​Filler tepişirken, çimenler ezildi!

YAYINLAMA:

​Daha dün gibi aklımızda... Okul bahçelerinde, sınıflarda, minik ağızlardan dökülen o gür ve saf nida: 'Kâbe'de hacılar hu der, Allah...'

O günlerde bir ilahinin ritmiyle sallanan o küçük omuzlar, aslında koca bir medeniyetin en lekesiz hürriyetini taşıyordu.

O ses yükseldikçe, Anadolu’nun kadim topraklarındaki asil maya kabarıyor; çocuk, Yaradan’ın bir emaneti ve geleceğin mimarı olarak asıl tahtına oturuyordu.

***

​Hatırlayın; eskiden Anadolu’da bir çocuğun görünür olmak gibi bir kaygısı olmazdı.

Çünkü o, zaten hayatın tam merkezindeydi. Çok çocuklu bir ailede dahi her çocuğun bir görevi, bir sorumluluğu vardı.

​Sabah kalkınca yapılacak iş belliydi; o iş yapılmadan sofra kurulmaz, o emek verilmeden ekmek bölünmezdi.

Bayram arifesinde yeni bir pabucu kucaklayıp uyumanın, okula vakit bulmanın, öğretmeni pür dikkat dinlemenin, deftere yazı yazabiliyor olmanın, ilk kez bir meyveyi tatmanın o eşsiz mutluluğu vardı.

​O heyecan, çocuğun ruhunu diri tutan bir bekleyiş ve sabır terbiyesiydi.

​DOYUMSUZLUĞUN GETİRDİĞİ CİNNET

​Çocuk, bir şeye ulaşmak için emek vermesi gerektiğini bilir; ulaştığında ise o nimetin ağırlığını ruhunda hissederdi.

Peki, ne oldu da Anadolu’nun o duru pınarından kana kana içen çocukların sevinci, bugün büyük tehditlerin kucağına düştü?

​Çünkü doyumsuzluğun cinnetini geçiren çocuklar için hiçbir şeye ulaşmanın heyecanı kalmadı.

Çünkü her bilgi, her oyun, her nesne bir ekran kadar uzağında ve 'hemen' orada.

​Beklemek yok, özlemek yok, hak etmek yok. Her şeyin elinin altında olduğu bu hız ve haz çağı, çocukların hayata karşı duyduğu o saf heyecanı katletti.

​ANLAMSIZ KARANLIK SAPAK

İnsan ruhu, emeksiz gelen hazlarla ve kutsaldan koparılmış bir 'nihilizmle' tatmin olabilir mi?

Elbette hayır!

Her şeye doymuş ama hiçbir şeyi tatmamış bir nesil türettik.

Bu korkunç doyumsuzluk, bir süre sonra hayatın kendisini anlamsızlaştırdı.

Hayata karşı doyumu kalmayan çocuk, o içgüdüsel boşluğu doldurmak için uç noktalara savruldu.

Sıradan bir mutluluğu dahi tadamaz hale gelince, varlığını ancak yok ederek hissetmeye çalıştı.

ARADA KALAN MASUMİYET

​Biz, o küçük kalplerdeki ilahi heyecanı hangi ideolojik hırsların, hangi sinsi saldırıların ortasında yitirdik?

Daha dün o manevi iklime yelken açan saf zihinleri, büyüklerin dünyasındaki hangi kirli savaşlara kurban verdik?

Meydanlarda, ekranlarda, siyasetin o soğuk ve ayrıştırıcı dilinde birbirini kıran yetişkinlerin öfkesi, süzüle süzüle o masum sıralara kadar sızdı!

Bir yanda modernlik maskesiyle kutsala düşmanlık edenler, diğer yanda ideolojik kamplaşmanın keskin uçları...

Anlayacağınız, bıçak kemiğe çoktan dayanmıştı!

***

​Çocukların o şeffaf dünyası, iki çıkmaz sokak arasında sıkışıp kaldı.

Bu sarmalda, şiddet çocuk için varlık ispatı haline dönüştü.

Asıl sorun o silahın tetiğine basana kadar çocuğun toplumun gözünde yok hükmünde olmasıydı ama bu ciddi ayrıntı ıskalandı!

Ta ki 'ben buradayım, beni görün!' çığlığı atmak zorunda bırakılana kadar!

Hatta bir çocuğun ‘ruhsal problemleri olması’ dahi tespitten öteye geçemedi. Anormaldi ama normalleşti. Sorunun kaynağı hiç acıtmadı içimizi!

​SİBER ESARET

​Siber emperyalizm, çocuklarımızın ruhundaki o kadim Anadolu ruhunu çalarken derin uykuda olan bizler; çocuklara yaşatacak değerler sunmak yerine, sadece tüketecekleri içerikler verdik.

İçindeki o devasa boşluğu dolduramayan çocuk, o boşluğu radikal bir eylemle kapatmaya çalıştı.

Onlara “başarılı ol” dedik ama iyi insan olmayı, sabretmeyi ve şükretmeyi unutturduk.

Başarılamayan her hayal, bugün birer nefret projesine dönüşmüş durumda...

​**

​Bugün okul kapılarına takılacak metal dedektörleri çocuklarımızı korumaya yetmeyecek. X-RAY cihazları, bekçiler, güvenlik görevlileri hiçbiri gerçek çözüm değil.

Çünkü katil dışarıdan değil; katil, büyüklerin ideolojik kavgaları arasında boğulmuş o derin çukurda imal ediliyor.

Büyük hırslar çarpışırken, çocuklar anlam yetimine de dönüştü.

Onların avuçlarına yeniden emeğin sıcaklığını ve o eski Anadolu kardeşliğini koyamazsak; o masumiyet sessizce solmaya, fillerin kavgasında çimenler ezilmeye devam edecektir.

​Çocuk masumiyeti hangi hırsın kurbanı olduysa o masumiyet karanlık dehlizlerden çıkartılıp, yeniden gün yüzü görmelidir.

Bu kurtarış illaki köklü bir arınmaya ve durulmaya sevk edecektir. Başımız ve neslimiz ancak böyle sağ olabilir.

Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Daha fazla yorum yükle...