Söz

YAYINLAMA:

Antlaşma yaptığınızda, Allah’a karşı verdiğiniz sözü yerine getirin.” Nahl sûresi, 91. ayet

Söz ahittir. Biattır. İnsanlar sözleriyle yaşar ve sözleriyle ölür. Bir de sözü olanlar yaşar. "Bir söz yaşatır, bir söz öldürür insanı" denilir. Böylesine önemli ve kutlu bir vergiyle söz söylüyoruz. Sözler veriyoruz sağa sola. Yapıp yapamayacağımızın hesabını, kitabını yapmadan verdiğimiz sözlerle ailemizin, dostlarımızın, çevremizin ve muhataplarımızın umutlarını kırıyoruz. Demek oluyor ki söz; kırk defa düşünüp bir kez söylenilmesi gereken mukaddes bir husustur. Çünkü insan sadece et ve kemikten ibaret değildir. İnsan, ağzından çıkan kelimelerin toplamıdır. Sözünde (biatında) duranla durmayan aynı kefeye konulamaz.

Topluma söz sahibi olanlar hükmeder. Ancak burada söz sahibi olmak, sadece bir koltuğu veya makamı işgal etmek değildir. Eğer öyle olsaydı, her rütbe sahibi tarihin sayfalarında kalıcı olurdu. Asıl söz sahibi olmak; o sözü söyleyecek ilme, irfana ve erdemli bir şahsiyete malik olmaktır. Söz sahibinin asaleti, sadece kurduğu cümlelerin süsünden değil, o sözün kendi hayatıyla ne kadar mütenasip/uyumlu olup olmadığından gelir. Sözüyle özü bir olmayanın kelamı, rüzgârın önündeki saman çöpü gibi savrulur gider.

Bazen birinden duyduğumuz "Sana bir daha bir şey söylemeyeceğim" cümlesi, aslında bir tükenmişliğin ve hayal kırıklığının ifadesidir. Bu, sözün bittiği yerdir. İletişimin kopması değil, kelimelerin artık o yüreğe ulaşamayacağının kabulüdür. Büyüklerimiz bu yüzden "Bre oğlum, biraz düşün de öyle konuş! Tutamayacağın sözü söyleme!" diye uyarırlar bizleri. Ağza gelen her kelimeyi tartmadan söylemek, telafisi imkânsız yaralar açabilir. Dili tutmak oldukça zordur lakin en kazançlı insanlar az konuşan, öz konuşan insanlardır. Çok konuşanın çok hata yaptığı, kelimelerin çokluğunda anlamın zayıfladığı bilinen bir gerçektir. "Ya hayır söyle ya da sus" denilmiştir. Peygamber Efendimiz (sav) bu hususu bir başka ifadesinde; "Müslüman, elinden ve dilinden Müslümanların güven içinde olduğu kimsedir" buyurmuştur. Bu nevi şahsiyetler başkalarına sövmez, lanet etmez ve onların gıybetini yapmaz. Diliyle hiç kimseye zarar vermez, aksine kelamıyla yaraları sarar.

Sözlerimizle eylemlerimizin birbirini desteklemesi icap eder. Cemiyeti birbirine bağlayan en önemli unsurlardan biridir söz. Sözün sahibi olmak, sözle yaşamaktır. Kelimeler ağızdan bir kez çıkıverdiğinde pişmanlık fayda etmez. Bu nedenle ağızdan çıkacak sözü dikkatle sarf etmek akıl sahiplerine özgüdür. Söz, insanın kalbindeki gizli hazinenin anahtarıdır. Anahtar yanlış dönerse, gönül kapıları bir daha açılmamak üzere kapanır. Toplumlar değerleriyle yaşar. Değerleri oluşturan en temel unsurlar ise din ve dildir. Rahmetli babam öyle söylerdi: "Oğlum kırk defa düşün, bir defa söyle." Bir tek sözle hayatı anlamlı hale getirebilir veya bir tek sözle hayatı zehre çevirebilirsiniz. Koca Yunus ne güzel özetlemiş bu sırrı:

"Söz ola kese savaşı / Söz ola kestire başı / Söz ola zehirli aşı / Yağ ile bal ede bir söz."

Demek oluyor ki sözde sihir vardır ve söz etkileyicidir. Bu yüzden: "Öyle bir söz söyle ki sözünden ibret alsınlar. Eğer söyleyecek sözün yoksa sus da seni adam sansınlar" denilmiştir. Böylesi vasıfları elde edebilmek için kişinin biraz aklını kullanması, olaylardan ibret alması ve yaşadıklarından dersler çıkarması gerekir. Erdemli insan, sözünün eri olan ve doğrudan şaşmayandır. Yaptığınız hizmetler sizin aynanızdır; siz toplumun aynası, toplum da sizin aynanızdır.

