Çin, Kuzey Kore’nin kapısını niye çalıyor?
Okuyucularımız bu yazıya göz gezdirirken Çin Devlet başkanı Xi ve Kuzey Kore Lideri Kim bir araya gelecekler. İki liderin görüşmesi şaşırtıcı değil, nitekim geçtiğimiz yıl Pekin’de Xi ve Kim, Putin’in de katıldığı geçit törenini izlerken bir araya gelmişlerdi. Çin, Kuzey Kore’nin en önemli destekçisi ve ekonomik hayat borusu olarak biliniyor. Dolayısıyla Çin ve Kuzey Kore liderlerinin bir araya gelmesi, görüş alışverişinde bulunmaları normal. Fakat Çin liderinin çok taraflı zirveler ve sembolik önemde ziyaretler haricinde, ikili buluşmalar için başka bir ülkeye uçması, konması, liderinin elini sıkması pek alışılmış bir hadise değil. O yüzden bu ziyaret, Çin’in Kim liderliğine ve Kuzey Kore’nin nükleer mevzudaki pozisyonuna bir özel destek olarak yorumlandı. Kaşlar kalkarken ziyaretin IISS Shangri-La Güvenlik Diyaloğu toplantısından hemen sonra yapılmış olduğu akıllara geldi. Bu sene iki şey dikkat çekmişti toplantıda. ABD Savunma Bakanı Hegseth’in yaptığı çok çok ilginç konuşma ve Çin Savunma Bakanının bu seneki diyaloğa katılmaması.
SHANGRI-LA DİYALOĞU’NDA HAGSETH’İN MESAJLARI
IISS, çok önemli bir İngiliz Düşünce Kuruluşu, duruşu tabi ki Londra’nın Asya-Pasifik düzeni için öngördüğü bakış açısını yansıtıyor. Ama daha önemlisi 20 yıldan fazla süredir yapılan bir toplantıdan bahsediyoruz. Yeni Soğuk Savaş denilen musibet, büyük güç mücadelesi ve silahlanma yarışı, bölgeye dönmeden önce Pasifik’teki genel hava işbirlikçi güvenliğin ve güven artırıcı atmosferin gereklerini Çin’in ve ABD’nin dahil olduğu bir platform dahilinde yapmaktı. Shangri La Diyaloğu da bu atmosferin parçası olarak ortaya çıkmıştı. İngilizler hem Commonwealth’in varlığı nedeniyle hem de bir donanma/deniz gücü olarak bölgeye zaten ilgilerini eksik etmiyorlardı; İngiliz diplomasisi böyle çok kibar ve hassas savunma konularının incelikle ele alındığı bir platform yarattılar. Bugün bu platformda Hegseth çıkıp şu cümleyi kurdu: Pasifik geleceğinde daha az Shangri La’ya daha fazla gemi ve denizaltı ya ihtiyacımız var. Tabi Shangri La, küçük ve orta büyüklükteki güçlerin güvenlik tesisindeki başarısını temsil eden “ASEAN barışının” bir uzantısı olduğundan diyalog kelimesinin üstünün böyle çizilmesine itirazlar yükseldi. Asya ülkeleri kurallara, ilkelere ve diyaloğa ihtiyacımız olduğunu düşünüyor ama anladığımız kadar kimsenin “daha fazla savaş gemisi ve denizaltı” elde etmeye/geliştirmeye itirazı olmamış. Hegseth, ABD caydırıcılığının Pasifik’te “güçlü, açık ve sessiz” olduğunu ifade etmiş. Yeni bir formül gibi dursa da aslında ABD’nin Batı Pasifik’te inkâr aracılığıyla caydırıcılık kurmasına dayalı Birinci Ada Zinciri üstünlüğüne dayalı eski formülün güya daha sessiz bir şekilde tekrarı. Yani ABD, Pasifik’e çapalı olmakla kalmıyor, rakibin Birinci Ada Zincirine (Japonya, Güney Kore, Tayvan, Filipinler ve Endonezya) ulaşımını ve hakimiyetini de kendi caydırıcı gücü ile önlemeye devam ediyor. Hegseth, bastıra bastıra söylemiş: ABD, bir Pasifik ülkesidir. Güya daha sessiz dedik, çünkü ABD, Pasifik’te eski formülün sahadaki caydırıcı unsurları olarak artık müttefiklerini düşünüyor. ABD Ulusal Güvenlik Strateji Belgesi (2026) içerisinde anılan “model müttefik” kavramına atıf yapıyor Hegseth. ABD, Pasifik’te ama Washington, müttefiklerinin müttefiklere yönelik tehditlere karşı ileride ve sınırda savunma yapacak caydırıcı gücü kendilerinin geliştirip kullanmasını istiyor. Silahlanın, ordu kurun, birbirinizle ve bizimle koordinasyonlu, bir arada çalışabilir kapasite inşa edin. Tabiatıyla silahları ve savunma nosyonunu da ABD’den satın alacaksınız diyor.
JAPONYA’NIN ÖNE ÇIKIŞI: BİR YARDIMCI LİDER Mİ DOĞUYOR?
