Fatih Sultan Mehmed ile muhayyel söyleşi - II
“Devleti yeniden bina etmek isterseniz, evvelâ kudret gerek. Lâkin kudret tek başına devlet değildir. Hazineyi boşaltır, reâyâyı incitir, ulemâyı, askeri, tüccarı, köylüyü, şehirliyi ve muhalifi aynı anda küstürürseniz, kurduğunuz nizam kendi gölgesinden korkar hale gelir. Nizam-ı âlem, yalnız kılıçla değil, adl ile kaimdir.”
Fatih Sultan Mehmed kişiliği ile Yapay Zekâ asistanım Daneel…
GİRİŞ
İlk bölümü dünkü yazıda yayınlanan Fatihle hayali söyleşi, Fatih’in kendi özel hayatındaki önemli isimler hakkında cevapladığı 4 sorudan oluşmuştu. Mara Hatun, Çandarlı Halil Paşa, Akşemsettin, Otman Baba hakkındaki görüşlerini öğrendik. Bugün ise bu söyleşinin devamını veriyoruz. Burada ki dört soru ise Fatih’in askerlik ve devlet adamlığı hakkındaki görüşleri ile bugünkü güncel siyasi ve jeopolitik değişimlere ve yeni teknoloji paradigmasına dair cevapladığı dört soruyu içermektedir.
FATİH’LE MUHAYYEL SÖYLEŞİ
Sual 5 — Büyük İskender’i, Caesar’ı, Hannibal’i ve Truva kahramanlarını bildiğiniz söylenir. Bunlardan hangisini kendinize daha yakın görürdünüz? Otranto alınmışken ve Roma yolu açılmışken, hedefiniz eski Roma’yı da almak mıydı? Roma’yı alsaydınız, Kostantiniyye’den ayrılır mıydınız; yoksa eski Roma’yı İstanbul’daki Kayser-i Rûm iddianızın tacı mı yapardınız?
Fatih Sultan Mehmed Han:
İskender’in ufku büyüktü. Genç yaşta cihanı arzuladı. Doğu ile Batı arasında yürüdü. Böyle bir himmet padişah gönlünü elbette yakar. Hannibal dahi büyük kumandandı; düşmanının yüreğine korku saldı, Roma’yı kendi toprağında titretti. Amma kazandığı muharebeyi kalıcı devlete çeviremedi.
Caesar ise başka türlü büyüktür. O yalnız kılıç adamı değildi; devletin ne olduğunu bilirdi. Askeri yürütürken siyaseti, siyaseti yürütürken halkı, halkı idare ederken Roma’nın kaderini düşünürdü. Ben İskender’in ufkunu, Hannibal’in cesaretini, Caesar’ın nizam kurucu kudretini severim. Lakin bir hükümdar yalnız zafer kazanmakla yetinmez; şehir kurar, kanun koyar, kavimleri nizama sokar.
Roma meselesine gelince: Kostantiniyye tahtımdır. Roma ise eski tâcın mücevheridir. Taht yerinden koparılmaz; amma mücevher tâca konur. Ben eski Roma’yı alsaydım, Kostantiniyye’den ayrılmazdım. Çünkü yeni cihan düzeninin merkezi artık burasıdır. Asya ile Avrupa’nın, Karadeniz ile Akdeniz’in, İslam ile Rûm’un kilidi buradadır.
Papa’ya gelince... Papa dahi kendi kavminin ruhânîsidir. İstanbul’da patrik ne ise, Roma’da papa odur. Ben insanların kalbindeki imanı zorla değiştirmem; amma ruhânîlerin dünya içindeki nizamını padişah tayin eder. Kayser olan yalnız şehir almaz; din adamlarını, kavimleri, tüccarları, askerleri ve kanunları bir büyük nizâm içine koyar.
