Ekranların esiri mi, hayatın sahibi mi?

YAYINLAMA:

‘’Gerçek mutluluk ekran ışığında değil, insanın kendi ruhunda saklıdır. Telefonlar cebimizde dursun, hayatımızın merkezinde değil. Çünkü insan; aldığı beğeniler kadar değil, kurduğu gerçek bağlar kadar mutludur.’’

Teknoloji öyle bir hale geliyor ki artık her yeni güne uyandığımızda bir yenilikle karşılaşmamak mümkün değil hale geldi. Ve çoğumuz bundan şikayetçi olsak da; ellerimizden düşmeyen telefon ve tabletler, günün en az 6-8 saati vakit geçirdiğimiz sosyal medya uygulamaları ve sürekli açık kalan o telefon ekranları hayatımızın vazgeçilmez hatta en değerli parçası haline geldi. Çoğumuz sabah ilk gözlerimizi açınca hemen yataktan kalkıp sağa sola bakıp telefonlara sarılıyoruz acaba bildirim geldi mi, biri mesaj attı mı, beğeni geldi mi vs. Sadece kalkarken mi? Tabii ki hayır. Yatarken de çoğumuz geceyi yine ekran ışığında tamamlıyor. Farkında olmadan ekranlarda yaşamaya, hissetmeye, sosyalleşmeye ve bağımlı olmaya başladık. Bu sadece psikolojimize zarar değil, önce uykumuzun, sonra da günlük yaşantımızın kalitesine zarar veriyor.

Özellikle çocuklarımız ve ergenliğe gelmiş gençlerimiz için bu durum daha büyük bir tehlike oluşturuyor. Çünkü sosyal medya, insanı sürekli başkalarının hayatıyla kıyaslamaya itiyor. Herkesin mutlu, başarılı ve kusursuz göründüğü bir dünyada kişi kendi hayatını sıradan görmeye başlıyor. Bu da çocukların anne-babalarına baskı kurdurup en iyi oyuncağı, en iyi telefonları, en iyi tatillere gitmeyi vs imkanları çok aşan ve zorlayan istekleri oluşturuyor. Sadece çocuklar ve gençler mi? Elbette hayır. Yetişkin insanlarda da belli bir süre sonra kıyaslanma ve daha iyisine sahip olma hissiyatına kapılıyor. Oysa sosyal medya çoğu zaman hayatın gerçeğini değil, gösterilmek istenen kısmını yansıtıyor.

Emin olun kimse gördüğümüz ve sandığımız kadar mutlu değil, kimse sanıldığı kadar zengin ve lüks içinde yaşamıyor. Hatta geçen sosyal medya da en çok izlenen videolar arasındaydı. Sırf daha çok etkileşim ve izlenme almak isteyen kadın eşim beni darp etti diyerek yüzüne zarar verdiğine şahit olduk. Bu da sosyal medya bağımlılığının bir diğer yüzünü ortaya çıkartıyor.

Elbette teknolojiyi ve sosyal medyayı tamamen kötülemek doğru olmaz. Doğru kullanıldığında bilgiye ulaşmayı kolaylaştırıyor, insanları bir araya getiriyor, yeni fırsatlar sunuyor ve bazen yalnızlık hissini azaltabiliyor. Ancak burada önemli olan şey; teknolojiyi kullanmak ile ona bağımlı hale gelmek arasındaki ince çizgiyi koruyabilmek.

Bugün ne yazık ki birçok insan gerçek sosyalliği ekranlarda arıyor. Aynı masada oturan insanların bile birbirine değil, telefona baktığı bir dönemdeyiz. O da yetmezmiş gibi 70-80 metrekare evin içerisinde anne ve babasından bir şeyler isteyen çocuklar sözlü iletişim kurmak yerine, sosyal medyadan isteklerini yazanlar, hatta yetişkinler bile gördüm. Oysa insan ruhu; bir dost sohbetine, samimi bir tebessüme, gerçek bir dokunuşa ihtiyaç duyar. Hiçbir ekran, yüz yüze kurulan bağın yerini tutamaz.

Peki çözüm ne?

Öncelikle ekranlarla olan ilişkimizi sorgulamamız gerekiyor. Telefonsuz geçen kısa zamanlar oluşturmak, sosyal medya kullanımını sınırlamak ve gerçek hayata daha fazla vakit ayırmak önemli bir başlangıç olabilir. Ailemizle, dostlarımızla ve sevdiklerimizle daha fazla vakit geçirmek; yürüyüş yapmak, kitap okumak, yeni hobiler edinmek ve dijital dünyanın dışındaki hayatı yeniden keşfetmek ruhumuza iyi gelecektir. Bir önemli tavsiyemde takip ettiğiniz sayfaları kontrol etmek. Yani size değer katan, hayatınıza pozitif yön verip, akış sağlayan, bilgi edindiren ve hayatın gerçeklerini anlatan uzmanları ve sayfaları takip etmenizi öneriyorum.

Size iyi gelen, enerjinizi yükselten ve farkındalık kazandıran insanlarla vaktinizi geçirin ve onları kaybetmeyin. Vakit en büyük zenginliktir. Boşa kaybettiğimiz her zaman, iflasa sürüklendiğimizin ilk adımlarıdır. Çünkü hiçbir zenginlik, zamanınızı geri satın alamaz.

Ayrıca kendimize şunu sık sık hatırlatmalıyız: İnsanların bizi onaylaması, değerimizi belirlemez. Gerçek değer; karakterimizde, duruşumuzda ve hayatımıza kattığımız anlamdadır.

Teknoloji hayatımızı kolaylaştırmak için vardır, hayatımızın merkezine yerleşip bizi yönetmek için değil. Ekranların esiri olmadan, gerçek hayatın içinde kalabilmek ise tamamen bizim elimizde.

Haydi yeniden başlayalım! Bunu başarabiliriz.

 

Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Daha fazla yorum yükle...