Nasıl olduğunu merak etmediğim insanlarla ilişkilerim!
Öylesine karmaşık ki her şey.
Öylesine insan cehennemi var ki.
Hayat pahalılığı insanlığı, ilişkileri her şeyi alt üst etti.
Berbat haldeyiz.
Hiç kimse birbirini sevmiyor, hiç kimse birbirine yardım etmek istemiyor.
Ve hiç kimse birbirine güvenmiyor.
Uçaktan iniyorum, HAVAŞ’ın otobüsüne doğru yürüyorum, bagaj kapısı açık,
arabanın şoförü ve muavini bekliyor.
Biri diğerine diyor ki, bak bu da aynı şeyi soracak.
Anlıyorum ne demek istediğini ve inadına soruyorum "otobüs saat kaçta kalkacak"
Terli suratları ile, bakışıyorlar.
Duydum diyorum söylediğinizi, siz şoförsünüz insanlar size neyi soracak ki.
Otobüsün başındasın, gayet tabi ki en temel soruyu soracaklar.
Mesela ben, "sana nasılsın diye sormayacağım, çünkü sen nasılsın, senin
nasıl olduğunu hiç merak etmiyorum" diyorum.
Gereksiz ekşi bir konuşma ile arabaya biniyorum.
Malum ev hali.
Kışın kapalı, yazın enkaz halinde kendini size teslim ediyor.
Anlamsız, gittikçe daha anlamsızlaşan, sen ve ev ilişkin ile başlıyoruz zorunlu
savaşa.
Ey Funda ilk hedefin yalancı tamirciler.
Yalancılar içinden en az yalancıyı bulma çabaları başlasın.
Usta geliyor, iş konsantrasyonu hiç yok, eli çalan telefonunda aklı senin cebindeki
parayı en kısa sürede ne zaman alabilirim de.
Göz bebekleri kontrolsüzce para istiyor.
Evden çıkarken para telaşı içinde, işe başladı hızla yükselen para telaşı içinde.
Parayı alıncaya kadar, her telefona ilk çalışta ablacım buyur, sonrası telefon çalıyor
bizim yalancı cevap vermiyor.
Başlıyor dedimkiler.
“Diyorum ki telefona cevap vermiyorsun, hayırdır diyorum", "çok meşgulüm ben
günde 3 defa aranmaz ki" diyor.
İlk defada açsan, ikinci ve üçüncüsü olmaz diye ayar çekiyorum.
Artık Allah ne verdiyse.
"Seni nasılsın diye aramıyorum senin nasıl olduğunu merak eden ilişki mesafem yok.
İşini bitireceksin" diyorum.
Çok işim var diyor.
"Bu kadar çok işin varsa bu işi almasaydın" diyorum.
"Ve bu kadar çok işin varsa, çok zengin olmalısın, ama hala neden fakirsin" diyorum.
Anlamıyor ne demek istediğimi.
Benim çocukluğumda onurlu fakirlik vardı.
Sende o da yok, ama yalanlarında boğulursun diyorum.
Takma kafana söyleyenlere de bozuluyorum.
O zaman sen öde parayı, bana yapılmayan işinin ödenen parayı takmamak kısmı
kalsın.
İş bitsin diye gösterdiğin sabır da yetmiyor.
Sabahtan akşama, zorunlu ilişkin olduğu, kötü niyetli, yalancı ve riyakar ne kadar
insan varsa kaçmaya çalış.
Kovalıyorlar.
Yahu.
Bunları temize de çekemiyorsun.
Ne diyelim, leğendeki bir karış suda boğulma ihtimaliniz ile günahınız boynuna olsun.
Funda'nın aklındakiler…
... Bodrum.
Yazlıkçıların adını misafir koymuşlar.
Kim koymuş, Sağlık Bakanlığı koymuş.
Evine gidiyorsun ama olsun, yine de misafirsin.
Evin tapusu var, vergisini her şeyi ödüyorsun ama olsun, sen yine de misafirsin.
Misafir olarak sakın hastalanmayın, misafirliğinizi bilin, gelin ama sonra da gidin.
Aile Hekimliği Sağlık Ocağı'na, saat 15.00’e kadar misafir adı altında olan hastayı
almıyorlar.
O saatler arası sakın hastalanmayın.
Saat 15.00’den sonra gidin bu defa inanılmaz kuyruk oluşuyor.
Hasta hasta bekleyin.
Yani yine sakın hastalanmayın.
Sayın Sağlık Bakanı, bu uygulama çok yanlış.
6 birim çalışması gereken sağlık ocağında, 2 birim çalışırsa, misafir diye adını
koyduğunuz insanlar kuyrukta ölür.
Doktor kuyruğunda ölmek çok günah olur değil mi?
Sizden ricam bu konunun acilen yeniden planlaması ve düzeltilmesidir.
Teşekkür ederiz.