Siyasi kuşatma mı, ahlaki körlük mü?
Uşak’ta yürütülen operasyonun yankıları sürüyor. Gelişmeleri dikkatle izleyen kamuoyu, iki farklı gerçeklik arasında sıkışmış durumda: Bir yanda muhalefetin “siyasi operasyon” söylemi, diğer yanda ise ortaya saçılan iddiaların ağırlığı.
Bir an için Cumhuriyet Halk Partisi’nin tezini doğru kabul edelim. Diyelim ki gerçekten bir kuşatma var. Diyelim ki yargı ve bürokrasi, siyasi saiklerle harekete geçiriliyor. Peki bu durum, yerel yöneticilerin kendi sorumluluklarını askıya almasını meşrulaştırır mı?
Asıl sorulması gereken soru tam da burada başlıyor.
Eğer yol pusluysa, eğer kenarda derin uçurumlar varsa, insan daha dikkatli yürümez mi? Hele ki kamusal sorumluluk taşıyan, milyonların vergisiyle görev yapan bir belediye başkanı… Daha temkinli, daha şeffaf, daha hesap verebilir olması gerekmez mi?
Siyaset, sadece iktidar mücadelesi değildir. Aynı zamanda bir ahlak sınavıdır.
GÜCÜN KÖRLEŞTİRDİĞİ NOKTA
İddialar doğru ya da yanlış, bu ayrı bir tartışma. Ancak bir belediye başkanının, kurumunda çalışan bir kişiyle bir otel odasında bulunması iddiası bile başlı başına bir krizdir. Bu durumun hukuki boyutundan önce etik boyutu sorgulanmalıdır.
Güç, çoğu zaman insanı gerçeklikten koparır. Makamlar, sorumluluk yüklediği kadar, bir yanılsama da üretir: “Bana bir şey olmaz.”
Oysa olur.
Olması gerekir.
Çünkü kamu görevi, sadece hizmet üretmek değil, aynı zamanda örnek olmaktır. Hele ki Türkiye gibi siyasetin toplumun en derin katmanlarına kadar nüfuz ettiği bir ülkede, siyasetçinin özel hayatı bile kamusal bir tartışmanın parçası haline gelir.
Burada mesele, bireyin günahı değil; kamu görevini üstlenen kişinin sorumluluğudur.
İnsan, “Zaman kötü…” demez mi?
YOLSUZLUK VE İHTİRASIN KESİŞİM NOKTASI
İddialar arasında yolsuzluk da var. Türkiye’de artık bu kelime, neredeyse sıradanlaşmış bir kavram. Oysa her yolsuzluk iddiası, sadece bir mali suç değil; aynı zamanda kamu vicdanına indirilen bir darbedir.
Siyasi partiler, özellikle de kendilerini “değişimin temsilcisi” olarak konumlandıranlar, bu konuda daha hassas olmak zorundadır.
Çünkü toplumun beklentisi yüksektir.
Ve beklenti karşılanmadığında hayal kırıklığı daha derin olur.
Eğer gerçekten bir siyasi operasyon varsa, bu operasyonların zemin bulmasının en önemli nedeni, işte bu zafiyetlerdir. Temiz siyaset iddiası, ancak temiz kadrolarla mümkündür.
MAHREMİYETİN İHLALİ
Tüm bu tartışmaların ötesinde, göz ardı edilmemesi gereken çok daha kritik bir mesele var: 21 yaşındaki genç bir kadının fotoğraflarının kamuoyuna servis edilmesi.
Bu, kabul edilemez.
Bu, en az iddialar kadar ağır bir ihlaldir.
Gazetecilik, hakikatin peşinden gitmek demektir; insanların mahremiyetini linç etmek değil.
Bir insanın özel hayatını, hele ki bir kadının kimliğini ve görüntüsünü ifşa ederek tartışma konusu haline getirmek, ne ahlaki ne de hukuki olarak savunulabilir.
Tam da bu noktada, mesleğin içinden gelen bir itirazın altını çizmek gerekir. Değerli gazeteci ve meslek büyüğüm Serdar Arseven, söz konusu görüntülerin yayımlanmasının dinen de vicdanen de doğru olmadığını açıkça ifade ederek önemli bir sınır hatırlatması yaptı. Bu tavır, sadece bir görüş beyanı değil; aynı zamanda ilkeli ve sorumlu gazeteciliğin somut bir örneği oldu.
Çünkü gazetecilik, sadece gerçeği ortaya çıkarmak değil, o gerçeği nasıl sunduğunun da sorumluluğunu taşımaktır.
Burada açık bir çizgi çekmek gerekiyor:
Kamu yararı ile magazinsel teşhir arasındaki fark unutulmamalıdır.
Gazetecilik, bu çizgiyi koruyabildiği ölçüde onurludur.
İKİ YANLIŞ BİR DOĞRU ETMEZ
Bugün geldiğimiz noktada iki ayrı yanlışla karşı karşıyayız:
Birincisi, kamu gücünü elinde bulunduran bir ismin, etik sınırları zorlayan davranışları.
İkincisi ise bu durumu haberleştirirken masumiyet sınırlarını aşan bir medya pratiği.
Hiçbiri diğerini meşrulaştırmaz.
Ne “siyasi operasyon” iddiası etik zafiyetleri örtbas edebilir, ne de “kamu yararı” gerekçesi bir bireyin mahremiyetini yok sayabilir.
SİYASETİN AYNASI TOPLUMDUR
Siyaset, toplumun aynasıdır. O aynada gördüğümüz şey, sadece siyasetçilerin değil, aynı zamanda bizim değerlerimizin de yansımasıdır.
Eğer daha temiz bir siyaset istiyorsak, bunu sadece sandıkta değil, zihniyet dünyamızda da inşa etmek zorundayız.
Ahlak, sadece bireysel bir tercih değil; kamusal bir zorunluluktur.
Ve en çok da puslu zamanlarda gerekir.