Bu bölge çatışma yoğun bir bölge. Çin’in geliştirdiği ikinci vuruş kapasitesi mevcut egemenlik sorunları ile birleştirildiğinde (Tayvan, Güney Çin Denizi ve Doğu Çin Denizi sorunları) bölge ülkeleri için bir endişe kaynağı. ABD ve Batılı ülkeler İran ve Ukrayna savaşına füze ve dron yetiştirmeye uğraşırken bölge ülkeleri ABD-Çin yumuşamasının hava savunma ya da silah satışı ile ilgili kararları geciktirebileceğinin de farkında. Dolayısıyla mevzu bir an önce üretim ve bu üretimin askeri insan kaynağı ile birleşmesi olduğunu görebiliyorlar. Düne kadar sadece “balıkçı savaşlarına” duhul olmuş ülkeler için başka bir boyut bu aciliyet hissi. Stratejik düzey kapasite geliştirmede aciliyet hissini katlayan bir başka gerçeklik de Kuzey Kore’nin artan füze ve nükleer silahlanma kapasitesi. Uzaktan bazı askeri geçit törenlerinin, rejim ve teknolojinin bütünleşmesine duyulan tapınma hissinin komik geldiğini biliyorum ama yakından gittikçe Kuzey Kore’nin beka stratejisi başarılı bir cezalandırma kapasitesine dayanıyor. ABD, bunun farkında. Güney Kore, ABD’nin neyin farkında olduğunun farkında. Adanın nükleer silahlardan arınıp, birleşmesi ile ilgili umutlar sönerken Seul, bu katmanlı cezalandırıcı güce karşı ne tür bir caydırıcılık geliştirebileceğini çok ciddi düşünüyor. O kadar ciddi düşünüyor ki, bir numaralı model ortak olarak ortaya çıkma heveslisi Japonya’ya karşı öfkesini rafa kaldırmış durumda. Shangri La toplantısı sonrası Seul ve Tokyo çok kritik görüşmelere başladı: İkili askeri lojistik destek paktı imzalama meselesini görüşüyorlar. Bu gelişme bölge uzmanlarına göre şöyle bir gelişme ile yakından alakalı:
ABD, Asya’da kurmuş olduğu ittifak sisteminde (hub&spoke- merkez ve çevre ittifak sistemi) merkezi konumu terk etmiyor. Temel direktif verici hala Washington DC. Fakat kendini sessiz moda alıyor; bu mod Washington’un Beijing ile büyük güç barışı yolunu izlemesine de olanak veriyor. Fakat ortalık durulmuyor; ABD sessizken model müttefikler mümkün olduğunca çok ses çıkarıyorlar. Bu gürültü içerisinde Washington, Tokyo’nun ABD’nin merkezi konumu etrafında ona koşut bir merkezi halka çizmesine, Seul ve Manila’yı, Asya Pasifik Dörtlüsünün ABD dışındaki ayaklarını (Hindistan ve Avusturalya), mümkünse Endonezya ve Malezya’yı birbirlerine savunma ve güvenlik işbirlikleri içerisinde ilintili hale getirmesine göz yumuyor. Yani ünlü hub & spoke sisteminde merkez etrafında bir yarı merkez Tokyo liderliğinde ortaya çıkıyor. Süreç bitmedi ama isteklilerin arasında en isteklisi Tokyo olduğundan, ABD’nin onayını almış göründüğünden (bu onay gelecekte geri de çekilebilir) Kuzey Kore ve Çin ile ilişkilerinde kendilerini hedef tahtasında gören Güney Kore ve Filipler, Japonya’nın yükselişine destek çıkabilirler. Beijing tüm bu gelişmeleri elbette yakından izliyor ve ABD ile arasındaki yumuşama sürecini bozmadan cezalandırıcı mesajlar vermesini sağlayabilecek odağı, Pyongyong’u elinde tutmak istiyor.
ÇİN KUZEY KORE’Yİ YÖRÜNGESİNDE İSTİYOR
Kuzey Kore’nin Çin’in elinden kaçması ilk bakışta çok zor. Çin, Kuzey Kore’nin en büyük ticaret ortağı, teknoloji sağlayıcısı ve temel tedarikçisi. Fakat Pyongyong askeri kapasitesini inşa ederken belki düşünmediği bir noktaya geldi: Kapasite ihracı. Kuzey Kore askerlerinin geçtiğimiz Rus Zafer gününde Kızıl Meydan’daki törene katılması, Putin’in özel teşekkürlerine mazhar olmaları hiç yabana atılmamalı. Kuzey Kore dron ve asker yardımının ücreti, uzmanlara göre, Rus teknolojisinin transferi ile gerçekleşiyor. Kuzey Kore mühendislerinin mahareti ciddi teknolojik bilgi ve kaynakla beslenirse Beijing’in istediğinden daha güçlü, kendi pazarlık gücünü göstermekten çok hoşlanan bir Kuzey Kore ile karşılaşabilir. Nitekim, Trump, geçtiğimiz aylarda Kim ile tekrar buluşmak istediğini dillendirmişti. Karşılığında Kuzey Kore, ABD’nin ön koşul olarak yarımadanın nükleer silahsızlandırılması çağrısından vaz geçmesini istemişti. Bu gelişmeleri yakından izleyenler Pyongyong’un Beijing’den güzel ekonomik yardım ve açılımlar kopardıktan sonra Trump ile görüşebileceğini söylüyor. Böylece Kuzey Kore ABD’ye hem Rus hem de Çin desteğine sahip olduğunu gösterebilecek. Çin’in ziyareti, ikili ilişkilerin önemini filan vurguladığı resmî duyurulara bakıyoruz. Çok önemli bir çağrı, resmi makamlarca hiç dillendirilmemiş bu seferki görüşme öncesi: Kore Yarımadasının nükleer silahsızlandırılması. Hatırlatalım, Kuzey Kore’nin oluşturduğu Defacto statükonun statü olarak Defacto kabul görmesi Japonya, Güney Kore ve Tayvan caydırıcılık konusunda tepinirken başka kapıların önünü açabilir. Bu gelişmeler yaşanırken İran nükleer programını radikal bir biçimde sınırlamak için başlatılan savaşın 100. Gününe girdik. Hep dediğimiz gibi dünya karmaşık bir yer.