Her şeye rağmen

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

Günümüzün baş döndürücü koşuşturmacasında dilimize pelesenk olmuş, her cümlede duyulan o feryat var: "Her şeye rağmen..."

Bu iki kelimeyi her fısıldadığımızda omuzlarımıza binen yorgunluğun biraz daha ağırlaştığını hissederiz. Dışarıdan bakan bir göz için bu durum, tükenmekte olan bir mumun son çırpınışları gibi görünebilir. "Yıpranıyoruz" deriz içten içe. Oysa asıl büyük hikâye, o yıpranma görüntüsünün hemen altında sessizce yükselen muazzam dönüşümde saklıdır.

İçimize attıklarımız; yani zamanında söyleyemediklerimiz, sindirmek zorunda kaldıklarımız ve üzerini örttüğümüz o ağır duygular, ruhumuzu ezdiği kadar onu asıl demlendiren mayadır da. Hayatın önümüze çıkardığı her engel, karakterimizin kumaşına atılmış sağlam bir dikiştir. Çelikleşiriz; ama bu, dışarıdan gelen sert darbelerin soğukluğuyla değil, içeride biriken sabrın ve dayanıklılığın sıcaklığıyla olur.

Ruhumuzun bu gizli mimarisini daha iyi anlamak için doğanın ve hayatın üç kadim öğretmenine kulak verelim:

 

Dalgaların Cilaladığı Deniz Taşı Kıyıdaki o pürüzsüz, parlak taşları bilirsiniz. Bir zamanlar sert, köşeli ve pürüzlü kayalardı. Dalgalar onlara yıllarca vurdu, kıyıdan kıyıya savurdu. Dışarıdan bakıldığında bu bir hırpalanma hikâyesidir. Ancak sonuç? Sürtünme onları yok etmemiş, aksine cilalamış, pürüzsüzleştirmiş ve en dayanıklı formuna ulaştırmıştır. Hayatın dalgaları da bizi aşındırırken aslında ruhumuzun üzerindeki tozları temizler, bizi parlatır.

 

Örs ile Çekiç Arasındaki Demir Demirci, demiri önce kor ateşin içine atar. Ardından örse koyup ağır çekiç darbeleriyle döver. Demir o an acı çekiyor, eziliyor gibi görünür. Ama tam o "yıpranma" anında molekülleri birbirine daha sıkı bağlanır; sertleşir ve nihayetinde eğilmez bir kılıca dönüşür. Hayatın örsünde yediğimiz her darbe, bizi kırmak için değil, keskinleştirmek içindir.

 

Fırtına ile Büyüyen Ağacın Kökleri Rüzgârın en sert, en acımasız estiği dağ yamaçlarındaki ağaçlara bakın. Onları ayakta tutan şey gövdelerinin kalınlığı değil, köklerinin derinliğidir. Rüzgâr onları salladıkça ağaç devrilmemek için toprağa daha sıkı sarılır ve köklerini daha derinlere salar. İçimizdeki yıpranma hissi de o fırtına gibidir; bizi sarsar ama yıkamaz, aksine hayatın toprağına daha sağlam tutunmamızı sağlar.

Gerçek güç hiç yıpranmamakta değil, yıpranmaya rağmen parçalanmamakta saklıdır.

İnsanın kendi içindeki bu gizli gücü keşfetmesi, hayatın en büyük olgunlaşma eşiğidir. Yıpranmak zayıflık değil; içimizdeki o bilge mimarın, her fırtınada yıkılmayacak daha sağlam bir "ben" inşa etme sürecidir. Bu inşaat esnasında gürültü kopabilir, canımız yanabilir; fakat fırtına dindiğinde geriye kalan yapı artık hiçbir rüzgârdan korkmaz.

Kuşaklar boyunca süregelen bu yolculuk bize gösteriyor ki; bizi biz yapan şey dışarıdan aldığımız alkışlar değil, içerideki o sessiz çeliklenmedir. İçimize attıklarımız bizi yok etmiyor; bizi daha derin, daha dirençli ve daha farkında birer insan kılıyor. 

 

Unutmayalım; 

en güzel yapılar en zorlu zeminlerde yükselir.

 

Muhabbetle...

Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Daha fazla yorum yükle...