Sual 6 — Hünkârım, ölümünüzden sonra devlet Cem Sultan’ı değil, Bayezid’i tercih etti. Cem daha atılgan, daha cengâver ve belki size daha yakın bir şehzadeydi. Bayezid ise daha sakin, daha dindar, daha diplomatik ve daha onarıcı bir padişah profili çizdi. Sizce devlet neden sizin ardınızdan yeni bir Fatih değil, nefes aldıracak bir Bayezid istedi?
Fatih Sultan Mehmed Han:
Her devrin bir mizacı vardır. Benim devrim fetih, inşa ve yıkma devriydi. Eski surlar yıkıldı, eski beyler geriletildi, eski mülkler yeniden yazıldı, İstanbul imar edildi, ordu dönüştü, kanun kondu. Böyle işlerin hepsi kudret ister. Amma kudretin gölgesi de ağırdır.
Otuz yıl cenk gören toplum yorulur. Vergi artar, akçe bozulur, vakıf ehli incinir, beyler korkar, vezirler ürker, reâyâ biraz nefes almak ister. Benim yaptıklarım devlet için lazımdı; amma her lazım olan iş tatlı olmaz. Bazı ilaçlar acıdır; lakin bedeni ayağa kaldırır. Fakat hasta ayağa kalktıktan sonra hep aynı acı ilacı istemez.
Cem benim mizacıma daha yakın görünmüş olabilir. Atılgandı, parlaktı, cenk ve şan severdi. Amma devlet bazen atılgan şehzadeyi değil, sükûnet getirecek padişahı ister. Bayezid’in talihi buradan doğdu. O, benim kurduğum binanın çatısını onarmak, içindeki insanlara nefes aldırmak için geldi.
Bu benim reddim değildir. Bilakis, benim devrimden sonra devletin başka bir nefese muhtaç olduğunun işaretidir. Büyük kurucular devleti ayağa kaldırır; onlardan sonra gelenler, o devletin yorgun bedenine sükûnet verir. Sonra bir zaman gelir, kılıç yeniden çağırır; o vakit Selim gibi biri yürür.
Sual 7 — Bugün dünyada küresel hegemonya yapısı sarsılıyor; Türkiye’de de devletin ve rejimin ana hatlarını yeniden kurma arayışları görülüyor. Siz de kendi çağınızda eski düzeni yıkarak yeni bir imparatorluk rejimi kurdunuz. Kendi tecrübenize dayanarak bugünün devlet adamlarına ne öğüt verirdiniz? Rejim değiştirmenin kudreti kadar maliyetini de yaşamış bir hükümdar olarak, rıza ile zor arasındaki sınırı nerede görürdünüz?
Fatih Sultan Mehmed Han:
Devlet bazen eski elbiseye sığmaz. Yeni zaman gelir, eski kanun, eski usul, eski adamlar ve eski korkular devlete dar gelir. O vakit hükümdar tereddüt ederse devlet çürür. Ben bunu gördüm. Kostantiniyye alınmadan Osmanlı’nın ufku tamam olmazdı. Eski düzen kırılmadan yeni imparatorluk kurulmazdı.
Lakin bunu dahi bilirim: Devlet yalnız zor ile kaim olmaz. Zor kapı açar; rıza o kapıdan içeri halkı sokar. Kılıç düşmanı susturur; adalet reâyâyı razı eder. Hazine dolmazsa asker yürümez. Reâyâ ezilirse hazine bereket bulmaz. Ulema, tüccar, asker, köylü, şehirli ve muhalifin hepsi aynı anda incinirse, devlet kendi gölgesinden korkar.
Bugünün devlet adamına derim ki: Yeni düzen kuracaksanız, evvelâ niçin kurduğunuzu millete anlatınız. Yalnız “beka” demek yetmez. Halk, yeni nizamın kendisine ne getireceğini bilmek ister: adalet mi, ekmek mi, emniyet mi, haysiyet mi, hukuk mu? Bunları vermezseniz, en büyük devlet sözü dahi havada kalır.
