Modern yalnızlık

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

İnsan gitgide yalnızlaşıyor. Ürettikleriyle tükettiklerinin arasında kaybolup gidiyor. Böylesi bir çağda insanlığın içinde bulunduğu durumları tahlil etmek, doğru istikamet üzere olmak, gelecek için endişelenmemek, nesillerin doğru yol üzerinde olmaları için özen göstermek, mutlu, mesrur ve huzur içinde hayatı sürdürmek kolay gözükmüyor. Elbette bu bir tahlildir. Lakin görünen köy kılavuz istemiyor. Ülkemizin sınırsız topraklarından sıklıkla bahisler açarız, elbette açmalıyız da. Bu topraklarda hüküm süren iman ehlinin de toprağından taşından, ikliminden, aşından, mevsimlerin akışından, kilimlerin nakışından payına düşeni aldığı muhakkaktır.

Yalnızlık giderek kör düğüme dönüyor. Bireylerin yalnızlıkları mutsuzluklarını, huzursuzluklarını, streslerini artırıyor. Oysa içinde yaşadığımız medeniyetleri inşa etmiş olan bu toprakların çocukları; toprakla kardeş, konu komşusuyla sırdaş, omuzdaşlarıyla dindaş olmuşlardır. Topraktan bir parça olduğunu bilen insanımız, toprakla arasında kurduğu ünsiyetle tarihe, coğrafyaya ve çevreye tanıklık etmiş ve sahip çıkmıştır. Köklerinin soylu çınarlara benzediğinden asla şüphe etmemiş, ne kadar haytalıkları olsa da “gün bugündür, an bu andır” denildiğinde gözünü budaktan esirgememiştir.

Modern dünyanın rüzgârında savrulan günümüz insanı için arkadaşlık, çoğu zaman bir telefon rehberi kaydından veya sosyal medya takibinden ibarettir. Böylesi yapaylaşan, sıradanlaşan insani ilişkiler, yalnızlığın girdabında boğulup gidiyor. Oysa bizim medeniyet anlayışımızın, kültürümüzün ırmağından süzülüp gelen öylesine kavramlarımız vardır ki birbirinin tamamlayıcısı, tuğlası, harcı, tuzu biberi olduğunu idrak etmemizi sağlıyor. Örneğin; kardeşlik anlayışımız dinin sağladığı en kutlu, tevhid edici anlayıştır. Aynı toprağın, vatanın, bayrağın, sancağın, devletin, dinin, dilin ve mensubiyetin beraberliği, yeryüzünde başka hiçbir toplulukta olmadığı kadar güçlüdür. Komşuluk, dindaşlık; aynı zamanda asırlar boyu toplumun bireylerini birbirine bağlayan gelenek ve göreneklerdeki hassasiyetler, diğer toplumlarda yoktur.

Evlatların sünnet merasimlerinde “kirvelik” anlayışı, memleketimizin sınırlarıyla sınırlanamayan bir geleneğin devam ettiğini ifade etmek lazımdır. Yine ifade etmek gerekir ki düğün merasimleri öncesinde başlayan, damatlar için “sağdıçlık”, gelinlik kızlarımız için “nedimelik” müessesesi, toplumun aileye verdiği önemin en güçlü dinamiklerinden biridir. Bu minvalde hafızalarımızı süsleyen, ebedi âleme yönelik ahiret inancının getirdiği güçlü anlayışımızla “ahiretlik” tanımlaması, unutulmaması gereken hususiyetlerden bir diğeridir. Yine söylemek icap eder ki ahilik zincirinin en güçlü anlayışı, din kardeşliğinin dilimize “ihvan” olarak girmesi, aynı zamanda tasavvufi bir güçlendirmeyi de bizlere emanet eder. Bu ve benzeri kavramlar yalnızca kelime değil, birer manevi anayasamız niteliğindedir.

Biyolojik akrabalık elbette bir kaderdir. Ancak din kardeşliği, Allah’ın bizlere “bütün müminler kardeştir” hitabıyla biyolojik kardeşliğin üstünde bir kudretin varlığını da adeta bir elbise olarak giydirmektedir. Kirvelik geleneği ise ailelerin kendi iradeleriyle seçtikleri bir kader birliğidir. Kirvelik, çocukların sünnet merasimlerinde kendini hissettiren, aile fertlerinden biri sayılan özel bir hususiyete dönüşmektedir. Sünnet olan o küçük çocuğun korkusuna ortak olan, onu kucağında tutan kişi, sadece bir merasimin figüranı değildir. O andan itibaren iki aile arasında görünmez ama kopmaz bir bağ tesis edilir. Kirve, sadece iyi günün değil, en zor anın da hazır kıta bekleyen koruyucusu olarak aileden kabul edilir. Öyle ki bu bağ, bazı yörelerde evlilik hukukunu bile etkileyecek kadar kutsal ve dokunulmaz bir seçilmiş akrabalık mertebesine yükselir. Toplumun böylesi hususiyetlerini dikkate almak elbette önemlidir. Meselenin, toplumu kardeş kılan unsurlar açısından bakıldığını, dini açıdan ele alınmadığını da ifade etmek isterim.

