Karadeniz’in en güzel şehri Trabzon
İnsan doğulduğu (doğduğu değil) yer veya toprak parçası neresiyse oradan zorunlu nedenlerle ayrı kalabilir. İşte ben de doğulduğum şehir Trabzon’dan daha doğrusu Araklı, Tul (Uzun demek) Köyü’nden ilk ayrılığımda dört yaşında bir çocuktum. Aradan uzun yıllar geçti ve ailece memlekete geri döndük. Bir on yıl kadar Trabzon’da yaşadım ve bu kez evli ve bir çocuklu genç bir basın mensubu olarak yurt dışına gittim. İş hayatım nedeniyle Türkiye’de 50’ye yakın şehri, dünyada ise 40’ı aşkın ülkeyi gezip görme şansını yakaladım.
Hiçbir yer bana memleketimden güzel gelmedi. Hiç ülkeyi Türkiye’den daha da güzel bulmadım, önceleyemedim.
Bu nedenledir ki, elimden geldikçe memleketim Trabzon’a gitmeyi ihmal etmem. Akrabalarım, yedi sülalem bu kentte, ilçemde ve köyümde oldukça bu seyahatlerim vazgeçilmez olacak.
Trabzon’a demiryolu ve deniz yoluyla gitmek ne yazık ki hiç mümkün değil. Karayolu ise zahmetli ve uzun bir yol.
Bu nedenle milyonlarca insan başka çare olmadığı için havayolunu seçer.
İstanbul’un Avrupa yakası zorunlu olarak THY’yi, Asya yakası sakinleri ise Pegasus veya A Jet’i deneyimler.
Havayolu konforlu, fakat bir o kadar da pahalı bir tercihtir. Ben gidiş ve de dönüş yolculuğumu THY ile yaptım. THY, mükemmelce kızartılmış peynirli sıcak sandviç için koca bir teşekkürü hak etti, ama Ulaştırma Bakanlığı’nın “Uçaklarda 20 ml. su ücretsiz olacak” sözünü ya duymadılar, ya da fatura kabarmasın diye 10 ml.’ye indirmişler. Serçeye versen yetmeyecek kadar az bir miktar. Hakkını yemeyelim az gelirse ikinciyi üçüncüyü veriyorlar, ama keşke yolcu bu duruma gelmese.
Bunun dışında bizim görebildiğimiz kabin ekipleri işlerini titizce yapıyor. Kokpitteki arkadaşları sadece inişte bazen alkışlıyoruz, ama kalkışlarda da şiir gibi kalkarak alkışı hak ediyorlar. Ah bir de taksi yollarını kısaltabilsek.
Trabzon’a bizi sağ salim getirip geri getiren THY, Hürmüz açıldığına ve de Jet A1 fiyatları düştüğüne göre bilet fiyatlarını gözden geçirse iyi olabilir. Yaz geldi, talep arttı, ben de fiyatları arz talep dengesine göre arttırırım demeyip dar gelirliyi düşünse iyi olur.
Trabzon’a gelince şehir dağlara doğru büyümüş, yüzlerce apartman yapılmış gel gör ki, halk üç caddede boğuluyor. Trafiğe kapatılan Kahramanmaraş ve Kunduracılar Caddesi ile Uzun Sokak her gün miting alanı gibi yoğun. İnsan yürürken geçmek için yol arıyor. Arap alemi Trabzon’un serin ve yağmurlu havasını çok seviyor. Bu nedenle akın akın geliyorlar. Çarşı pazarda boş bir kafe ve restoran görmek olası değil.
Turizm yatırmcısı iş insanı Mehmet Ali Tuna yaptığı açıklamada şöyle diyor:
“Trabzon’da 400 konaklama tesisi, 17 bin 582 oda ve 36 bin 861 yatak kapasitesi bulunuyor. Trabzon 2025 yılında 1 milyon 447 bin ziyaretçi ağırladı. Bu tablo bölgede ciddi bir yatırım hacmi ve güçlü bir potansiyel olduğunu gösteriyor.” Rakamlar yalan söylemiyor, Trabzon gerçeğini kesin bir dille ortaya koyuyor. Türk turizmi yabancılar için pahalı bir destinasyon oldu diyenlere kısmen katılırken Doğu Karadeniz’in turizm başkenti de olan Trabzon Sümela, camiye dönüştürülen ikinci Ayasofya, Vazelon Manastırı ve Santa Harabeleri’ye Hristiyan dini yapılarıyla, mutfağıyla, iklimiyle deniz ve güneşiyle de ayrıcalıklı bir yöredir ve Karadeniz’in en güzelidir diyorum. Atatürk Köşkü ve Kostaki Konağı bugüne kadar korunarak getirildi, fakat mahalle aralarında kalmış kıymetini bilmediğimiz tarihi eserler için Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın hassasiyetle hareket edeceğinden şüphem yok.
Maçka’da Sümela Vadisi’nde senfonik müzikle akan dere kenarındaki Panço Tesisleri’ni başka yerde bulamazsınız. Sizi M.Ö’ye ta 8’inci yüzyıla götürüyor.
Trabzon’u üç caddeden oluşan şehir olmaktan çıkarıp, her tarafa yayalım. Trabzon’u sadece yazın gelinen bir yer olmaktan kurtarıp dört mevsime yayıp hayatı da 24 saat yaşanır yapabilmeli.