Kritik süreçler yaşayan ülkemizde, devlet yönetimine talip olanların doğru sözlü ve güvenilir olmaları vazgeçilmezdir. Adaletin, hak ve hukukun uygulanmasında herkese eşit davranılmalıdır. Toplumun ahlakı, kuşkusuz İslam ahlakıdır. Bu ahlaka mugayir hallerden kaçınılmalıdır. Topluma verilen sözler takip edilmeli ve mutlaka yerine getirilmelidir. Yapamayacağınız hiçbir sözü vermemeli, verdiğiniz sözün kölesi olduğunuzu unutmamalısınız. İnsan ölür, geriye yalnızca gök kubbede hoş bir seda olarak bıraktığı sözü kalır. Sözünüz özünüz, özünüz de sözünüz olmalıdır.

Bir sözle ihya edebilir, bir sözle ömrü tamamlayabilirsiniz. İnsan doğru sözlü olmalıdır ki sözüyle eylemi bir olsun. Kelimelerden oluşan her söz bizlere emanettir. Emanete sahip çıkmak ve sözünde durmak en büyük insanlık ödevidir. Reşat Nuri Güntekin bir kahramanını anlatırken: "Adam hiç fena adam değildi, söz ve hareketleri gayet derli toplu idi" der. İşte o sözünün eridir, adam gibi adamdır. Yakup Kadri Karaosmanoğlu ise, "Söz bir Allah bir, seni ele vermem" diye yazar. Anadolu insanı genellikle bu hakikatle yoğrulmuştur. Ser verir, sır vermez. Bunlar bize gösteriyor ki bu topraklarda sözde durmak bir şahsiyet meselesidir. Dolayısıyla aile reisinden devlet başkanına kadar toplum öncülerinin ödevi, dosdoğru olmaktır. Söz söylendiğinde, o sözün artık bir amel olduğu bilinmelidir.

Nitekim Müslim’de zikredilen bir hadis-i şerifte Peygamber Efendimiz (sav) şöyle buyurmuşlardır: "Sizden kim bir kötülük görürse, onu eliyle düzeltsin. Şayet eliyle düzeltmeye gücü yetmezse, diliyle düzeltsin. Ona da gücü yetmezse, kalbiyle buğzetsin ki, bu imanın en zayıf derecesidir." Bu hadis-i şerif, sözün sadece bir ses değil, aynı zamanda bir ıslah ve eylem sorumluluğu olduğunu bize ihtar eder.

Ömer Seyfettin, "Söz gümüşse sükût altındır diyen ben, yazmak hususunda da perhiz ediyorum" diye yazar. Yazmak bir perhiz olsa da doğru sözü söylemekten geri durmamalıyız. Sözün haysiyetini korumak, kendi haysiyetimizi korumaktır. Çünkü özü doğru olanın sözü de kıymetlidir ve o kıymet, zamanı aşan bir mühürdür.

İnsanları tanımak için sözlerine bakmak yeterli midir? Değildir; çünkü söz, iki dudak arasından tefekkür edilmeden sarf edilebilir. Oysa sözün sahihliği, samimiyeti ve doğruluğu, kişinin hayatıyla orantılıdır. Söz ne kadar asil, güzel ve doğru olursa olsun; kişinin hayatındaki duruşuyla ancak anlam kazanır. Sözle hayatın ve hayatla sözün mütenasip olması icap eder. Bir insanın söyledikleri, kim olduğunun ve kim olmak istediğinin bir yansımasıdır. Ancak eylemler, o kişinin değerler hiyerarşisini gösterir.

Eğer bir kişi sürekli dürüstlükten bahsedip küçük çıkarlar için yalan söylüyorsa, burada bir karakter aşınması başlar. En etkileyici hitabet bile, arkasında yaşanmış bir tecrübe veya tutarlı bir hayat duruşu yoksa havada asılı kalır. Tefekkür edilmeden sarf edilen sözlerle mahkûm olunur. Kelimeler bazen gerçekleri örtmek için kullanılan birer maskeye de dönüşebilir. Sözün değeri, onu söyleyenin hayatıyla ödediği bedel kadardır. Kişinin söylediklerinden ziyade yaşayışı insanlara örnek olur ve kanaat oluşturur.

Sözün, yaşadığınız hayatla mütenasip olması, sadece estetik bir mesele değil bir ahlak meselesidir. Bir insanın savunduğu fikirlerle yaşadığı hayat arasındaki uyum, ona doğal bir kimlik/şahsiyet ve güvenilirlik kazandırır.

Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Daha fazla yorum yükle...