Haklı öfke mi, dijital linç mi?
Dijital dünyada bir şeyler ters gidiyor. Eskiden bir olay olurdu, insanlar biraz düşünür, tartışır, üzerine münazara yapardı. Şimdiyse bir kıvılcım geliyor, ortalık alev alıyor. Birkaç saniye içinde yüzlerce insan aynı hedefe yöneliyor. İnanılmaz bir hızlı yargı var. İnfaz mı? O daha da hızlı.
Bu gerçekten haklı bir öfke mi, tartışılır. İnsanın elbette öfkesi olur, olacak. Haksızlığa karşı sessiz kalmamak, yanlış olanı dile getirmek toplumun sağlığı için gerekli. Dijital dünyada öfke çoğu zaman adalet arayışından çıkıp bir güç gösterisine dönüşüyor. İnsanlar haklı olmaktan çok haklı görünmeye çalışıyor.
İşin bir de etkileşim tarafı olunca iş çığırından çıkıyor. Bir kullanıcı hata yapıyor ya da eski bir paylaşımı gündeme çıkıyor. Artık dijital bir kalabalık devreye giriyor ve kimse bir şey sormadan o hengâmenin içerisine giriyor. Bireysel sorumluluk azalıyor ve linç kültürünün içinde buluyor insanlar kendini.
Çok daha tehlikeli durumlar var. Bazı hatalar büyütülürken bazı hatalar göz ardı ediliyor. Çünkü bazen mesele adalet değil. Bu, hukukçuların işi. Gündem, popülerlik ve dikkat çekmek. Haklı öfke yerine popülizme bırakıyor. İnsanlar çünkü gerçekten kızdıkları için değil, kızmaları gerektiğini düşünüyor.
Burada durup şunu sormak gerekiyor: Biz gerçekten daha adil bir toplum mu oluyoruz, yoksa daha acımasız bir kalabalığa mı dönüşüyoruz?
Haklı öfke ile linç arasında ince bir çizgi var. Haklı öfke sorunu düzeltmek ister, linç ise birbirimizi cezalandırmak. Belki de artık biraz daha yavaşlamak lazım ve olayları daha derin analiz etmemiz gerek. Linç kültürünün hepimiz maalesef mağduru oluyoruz.