Günü kurtarıp, yazın döviz getirenleri affedersiniz de kazıklamayalım. Sonra çok ah vah edersiniz. Örneği çok var.
İmparatorluklar şehrine, padişahlar ve şehzadeler kentine yazık etmeyelim kıymayalım diyor, selam ediyorum.
Mutlu yarınlar Türkiye’m.
musaalioglu@ gmail.com
———————————————————-
Ambargo bu kez gerçekten kalkabilir
İranlılar 50 yıllık uçaklara veda edecek
Bundan tam sekiz yıl önce, Eylül 2018’de ‘Türkiye ve İran arasında turizm ilişkileri’ başlıklı yazımda şöyle bir bölüm yer almaktaydı. “İran, yanı başımızda çok eski ve köklü bir medeniyeti temsil ediyor. Kasr-ı Şirin Antlaşması'ndan beri savaşmadığımız, 80 milyona yakın (Şimdilerde 93 milyon) nüfusunun yüzde 40'ı Türk kökenli olan İranlıların Türkiye'ye olan sevgisi eskiye dayanır. Atatürk'ün 1934'te misafir ettiği İran Şahı'nın yerine gelen oğlu Şah Rıza döneminde de İranlı dostlarımız Türkiye'ye gelmeyi severdi.
Şah'ın, halkının dünyaya açılması için taa o zamanlarda havayolu ulaşımına fazlaca önem verdiğini, hatta Boeing'e ortak olup zamanın en iyi uçaklarını aldığını biliriz. 1 Şubat 1979'da Paris'ten Air France'in Boeing'i ile Tahran'daki Mehrabat Havalimanı'na inen Ayetullah Humeyni İran İslam Devrimi'ni gerçekleştirdikten sonra, İran ne Boeing ne de başka marka yeni uçak alamadı. ABD ile yapılan barış süreci de kesintiye uğradığı için yapılan uçak alım anlaşmaları da artık rafa kalktı. Airbus'la geçen yıl yapılan anlaşmayla teslim alınan A321 tipi bir uçağın kutsal İmam Rıza Türbesi'nin üstünden geçip, türbeyi tavaf eder gibi getirilişi ve filoya katılması ilk ve son oldu diyebiliriz. İranlılar yıllar sonra yeni uçak aldığı için çok sevinçliydiler. Bir de İtalyan ATR tipi uçakların ancak beş tanesini sorunsuz alabildiler. Sevinçleri Trump vetosuyla yarım kaldı. Artık değil uçak veya motor, yedek parça dahi alamıyorlar. İran'da İran Air'den sonra ikinci büyük şirket olan ve eski Cumhurbaşkanı Rafsancani'ye ait olduğu söylenen Mahan Air'in yanı sıra, Kish Air, Zagros Air, Ata Airlines, Aseman Airlines. Taban Air, Meraj Air, Qeshm Air (Babek Zencani'nın devletin el koyduğu şirket) ve İran Air Tur adlı havayolu şirketleri eski model ve sayıca az uçaklarla faaliyet sürdürmekte. Tüm bunları anlatmamın nedeni İran'da çok büyük bir turizm potansiyeli var. İran halkı Türkiye'yi ve Türkleri çok seviyor. “
Bu yazıda dikkatinizi Trump’ın İran’a uyguladığı ambargo çekmiş olmalı. Obama döneminde başlayan sonra akamete uğrayan bu görüşmelerin şimdilerde gündeme gelmesi ilginç. Aradan yıllar geçti. Amerika’nın baskı ve dayatmasıyla Avrupa Birliği’nin de İran’a karşı uyguladığı ambargo ülke halkının refah seviyesini düşürmüş ve sıkıntılı yıllar yaşamışlardı. Bu kez de İsrail ve Amerika tarafından aylardır devam eden saldırılar İran halkının ve ülke ekonomisinin belini bükmüştür.
Şimdiler de Amerika başarılı olması mümkün olmayan bu savaşı bitirmek için barış masasına oturmuş. Artık bir aksilik olmasa barış anlaşmasıyla İran devleti önemli kazanımlar elde edecek halkı rahat bir nefes alacak. Özellikle en fazla yaptırımın uygulandığı sektör olan havacılıkta yeni uçaklar ve uçak motoru ve yedek parça tedariğinde yeni bir dönem başlayacak. Serbest bırakılacak maddi varlıkları kullanma hakkını elde edecek olan İran, Boeing ile gerçekleşmeyen anlaşmasının yanı sıra Airbus ile de masaya oturacaktır.
Yıllardır 50 yaşındaki eski uçaklarla ölüm korkusuyla seyahat eden İranlı dostlarımız artık fabrika çıkışlı yeni uçaklara binebilme lüksü yaşayacak.
Kendi ülkelerinde çalışma ve uçma imkanı bulamayan İranlı pilotlar başta bayrak taşıyıcı İran Air olmak üzere diğer şirketlerin artan uçak sayılarıyla ülkelerine geri dönüp kendi ülkelerinin havayolu şirketlerinde çalışacaklar.
Elbette barışın getireceği daha farklı iyilikler ve kazanımlar da olacaktır, fakat en büyük gelişme havayollarının teknolojik ilerlemesinde olacaktır.