Günaydın!
Dünya Kupası çilemiz sona erdi. A Milli Futbol Takımımız, ABD’yi 3-2 yenerek evine döndü. Dört takımlı grupta sonuncu olmak başlı başına bir rezalet…
Bu ayıp bize yeter! Asla unutamayacağımız bir Dünya Kupası’na tanık olduk…
Önce karşılaşmayla ilgili bir-iki cümle karalayalım…
Montella yaptığı hatalardan geç de olsa döndü. Mücadele gücü düşük ve saha dışı etkenlerden çok çabuk etkilenen isimleri nihayet kulübeye çekti. Fizik gücü ve dinamizm artınca futbolumuz zevk vermeye başladı.
Üç ihtimale de açık bir 90 dakika izledik, sonuç ne olursa olsun bu takım göğsümüzü kabarttı. Sahadaki mücadele herkesin takdirini kazandı. Özellikle Arda, Kenan ve Orkun takımın öne çıkan isimleri oldu…
Şimdi başarısızlığın birkaç sebebine değinelim…
Birinci hata kamp yeriydi. TFF’nin buna çözüm bulması gerekirdi ancak yapamadılar…
Gelelim saha içine… Teknik Direktör Montella ilk maçtan sonra mücadele gücü zayıf olan isimleri Paraguay karşısında oynatmasaydı şu an çok farklı şeyler konuşuyor olurduk.
Takımda özellikle ilk iki maçta fizik gücün yanı sıra mental olarak da bir kopukluk vardı.
Futbolcular psikolojik olarak turnuvaya hazır değildi. Bütün bu aksilikler de üst üste gelince eve dönüş kaçınılmaz oldu…
Ben Pollyannacılık yapıp hiç yoktan iyidir demeyeceğim. Ya da Montella’nın gazına gelmeyeceğim. Hocanın maçtan sonra şu cümlesine bir kitap yazılır: "Başımız dik bir şekilde ülkemize döneceğiz. Bu akşamki galibiyet bin tane zafere bedel bir maç oldu."
Sevgili Montella aklımızla alay ediyor. Yapma hocam, kimse yemez bunları. Sen bu ülkeyi ne sanıyorsun? Bir galibiyeti bin zafere eş değer görüyorsan vah ki vah!
Çok daha iyi yerde bitireceğimiz Dünya Kupası’nı grup sonuncusu olarak noktaladık.
Bize yakışmadı!