4S kıskacındakiler: Bunlar daha iyi günleriniz!
Türk siyaseti bugün, kelimelerin kifayetsiz kaldığı dar bir geçitte, anlamın yeniden inşa edilmesi gereken bir şafak vaktinde...
MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin geçtiğimiz günlerde "siyasette arınma ve durulma" çağrısı, kulağa çalınan sıradan bir temenni değil; demokratik bünyemizin bekası için hayati bir reçete, bir istikamet tayini niteliğindeydi.
Bu "arınma ve durulma" mefhumunu sığ anlayışta boğmamak gerek.
BEKLENEN ARINMA; Siyasetin ruhuna sirayet eden o katran karası kirlilik, zihniyetin tasfiyesini iktiza ediyor.
GEREKEN DURULMA da; bulanan zihinlerin, sarsılan iradelerin ve pusulasını şaşırmış ihtirasların rasyonel bir itidalle dinginliğe kavuşması anlamına geliyor.
CHP’NİN SIKIŞTIĞI KORİDOR: 4S ÇIKMAZI
Bahçeli’nin kristalize ettiği o meşhur "4S" (Saraçhane, Söğütözü, Silivri, Sosyal Medya) denklemi; aslında bir partinin değil, koca bir siyaset anlayışının kendi eliyle ördüğü duvarları temsil ediyor.
CHP yönetimi, milletin sinesindeki yangını söndürmek yerine, bu dört istasyon arasında beyhude bir mekik dokuyor.
Oysa siyasetin arınması; dijital dünyanın sahte yankı odalarından, trollerin kurgulanmış alkışlarından ve "beğeni" uğruna feda edilen hakikatlerden feragat etmekle mümkün.
Sokaktaki vatandaşın feryadıyla hemhal olmak yerine, suni algıların parıltılı dehlizlerinde gün kurtarmaya çalışmak, siyaseti bir çözüm kürsüsü olmaktan çıkarıp, acziyetin sergilendiği bir savunma sahnesine hapsediyor.
MAĞDURİYET Mİ ZAFİYET Mİ?
Özellikle CHP’li yerel yönetimlerin silsilesinden yükselen usulsüzlük şayiaları ve yönetimsel savrulmalar, partiyi bitmek bilmeyen bir "kendini müdafaa" girdabına itmiş durumda.
Ortaya çıkan manzara o kadar hazin ki; yönetim, bu çıplak gerçeklerle yüzleşip şeffaflığın kapısını aralamak yerine, inkarın konforlu gölgesine sığınıyor.
Bu süreçte bir zırh gibi kuşanılan o "mağduriyet dili", aslında idari başarısızlıkların üzerine çekilen yırtık bir perde gibi...
Oysa hakiki bir arınma, hataların kefaretini ödeme cesaretidir; hatayı mağduriyet masallarıyla süsleyip millete takdim etmek değil.
ÖFKE KONTROLÜ VE SİYASİ ESTETİK
Bu ruhsal sıkışmışlığın CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in simasındaki ve tavırlarındaki yansıması, bir siyaset yolu değil, klinik bir vaka emaresi.
Meydanlarda ve meclis kürsülerinde müşahede ettiğimiz o kontrolsüz jestler, hırçın çıkışlar ve muvazenesiz tavırlar; bir liderlik vasfı değil, iç bozuluşun dışavurumu.
Türkiye’nin ihtiyacı olan; öfke nöbetlerine hapsolmuş bir hitabet değil, devlet adamlığı vakarıyla taçlanan bir sükunet.
Siyasetin durulması; şahsi hırsların ve kontrolsüz asabiyetin, yerini ferasete ve aklı selime bırakmasıyla mümkün.
HAK MI ALGI MI?
Siyasetin ahlaki zemini "mağduriyet üzerinden oy devşirme" kurnazlığına kurban edilemeyecek kadar mukaddestir.
Dolayısıyla Ekrem İmamoğlu şahsında somutlaşan, hukuki süreçleri kahramanlık destanına dönüştürme gayreti, hakikatin üzerini örtmeye kafi değildir.
Türkiye’nin ihtiyacı olan; yargı erki üzerinde baskı kurmaya yeltenen bir "ajans siyaseti" değil, millete hizmetle taçlanmış, rüştünü ispat etmiş bir başarı hikayesidir.
Bu zihni tasfiye ve arınma gerçekleşmediği sürece, CHP kendi tabanını dahi bitmek bilmeyen bir mağduriyet tiyatrosuna mahkum edecektir.
İÇ CEPHENİN SARSILMAZLIĞI
"Türkiye Yüzyılı" gibi devasa bir vizyonun şafağında, harici tehditlere karşı en muhkem kalemiz hiç şüphesiz iç cephenin sağlamlığı.
Kendi iç krizlerinin gayyasında boğulan, yüzünü Anıtkabir’e ve Aziz Millete dönmek yerine sosyal medyanın karanlık trollerine çeviren bir muhalefet, ülkemiz istikbali için ancak bir zafiyettir.
Siyasette şeffaflık ve tutarlılık bir lütuf değil, mecburiyettir.
Devlet Bahçeli’nin bu tarihi çağrısı, kulakların pasını silen bir uyarı fişeğidir.
Ya nefislerin ve hırsların kirliliğinden arınma vuku bulacak, ya da bu zihni kirlilik tüm demokratik nizamı rehin alacaktır.
Korkarım bugününden şikayet edenler durulmazlarsa eğer; samimiyetten ari yarınlarda bu günleri dahi büyük bir hasretle, mumla arar hale gelecekler.