlikte çekenlerin, hep birlikte üzülüp, hep birlikte sevinmesini bilenlerin ‘his takımı’dır.

Galatasaray, ayrı dünyaların insanlarını aynı amaç, aynı hedef için bir araya getiren, bu topraklarda yaşayan fakat birçok konuda uzlaşamayan milyonlarca insanı birbirine kenetlemeyi başarabilen çok özel bir ‘kulüp’tür. Galatasaray, ayrı dünyalara mensup geniş halk kitlelerinin tek yürek olduğu ‘neşeli zamanların takımı’dır. Galatasaray, sadece sahada mücadele eden sporcuların aldığı sonuçlara bakılarak değerlendirilebilecek olgusal bir sosyolojik vaka değildir. Galatasaray, bilinçli bir tercih, bir duruş, bir karakter, ‘bir yaşam biçimi’dir. Galatasaray, ‘bir kulüpten daha fazlası’dır… Galatasaray, kimselerin değil, ‘herkesin’dir.. ‘Galatasaray Türkiye’nindir, Türkiye’dir..

Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Daha fazla yorum yükle...