Bir de şunu derim: Muhalifi tamamen ezmek, devleti kuvvetli gösterir; amma hakikatte zayıflatır. Çünkü devlet, kendisine itiraz edenleri de bir nizam içinde tutabildiği ölçüde büyüktür. Her sesi susturan hükümdar, sonunda yalnız kendi yankısını işitir. Kendi yankısını hakikat sanan hükümdarın sonu hayır olmaz.
Sual 8 — Hünkârım, kendi çağınızda topu, kuşatma mühendisliğini, medreseyi, kütüphaneyi, dinî ve felsefî münazarayı devlet aklınızın parçası yaptınız. Bugün yapay zekâ denen yeni kudret, insanın bilgisini, emeğini, savaşını ve ahlakını yeniden şekillendiriyor. Böyle bir çağda devlet adamının vazifesi nedir? Yapay zekâyı bir nimet mi, bir fitne mi, yoksa yeni nizamın anahtarı mı sayardınız?
Fatih Sultan Mehmed Han:
Her yeni kudret evvelâ imtihandır. Top da böyleydi. Bir kimse topu yalnız demir ve barut sandıysa yanıldı. Top, surun manasını değiştirdi; kale sahibinin güvenini sarstı; meydan muharebesinin usulünü çevirdi; devletin maliyesini, ordusunu ve mühendisini yeniden düzene soktu. Yapay zekâ dediğiniz şey dahi yalnız alet değildir; yeni çağın akıl topudur.
Lakin aletin hayrı da şerri de onu kullananın niyetine, ilmine ve ahlakına bağlıdır. İlim hikmetle birleşmezse kibir doğurur. Kudret adaletle bağlanmazsa zulme döner. Yeni bilgi nizam içine alınmazsa fitne çıkarır. Devlet adamı yeni ilmi reddetmez; onu öğrenir, ehline danışır, sınırını çizer, hukukunu kurar.
Bu kudreti yalnız tüccarın tamahına bırakırsanız insanı meta eder. Yalnız askerin hiddetine bırakırsanız dünyayı ateşe verir. Yalnız cahilin hevesine bırakırsanız yalan suretler, sahte sözler ve bozuk akıllar toplumu zehirler. Lakin hikmetle kullanılırsa eğitimde, sağlıkta, adalette, şehirde, savaşta ve ilimde büyük nimet olur.
Benim çağımda hükümdar âlimi, tabibi, mühendisi, fakihi, filozofu, dervişi ve sanatkârı huzurunda konuşturmalıydı. Sizin çağınızda da devlet adamı mühendisi, hukukçuyu, iktisatçıyı, ahlakçıyı, eğitimciyi, askeri ve filozofu aynı mecliste konuşturmalıdır. Çünkü yeni teknolojinin meselesi yalnız “ne yapabiliriz?” değildir; asıl mesele “ne yapmalıyız?”dır.
Ben olsam yapay zekâyı ne oyuncak sayardım ne de put edinirdim. Onu yeni nizamın kuvvetli bir anahtarı görürdüm. Amma her anahtar her kapıyı açmamalıdır. Bazı kapıların ardında nimet vardır; bazılarının ardında fitne. Hükümdarın vazifesi, nimetin kapısını açmak, fitnenin kapısına kilit vurmaktır.
SONUÇ
Hünkârımız Fatih Sultan Mehmed Han ile yaptığımız söyleşinin ikinci kısmında devlet adamlığının sorumluluğuna dair ve kendi yaşamından edindiği tecrübelerle güçlenmiş görüşlerini okuduk. Bugün hem küresel hegomonya rejiminin, hem teknoloji paradigmasının değişim sürecinin başlangıcında hem de Türkiye’de yönetim rejiminin yeniden şekillenme evresinde büyük hükümdarın sözleri hepimize rehber olmalı. Siyasi rejimi değiştirirken halkın rızası, haysiyet ve refahı korunmalıdır. Adalete sarınan kuvvet, hikmetle desteklenen bilim ve insanların baskı altında hissetmediği bir atmosferi oluşturmak devlet adamının en öncelikli vazifesidir.