Evlilik, insanın hayatındaki en büyük geçiş köprüsüdür. Gençlik yıllarının aile oluşumundaki en kutlu ve vazgeçilmez müessesesidir. Bu kritik eşikte sağdıç, damadın; nedime ise gelinin sadece eşlikçisi değil, aynı zamanda ilk mürşidi, sırdaşı ve yol göstericisidir. Onlar, toy bir gencin omuzlarına binen evlilik yükünü paylaşan, “şimdi ne yapacağım?” sorusuna güven içinde tecrübelerini aktaran, öğreten en güçlü sırdaşlık ve kardeşlik akdidir. Modern hayatın danışmanlık adı altında metalaştırdığı rehberliği, bizim kültürümüz sağdıçlık ve nedimelikle birer gönüllülük esasına dayanan, hayat boyu sürecek bir yoldaşlığa dönüştürmektedir.

Bütün bu bağların vardığı en yüksek makam, “ahiretlik” kavramını yüreklerimizde kökleştirmesidir. Bu değer, modern dünyanın materyalist anlayışlarına karşı verilmiş en güçlü cevap niteliğindedir. Bu dünyadaki beraberliğimizin, din kardeşliğimizin, mutlu ve huzurlu hâlimizin ahiret yurdunda da Rabbimizin lütfu ve keremiyle, Resûlullah Efendimizin şefaatiyle cennette de devam etmesini dilemek demektir. Rabbimizin ve Resûlullah’ın huzurunda yan yana, omuz omuza olalım anlayışıdır ahiretlik. Seninle olan bağım, bu dünyanın tozlu raflarında veya nefesim tükendiğinde son bulmayacak; hesap gününde de yanındayım, ebediyette de Cemâlullah’ı beraber seyredelim anlayışı, tamamen Kur’an ve sünnete tabi olmanın bir tezahürüdür. Bu yönüyle ahiretlik, insanın insana verebileceği en büyük söz, altına girdiği en ağır ve en şerefli taahhüttür.

Kelime anlamıyla kardeşler demek olan ihvan kelimesi, bir zamanlar aynı ideali ve aynı tasavvufi neşeyi paylaşanların ortak adıydı. Aynı mürşide bağlı olanların “bizim ihvanımızdır” ifadesiyle karşılık bulduğunu da ifade edelim. Müminlerin yekvücut olma hâli, tevhid olma hâlidir. Tevhidde birleşmek, tarağın dişleri gibi sapasağlam olma durumudur. Bu kavramın arkasında ahilik ve mahalle kültürü gibi sarsılmaz, denetleyici ve terbiye edici yapıların bulunduğunun da altını çizmiş olalım. Bugün ise ihvan kelimesinin samimi bir hakikatten ziyade bir hitap şeklinden öteye geçmekte zorlandığı; son yüzyılların getirdiği köklerinden koparılma, geçmiş ile bugün arasındaki köprülerin yıkılması, dünün kültürel mirasıyla dilin değişime uğraması gibi hususiyetler, kardeşlik anlayışının içini boşaltmış, değersizleştirmiştir. Yine de umutsuz olmadan, kardeşlik akdinin “mümin kardeşliği” anlayışıyla rahmete vesile olacağı unutulmamalıdır.

Modern dünya, insanı sadece kendine yetmeye ve bireysel zevklere zorlayarak manevi sorumluluklardan uzaklaştırmaktadır. Bu, toplumun beraberliğini zedeleyen, yıpratan bir anlayıştır. Materyalistçe bir bakıştır. Bu bakış, toplum bireylerini intihara, yalnızlığa, komplekse ve psikolojik travmalara götürmektedir.

Ezcümle; kirvelik, sağdıçlık, nedimelik, ahiretlik gibi kelimelerimiz toplum hafızamıza işaret eder. Geleneğin devamlılığı, toplumun ve bireylerin huzurunu, ailelerin güçlülüğünü gösterir. “Her şey bir sözle başlar” denilir ya, aynen öyledir. Sözün özü; erdemli olmak, doğru ve güzel ahlaka sahip olmak, adaletten sapmamak, kardeşlik hukukuna riayet etmek üzerimizde hem dinimizin hem de medeniyetimizin bizlere yüklediği vazgeçilmez birer borçtur. Eğer sözün haysiyeti ve ağırlığı korunmazsa, toplumun yazılmamış ama vazgeçilmez anayasası olan bu tür hususiyetler yavaş yavaş kaybolur ki bu da toplumun çözülmesine kapılar açar.

Bu manevi yapılar, insanı modern çağın yalnızlığından ve o buz gibi soğuğundan koruyan birer kalkandır. Toplumu birbirine bağlayan çelikten halatlardır. Bu bağlar koptuğunda, sadece dostluklar değil, bizi biz yapan toplum hafızası lekelenir ve devletin dengesi yara alır. Modern yalnızlık, ancak kardeşlik anlayışıyla toz duman olur, vesselam.

Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Daha fazla yorum yükle...