Aynı şehirde, farklı dünyalarda

YAYINLAMA:

Bir düşünün hatta biraz geçmişe uzanın. Bir zamanlar birbirimizi görmek ve sohbet etmek için fırsatlar kolladığımız günlere gidin. Şimdi ise insanların birbirlerine ulaşması o kadar kolayken, şimdi bilmiyorum farkında mısınız ne kadar zor hale geliyor. Oysa önceden çareler ararken, şimdi ise bahaneler arıyoruz.

Şehirler kalabalıklaşıyor, nüfus artıyor, teknoloji yerinde durmadan büyüyüp gelişiyor, ne yazık ki samimiyet, dostluk ve muhabbet aynı hızla artmıyor. Hatta çoğu zaman tam tersine azalıyor.

Günümüze baktığımızda yüzbinlerce hatta milyonlarca insanın yaşadığı şehirlerde, insanlar birbirlerine hiç olmadığı kadar yakın ama bir o kadar da uzak. Çoğumuz duyuyoruz ve görüyoruzdur birçok sitede ve kalabalık apartmanlarda sabah işe giderken gördüğümüz komşumuza ‘Günaydın’ demiyor, selamlaşmıyor, çoğumuz uzun yıllardır oturan alt komşusunun ismini bile bilmiyor, yan komşumuzdan bir şey istemeye bile çekiniyoruz. Komşusunun derdi olduğunu bile bile hiç merak etmeyen, yardımcı olmayan bir döneme geldik. Oysa hep derler ya ‘’Komşu akrabadan önce gelir, ev alma komşu al’’ bu sözler komşuluk ilişkisinin ne kadar önemli olduğunu anlatıyor. Oysa Peygamber Efendimiz ne de güzel söylemiş: “Komşusu açken tok yatan bizden değildir.” Diye. Maalesef başaramıyoruz. Ve bir de buna aynı iş yerinde çalışıp, birbirinin derdinden habersiz olanlar, üstelik birbirini işinden ekmeğinden etme çabası ekleniyor. Kalabalıkların içinde yaşıyoruz, ancak giderek yalnızlaşıyoruz. Samimiyet ve güven azalmış durumda.

Maalesef kendimizi modern hayatın getirdiği yoğun tempoya, ekonomik kaygılarına ve bitmek bilmeyen günlük koşuşturmalarına kaptırdık. Bu da ister istemez insan ilişkilerini ikinci plana itiyor. İnsanlar yaşam mücadelesi için günün büyük bölümünü çalışarak, trafikte bekleyerek ya da ekran başında geçiriyor. Hal böyle olunca dostluklara, aile ilişkilerine ve sosyal bağlara ayrılan zaman da azalıyor.

Dijital dünya bizi öyle bir yere getirdi ki, sunduğu imkanların girdabında boğuluyoruz farkında değiliz. Elbette hayatı kolaylaştırıyor bunu yok sayamayız. Ancak bizler sanal ortama kapılıp, geçirdiğimiz saatler arttıkça yüz yüze sohbetlerin değeri unutulmaya daha da çok devam edecek. Bir zamanlar uzun uzun yapılan sohbetlerin yerini kısa mesajlar, emojiler ve birkaç saniyelik paylaşımlar aldı. İnsanlar birbirlerinin fotoğraflarını görüyor ama hayatlarına gerçekten dokunamıyor.

Bir toplumu güçlü yapan şey yalnızca ekonomik, askeri veya teknolojik güç değildir. Asıl güç; insanların birbirine duyduğu güven, saygı ve muhabbettir. Zor zamanlarda birbirlerine çıkarsız omuz verebilen, sevinçleri paylaşabilen, sadece kendisinin değil, başkalarının da başarılı olmasını isteyen ve birbirinin halini sorabilen insanların oluşturduğu toplumlar ayakta kalır.

Belki de bugün kendimize şu soruyu sormamız gerekiyor: Etrafımızda bu kadar insan varken ve daha fazla insanla bağlantı kurarken, neden daha yalnız hissediyoruz?

Çünkü mesele iletişim araçlarının çoğalması değil, gönüller arasındaki mesafenin azalmasıdır. Bir selamın, bir çay sohbetinin, samimi bir dost meclisinin yerini hiçbir uygulama dolduramaz.

Evet önümüzde kocaman bir gerçek var. Kalabalıklar artmaya devam edecek. Şehirler çok daha büyüyecek, teknoloji hiç ummadığımız kadar gelişecek. Ancak o gönül muhabbetini, dostluğu ve insan sıcaklığını koruyamadığımızda ne olacak biliyor musunuz?  ‘’Kalabalıkların ortasında yalnız kalmış bir toplum olmaktan kurtulamayacağız.’’

Asla Unutmayalım ki insanı insan yapan sadece konuşmak değil, çıkarsız gönülden iletişim kurabilmektir. Muhabbetin azaldığı yerde, kalabalıklar çoğalsa bile eksiklik hissi hiç bitmez.

Esen kalın..

Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Daha fazla yorum yükle...